Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Çin'in 1970'lerden bu yana gerçekleştirdiği ekonomik dönüşüm, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dikkatle izleniyor. Peki Çin nasıl bu denli büyüdü ve tüm dünyanın şaşkınlıkla izlediği bir ekonomiye sahip oldu? Çin'in "üreten toplum" modelini analiz eden Uluslararası İlişkiler Uzmanı Barış Adıbelli, Batı'nın yüksek üretim maliyetleri ve sosyal refah devlet uygulamaları nedeniyle Çin ile rekabet etmekte zorlandığını belirtti.
Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayan Adıbelli, Türkiye’nin seviye atlaması için "milli seferberlik" ruhuna ihtiyaç olduğunu ifade etti ve kalkınma planının formülünü açıkladı.

Çin'in önlenemeyen yükselişi Batı ülkeleri ve küresel ticaret otoriteleri tarafından nasıl karşılanıyor?
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Barış Adıbelli: Batı bu durumu şaşkınlıkla izliyor. Kıskançlıkla izliyor mu bilmiyorum ama ben bir vatandaş olarak bazen kıskanıyorum; keşke biz de yapabilseydik diyorum. Çünkü Çin, bizden çok daha geç kalkınmaya başlayan bir ülke olmasına rağmen 1970’lerden itibaren çok ciddi bir dönüşüm yaşadı. Tarım ve atık maddeleri bile değerlendiriyor.
Batı’da ise altyapı farklı. İş gücü maliyetleri çok yüksek, sendikal haklar, sosyal devlet uygulamaları, işçi ücretleri ve sigorta yükleri üretim maliyetlerini artırıyor. Çin’de ise bu maliyetler çok daha düşük.

Ayrıca Çin’de çok büyük bir çalışan nüfus var; 1,4 milyar insandan bahsediyoruz. Köylerde bile üretim atölyeleri var. Oyuncak, tekstil gibi ürünler küçük ölçekli üretimlerle sağlanabiliyor.
Batı ise artık bazı alanlarda üretimi bırakıp daha çok yüksek teknoloji, savunma sanayi ve kaliteli üretime yönelmiş durumda. Çünkü alt segment üretimde Çin ile rekabet etmek çok zor. Bugün Avrupa’nın birçok elektronik ve üretim altyapısı Çin’e bağımlı durumda. Dolayısıyla Batı, maliyet hesabı yapıyor: “Üretirsek mi daha pahalı, Çin’den alırsak mı?” sorusuna göre hareket ediyor.

Bu güç durdurulabilir mi? Küresel ekonomiler Çin'in üretim gücü ve ekonomik otoritesi ile nasıl rekabet edecek?
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Barış Adıbelli: Çin’i durdurmanın tek yolu, benzer üretim gücüne sahip başka bir Çin çıkarmaktır. Vietnam, Tayland, Bangladeş ve Hindistan gibi ülkeler denense de Çin’in ölçeği ve verimliliği çok farklı.
Özellikle Hindistan’da demokratik yapı, iç siyasi farklılıklar ve maliyet sorunları nedeniyle Çin benzeri bir üretim modeli oluşturmak zor. Çin ise tek parti sistemi sayesinde uzun vadeli planlamayı kesintisiz şekilde sürdürebiliyor. Bu da kalkınma açısından önemli bir avantaj sağlıyor.
Devletçi ve merkezi bir ekonomik sistem var Çin’de. Devletin ekonomi üzerindeki etkisi güçlü olduğu için sürprizler daha az yaşanıyor. Bu durum Batılı yatırımcılar için eleştiri konusu olsa da, aynı zamanda bir güven unsuru olarak da görülüyor.

İstikrar, büyüme için önemli dediniz. Türkiye’de mevcut siyasi istikrarı düşünürsek, ekonomik kalkınma için şu anki tavsiyeleriniz neler olur?
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Barış Adıbelli: Türkiye’de böyle bir üretim modeli kurmak mümkün değil. Türkiye bir sosyal refah devleti ve işçi maliyetleri de yüksek; sendikal yapı var, sosyal haklar var.
Çin ise daha çok “işçi ülkesi”, kendi ifadesiyle bir “proletarya devleti” olarak görülüyor. Yani işçi, köylü ve çiftçinin kurduğu bir devlet olduğu için işçi hakları farklı bir çerçevede ele alınıyor. Sendika gibi yapılar da Batı’daki anlamıyla yok, çünkü iktidar zaten bu sınıfın kendisi olarak tanımlanıyor. Ayrıca temel ihtiyaç ürünlerinde de ciddi bir devlet kontrolü var. Ekmek, un, şeker, tahıl ve bakliyat gibi ürünlerde fiyatlara doğrudan müdahale ediliyor; hiçbir firma keyfi zam yapamıyor. Enflasyon da bu anlamda farklı yönetiliyor.
Dolayısıyla Türkiye’de böyle bir üretim modeli kurmak mümkün değil. Çin’le de bu anlamda doğrudan rekabet edemeyiz. Ancak Türkiye’de de işçi maliyetleri yüksek. Buna rağmen tek başına iktidarın sağladığı bazı avantajlar var ve bunu görüyoruz. Örneğin son yıllarda yapılan yollar, altyapı yatırımları çok önemli. Bana göre Cumhuriyet’in 100 yılında yapılan en büyük başarılar bunlar. Ancak belki de bunlar daha önce yapılmalıydı. 50 yıl önce tamamlanabilecek işlerdi. Enerjimizin önemli bir kısmı altyapı eksiklerini gidermeye harcandı.

