Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Türk çelik sektörü, küresel ticarette artan korumacılık ve maliyet baskılarına rağmen uluslararası arenadaki varlığını güçlendirmeye devam ediyor. Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB), Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen Wire & Tube 2026 Fuarı’na 197 firmayla katılarak yeni iş birlikleri ve pazar fırsatları için sahaya indi. Türk firmalarının fuarda öne çıkan en önemli avantajlarının coğrafi yakınlık, hızlı teslimat ve yüksek kalite olduğunu belirten ÇİB Denetim Kurulu Üyesi Selçuk Yılmaz, "Biz çevik olarak hızlı karar verebiliyoruz, kaliteli üretebiliyoruz ve çok hızlı terminle malzemeyi Avrupa'daki müşterilerimize tedarik edebiliyoruz. Bu anlamda Avrupa için çok önemli bir partner olabiliriz." dedi. İran-ABD savaşının sektöre etkilerine de dikkat çeken Yılmaz, yüzde 40'lara varan bir navlun artışı ile karşı karşıya olduklarını söyledi.
Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB), yeni iş fırsatları yaratmak ve mevcut pazarlardaki ihracat payını artırmak amacıyla 13–17 Nisan 2026 tarihleri arasında Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen Wire & Tube 2026 Fuarı’na güçlü bir katılım sağladı. Fuarda 197 Türk firması yer alırken, Türkiye’nin çelik sektöründeki küresel konumu ve rekabet gücü bir kez daha uluslararası platformda sergilendi.

Fuarda değerlendirmelerde bulunan ÇİB Denetim Kurulu Üyesi Selçuk Yılmaz, Türkiye’nin çelik üretiminde dünyada 7’nci, Avrupa’da ise 1’inci sırada yer aldığını belirterek, 2025 yılının 38 milyon ton sıvı çelik üretimiyle tamamlandığını ifade etti. İhracatta da dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer aldıklarını vurgulayan Yılmaz, yaklaşık 19 milyon tonluk ihracatla Türkiye’nin küresel pazarda güçlü konumunu sürdürdüğünü söyledi.
Ancak son dönemde artan korumacılık önlemlerinin sektör üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çeken Yılmaz, özellikle Avrupa Birliği pazarının Türk çelik sektörü açısından kritik önem taşıdığını belirtti. Uzun süredir uygulanan kotalar ve ilave vergilerin ihracatı zorlaştırdığını ifade eden Yılmaz, Avrupa Komisyonu’nun kota miktarlarında ilave daraltma planlarına da işaret ederek, "Avrupa Birliği bizim en önemli pazarımız. Ancak uzun süredir uygulanan kotalar ve ilave vergiler ihracatımızı zorlaştırıyor. Kota aşımı durumunda yüzde 25 vergi uygulanıyor. Şimdi de kotaların yeniden daraltılması gündemde. Bu süreci çok yakından takip ediyoruz.” diye konuştu. Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında Avrupa ile güçlü ticari bağlara sahip olduğunu hatırlatan Yılmaz, bu çerçevede yürütülen diplomatik temasların önemine işaret etti.
Küresel gelişmelerin maliyetler üzerindeki etkilerine de değinen Yılmaz, özellikle son dönemde yaşanan jeopolitik gerilimlerin navlun fiyatlarında ciddi artışlara yol açtığını belirtti. İran ile
ABD arasında yaşanan gerilimin ardından deniz taşımacılığında maliyetlerin yüzde 30-40 oranında yükseldiğini ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti:
"İran-ABD savaşı ile birlikte en büyük etkiyi navlun fiyatlarında gördük. Türkiye'nin girdi malzemeleri olan hurda ve demir cevheri daha çok gemilerle geldiği için navlundaki artış bizi olumsuz etkiledi. Benzer şekilde ihracatımızın önemli bir bölümünü gemilerle gerçekleştiriyoruz. Biz şu anda yaklaşık olarak yüzde 30-40'a varan bir navlun artışıyla karşı karşıyayız. Üretim tarafında da hem doğalgaz hem de elektrik kullandığımız için girdi maliyetlerimizde bir artış var. 4 Nisan tarihi itibariyle elektrik ve doğalgazda sanayi tarafındaki kullanıma çok uzun bir zamandan sonra zam geldi. Bu da ister istemez bizim üretim maliyetlerimizi yukarı çekiyor."

