Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

ABD Başkanı Donald Trump’ın Fort Knox’taki altınların denetlenmesi yönündeki çağrısı, bir süredir kamuoyunun gündemindeydi. Beklenen açıklama ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’ten geldi.
Bessent, Fort Knox’ta tutulan altınların kayıtlarda görüldüğü şekliyle yerinde olduğunu söyledi. Ancak asıl dikkat çekici mesajı başkaydı: Doların gücü artık kasalardaki altının miktarından değil, ABD ekonomisine ve finans sistemine duyulan güvenden geliyor. Bu açıklama, küresel rezerv düzeninde yaşanan değişimi bir kez daha gündeme taşıdı.

Donald Trump, mayıs ayında yaptığı açıklamada Fort Knox’un kapılarının açılmasını ve altın rezervlerinin fiziki olarak kontrol edilmesini istemişti.
İş insanı Elon Musk’ın da destek verdiği çağrı, ABD kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Tartışmanın merkezinde ise yıllardır dile getirilen “Altınların tamamı gerçekten kasada mı?” sorusu bulunuyordu. Bessent, Fox News’e yaptığı açıklamayla bu tartışmaya nokta koyduğunu söyledi.
FORT KNOX’TAKİ ALTINLARIN TAMAMI YERİNDE
Fort Knox tesisini ziyaret ettiğini belirten Scott Bessent, yaklaşık 147,3 milyon ons altının kayıtlarla uyumlu biçimde kasada bulunduğunu açıkladı. Güncel piyasa değeri 1 trilyon doların üzerine çıkan bu rezerv sayesinde ABD, dünyanın en büyük resmi altın stokuna sahip ülkesi olmayı sürdürüyor.
Yani, kasadaki altınla ilgili bir eksiklik görünmüyor. Fakat mesele artık yalnızca altınların yerinde olup olmadığı değil.

Bessent, ABD’nin geçmişte para sistemini altın ve gümüş rezervleriyle desteklediğini hatırlattı. Ancak 1970’li yıllarda tamamen itibari para sistemine geçilmesiyle bu bağ koptu. Bugün doların değeri, Fort Knox’taki altın miktarından çok ABD ekonomisinin büyüklüğüne, finansal sisteminin işleyişine ve ülkeye duyulan uluslararası güvene dayanıyor.
Açıkçası küresel rezerv tartışmasının en kritik noktası da burada başlıyor. Altının fiziksel bir karşılığı var. Doların gücü ise büyük ölçüde güvene bağlı.

ABD, 1934 yılında doları altına endeksleyen bir sistem uygulamaya koymuştu. Ancak Vietnam Savaşı’nın ardından artan kamu harcamaları ve yükselen enflasyon, bu yapının sürdürülebilirliğini zorlaştırdı. Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, 1971 yılında altın standardını sona erdirdi. Bu karar, yalnızca ABD’nin para politikasını değil, küresel finans sisteminin tamamını değiştirdi.
1974 yılında Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmayla petrol ticaretinin dolar üzerinden yürütülmesi kararlaştırıldı. Böylece petrodolar sistemi doğdu ve dolar, uzun yıllar boyunca küresel ticaretin merkezinde kalmayı başardı.
Son yıllardaki veriler ise doların küresel rezervlerdeki ağırlığının yavaş yavaş azaldığını gösteriyor. 1999 yılında yüzde 71 seviyesinde bulunan doların küresel rezervlerdeki payı, yüzde 57’ye kadar geriledi. Bu oran, son çeyrek yüzyılın en düşük seviyesi olarak dikkat çekiyor.
Jeopolitik gerilimler, ekonomik yaptırımlar ve ticaret savaşları birçok ülkeyi yeni arayışlara yöneltiyor. Merkez bankaları rezervlerini çeşitlendirirken, alternatif ödeme sistemleri de giderek daha fazla konuşuluyor. İşte bu noktada altın yeniden sahneye çıkıyor.
Piyasa analisti Sana Ur Rehman, yaşanan dönüşümün yalnızca ABD’nin rakipleriyle sınırlı olmadığını düşünüyor. Rehman, Fransa’nın New York Fed’de tuttuğu altın rezervlerini ülkesine geri taşıma kararını ve Kanada’nın ABD’ye bağımlılığını azaltmayı hedefleyen yeni bir devlet varlık fonu oluşturmasını bu eğilimin işaretleri olarak gösterdi.