Eğer demiryolları, karayolları, köprüler ve altyapı zamanında tamamlanmış olsaydı, bugün daha çok AR-GE’ye, uzaya ve teknolojiye odaklanabilirdik. 24 yıllık iktidar döneminin büyük kısmı bu altyapıyı kurmakla geçti. Bugün artık hatalı sollama kaynaklı kazaların azalması, köprüler ve tüneller gibi yatırımlar bunun örnekleri.
Tek başına iktidarın sağladığı istikrar sayesinde seçim ve koalisyon problemleri olmadan daha planlı yatırımlar yapılabildi. 90’ları yaşamış biri olarak kıyas yapabiliyoruz ama yeni nesil bu dönemi bilmediği için bazı şeyleri değerlendirmekte zorlanıyor.
Bana göre Türkiye bu dönemde önemli ilerlemeler kaydetti. Bugün modern Türkiye varsa, bu mevcut iktidar döneminin de önemli katkısı vardır. Hızlı internet, ADSL, savunma sanayii yatırımları, tüneller, köprüler, uydu ve uzay çalışmaları bunlara örnektir. Türkiye bugün modern ülkeler arasında bir konuma geldiyse, bunda bu dönemin katkısı büyüktür. Elbette gelecekte farklı iktidarlar da katkı sağlayacaktır.

Ancak Çin ile kıyas yapmak zordur. Hatta Amerika ile Çin’i kıyaslamak bile şu an için kolay değildir. Çin, ideolojik bir ülkedir. Marksizm, Maoizm ve Çin’e özgü sosyalizm anlayışı üzerine kurulu bir sistem vardır. Çin Komünist Partisi yaklaşık 100 yıldır ülkeyi yönetmektedir. Bu da tamamen farklı bir kalkınma modeli ortaya çıkarmıştır. Bu model Kuzey Kore dahil başka ülkelere bile birebir örnek olamaz. Çünkü her ülkenin kendi koşulları vardır.

Türkiye ekonomisi nasıl bir modelle seviye atlayabilir?
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Barış Adıbelli: Türkiye’nin de aslında geçmişte bir kalkınma modeli vardı. Özellikle planlı ekonomiden ciddi fayda sağlandı. Ancak Devlet Planlama Teşkilatı’nın kaldırılması bir eksikliktir. Benim tavsiyem, Türkiye’nin yeniden planlı ekonomiye dönmesidir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden kurulması gerekir. Çok güçlü bürokratik ve teknik kadrolarla Türkiye’nin yeniden beş yıllık kalkınma planlarına dönmesi önemlidir.
Çin 1950’lerden beri bunu uyguluyor ve başarılı oldu. Bu planlama sadece ekonomi değil; siyaset, diplomasi ve sanayi alanlarını da kapsayan bütüncül bir sistemdir. Eğer bir ülkenin hedefi ve rotası olmazsa, kalkınma sürdürülemez. Türkiye’nin en büyük eksikliği de budur. Devlet Planlama Teşkilatı kaldırılmamalıydı. Çünkü bu kurum Türkiye’nin kurumsal hafızasıydı.

Bugün yeniden ciddi bir kalkınma seferberliğine ihtiyaç var. Türkiye’de birçok alanda “milli seferberlik” ilan edildi ama ekonomik kalkınma için aynı güçlü irade gösterilmedi. “Türkiye Yüzyılı” hedefi varsa, bunun temelini savunma sanayii değil, milli kalkınma oluşturmalıdır. Açık söylemek gerekir ki üretmeyen bir ülke para kazanamaz. Çalışmadan gelir elde edilemeyeceği gibi, üretmeden de ekonomik güç oluşturulamaz.
Türkiye’nin her bölgesinde üretim tesislerinin, modern tarımın ve sanayinin geliştiği bir yapıya ihtiyaç var. Fabrika bacalarının tüttüğü bir ülke modeli hedeflenmelidir.

Çin’in en önemli sloganı “Üreten Çin”dir. Bizim de “Üreten Türkiye” anlayışını yerleştirmemiz gerekir. Aksi halde taşıma suyla değirmen dönmez. Bu nedenle Anadolu sermayesini güçlendirmek, KOBİ’leri büyütmek ve üretim kapasitesini artırmak gerekir. Küçük işletmelerin birleşerek büyük üretim yapıları oluşturması önemlidir.
Savunma sanayii önemli bir başarıdır ancak bunu besleyecek olan şey genel sanayi ve üretim gücüdür. Aksi halde sürdürülebilir olmaz. Bugün bazı bölgelerde kemik gibi yan ürünler bile değerlendiriliyor; bunlardan ilaç, porselen ve gübre üretimi yapılabiliyor. Ancak bunun sürdürülebilmesi için hayvancılık ve tarım altyapısının güçlü olması gerekir. Ne yazık ki bu alanlarda zayıflama var.
Türkiye’de de güçlü sermaye grupları var ve bunların üretim ve sanayiye daha fazla yönelmesi gerekiyor. Anadolu sermayesinin güçlendirilmesiyle Türkiye’de yeni bir kalkınma süreci başlayabilir.