Sektörün bu maliyet baskılarına karşı çözüm arayışında olduğunu vurgulayan Yılmaz, yeşil dönüşüm ve yenilenebilir enerji yatırımlarının bu noktada kritik rol oynadığını belirtti. Türkiye’nin 2050 net sıfır karbon hedefi doğrultusunda çelik üreticilerinin güneş enerjisi başta olmak üzere yenilenebilir kaynaklara yöneldiğini ifade eden Yılmaz, mevcut durumda sektörün enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 15-20’sinin bu kaynaklardan karşılandığını, bu oranın önümüzdeki dönemde artmasının beklendiğini söyledi.
Avrupa pazarında olası daralmaya rağmen sektörün alternatif pazarlara yönelme kabiliyetine sahip olduğuna dikkat çeken Yılmaz, ÇİB öncülüğünde dünyanın farklı bölgelerine düzenlenen ticaret heyetleriyle yeni pazar arayışlarının sürdüğünü ifade etti. Avrupa’nın Türk çeliği için ana pazar olmayı sürdürdüğünü ancak olası kısıtlamaların kapasite kullanım oranlarını etkileyebileceğini belirten Yılmaz, buna rağmen sektörün esnek yapısıyla yeni yollar bulacağına inandıklarını dile getirdi.
2026 yılı hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Yılmaz, 20 milyon ton ihracat ve 17 milyar dolar seviyesindeki hedeflerde şu aşamada bir sapma öngörmediklerini belirterek, “Türk çelik sektörü her koşulda hedeflerine ulaşacak esnekliğe ve deneyime sahip.” dedi.
Fuarın genel atmosferine ilişkin de bilgi veren Yılmaz, küresel çelik sektörünün geleceğine yönelik belirsizliklerin fuarın ana gündemini oluşturduğunu belirtti. Yılmaz, üretici ve alıcıların piyasa yönünü anlamak için yoğun temaslarda bulunduğunu söyledi.

Türk firmalarının fuarda öne çıkan en önemli avantajlarının coğrafi yakınlık, hızlı teslimat ve yüksek kalite olduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları anlattı:
"Türk çelik sektörü olarak Avrupa'ya yakın oluşumuzun çok büyük bir avantajı var. Biz bunu bütün gelen ziyaretçilerimize de söylüyoruz. Çünkü buradan gemi çıktığında yaklaşık 48 saat içerisinde kendi limanlarına ulaşabiliyor. Ama bizim ihracat tarafındaki rakibimiz olan Hindistan, Vietnam, Tayvan gibi ülkeleri düşündüğünüzde, navlunun süresi zaten 25-30 gün. Ayrıca Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler de uzun mesafeli tedarik zincirlerinin jeopolitik risklere ne kadar açık olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. O yüzden aslında Türkiye, Avrupa
Birliği için her zaman güvenli bir liman. Bununla beraber kalite anlamında da hem yassı hem de uzun ürünlerde Türkiye kendini ispat etmiş durumda. Bu bize pozitif bir ayrımcılık da tanıyor. Ama maalesef emtia olduğu için ve bedeli çok yüksek olduğu için fiyat her zaman bir enstrüman olarak karşımıza çıkıyor. Fakat biz her zaman şunu savunuyoruz: Biz çevik olarak hızlı karar verebiliyoruz, kaliteli üretebiliyoruz ve çok hızlı terminle malzemeyi Avrupa'daki müşterilerimize tedarik edebiliyoruz. Bu anlamda biz önemli bir partner olabiliriz."
Fiyat tarafındaki gelişmelere de değinen Yılmaz, küresel emtia piyasalarındaki dalgalanmaların birim fiyatları doğrudan etkilediğini belirterek, 2021 yılında 1.400 dolar seviyelerine çıkan çelik fiyatlarının bugün 600-700 dolar bandına gerilediğini hatırlattı. Bu nedenle yalnızca birim fiyat üzerinden değerlendirme yapılmasının yanıltıcı olabileceğini vurgulayan Yılmaz, sektörün hem tonaj hem de katma değer odaklı büyüme stratejisini sürdürdüğünü ifade etti.