Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel tahvil piyasalarının “düzenli” şekilde çalışmayı sürdürdüğünü açıkladı. Ancak dünyanın birçok bölgesinde tahvil faizlerinin hızla yükselmesi, bu açıklamanın neden şimdi yapıldığı sorusunu da beraberinde getiriyor. Reuters’ın aktardığına göre ABD’nin 10 yıllık tahvil getirileri, üçüncü çeyrekte bu yüzyılın en büyük çeyreklik yükselişini kaydetti.
Normal şartlarda bu tablo altın açısından pek de iyi haber sayılmaz. Çünkü altın faiz getirisi sağlamıyor. Devlet tahvillerinin sunduğu getiri yükseldikçe, yatırımcı açısından altın tutmanın fırsat maliyeti de artıyor. Ancak işin rengi, faizlerin neden yükseldiğine bakıldığında biraz değişiyor.

Tahvil getirilerindeki artış artık yalnızca ABD piyasalarının meselesi değil. İngiltere, Fransa ve Almanya dahil büyük gelişmiş ekonomilerde vadeye ilişkin risk primleri yükseliyor. Yatırımcılar bir yandan kalıcı enflasyonla, diğer yandan artan kamu borçlanma ihtiyacı ve bozulan mali dengelerle karşı karşıya.
Yani devlet tahvili piyasaları teknik olarak sorunsuz işlemeye devam ediyor olabilir. Fakat yatırımcıların bu borçları taşımak için daha yüksek getiri talep ettiği de ortada. Asıl dikkat çeken nokta tam olarak burada.
Geleneksel piyasa yaklaşımına göre mevcut şartların altına olan talebi ciddi şekilde baskılaması beklenirdi. ABD Hazine tahvili getirileri 2002’den bu yana görülmeyen seviyelere yükseldi. Para politikası sıkılaştı, ABD doları güçlendi. Buna rağmen altının ons fiyatı 4 bin doların üzerinde kalmayı başardı.
Yüzde 2,24 seviyesindeki reel faizler, kuşkusuz altın açısından önemli bir baskı unsuru. Ancak bu durum, altının parasal bir varlık olarak sahip olduğu bazı özellikleri ortadan kaldırmıyor.
Altının arkasında bir devlet yok. Mali açığı bulunmuyor, borçlarını çevirmek zorunda değil. Yükümlülüklerini karşılamak için sürekli daha fazla borç ihraç eden bir hükümete de bağlı değil.

IMF, piyasaların düzenli şekilde işlemeye devam ettiğinin altını özellikle çiziyor. Ancak analistlere göre “düzenli” olması, tahvil piyasalarının risksiz olduğu anlamına gelmiyor. Bu nedenle altın açısından kritik soru da değişiyor. Küresel tahvil faizlerindeki yükseliş, yatırımcılar için altına karşı daha cazip bir getiri seçeneği mi yaratıyor, yoksa devlet borçlarını taşımak için talep edilen risk priminin giderek yükseldiğini mi gösteriyor?
Eğer ikinci ihtimal ağırlık kazanıyorsa, yüksek tahvil faizleri altın için geleneksel piyasa yaklaşımının öngördüğü kadar olumsuz olmayabilir.