Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara Adalet Sarayı Konferans Salonu'nda Ankara 2 No'lu Barosu'nun 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı'na önemli açıklamalarda bulundu. Gürlek, boşanma ve nafaka davalarına ilişkin düzenlemenin ekim ayında hayata geçirileceğini söyledi.
İşte Bakan Gürlek'in açıklamalarından satırbaşları:
Boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de inşallah Ekim ayındaki pakette hayata geçirmeyi düşünüyoruz.

Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz. Uygulamanın içerisinden gelen bir hukukçu olarak avukatlarımızın mahkeme kalemlerinde ve adli hizmetlerden yararlanırken karşılaştığı sorunları yakından biliyorum. Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık çerçevesinde hareket etmeleri gerektiğini gittiğim her yerde ifade ediyorum.
Avukatlarımızın silah ruhsatı ücretleri konusunda da sürekli talepler geliyor. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanımızla görüşmeler yaptık. Sağ olsunlar, onlar da bize yardımcı oldular. İnşallah Ekim ayında gündeme gelecek pakette silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda yarı oranında alınması, devamındaki yenilemelerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık.

Avukatlarımız açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek durumundadır. Bu nedenle hâkim ve savcı arkadaşlarımızın da yargıda belirlenen hedef sürelere riayet etmesi gerektiğini katıldığım her fırsatta ve programda ifade ediyorum. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını hedefliyoruz."
Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargının adeta milletimiz aleyhine işletildiğini; FETÖ gibi yapıların, uluslararası güç odaklarının da desteğiyle milli güvenliğimizi hedef aldığını, hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik süreçlerin aracı haline getirmeye çalıştığını maalesef gördük. FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde her alanda olduğu gibi mevcut zengin kaynağımızla yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılanmayı tamamladık. Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık.

Malumunuz, tarihsel süreçte milletimize hizmet etmesi gereken bu değerli kurumlarımız; cuntacı, darbeci, vesayetçi anlayışların ve uluslararası güç odaklarının dolaylı unsurlarının aparatı haline getirilmek istendi. Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleksleriyle bu darboğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah'ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin.
Değerli dostlar, aramızda çok genç avukat arkadaşlarımız da var. Bizler 20, 30 hatta 40 yıl öncesinden bugüne ülkemizin hangi süreçlerden geçtiğini ve bugün bulunduğu yere gelebilmek için ne büyük bedeller ödediğini biliyoruz. Bugünkü toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını hep birlikte hatırlamak durumundayız. Bu ülke onlarca yıl boyunca olağanüstü hal uygulamalarına, yargının işlevsiz hale getirildiği dönemlere ve vatandaşın değil vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemine şahit oldu. Çok şükür bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız.
Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik. Geçmişten bugüne kronikleşen; milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga haline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidin kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler devletimizin kurumlarıyla toplumumuzun bütün kesimleri arasındaki birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir.
Değerli avukat dostlarım, devlet devasa bir duvar ise her bir birey ve her bir kurum da bu duvarın bir tuğlasıdır. Bu duvarda asla kırık, dökük ve gedik olmamalıdır. Bu güçlü yapının en önemli taşıyıcı unsurlarından biri de barolarımız ve onları oluşturan avukatlarımızdır. Ziyaret ettiğimiz her ilde baro başkanlarımız ve yönetimleriyle mutlaka bir araya geliyoruz. Mesleki meseleleri doğrudan istişare ediyoruz. Aynı zamanda o ildeki yargı altyapımızın yerel düzeydeki durumunu ve işleyişini değerlendirmek, yargı teşkilatımız ile avukatlarımız arasındaki uyumu ve profesyonel kurumsal iletişimi daha ileri bir seviyeye taşımak amacıyla diyaloğumuzu sürdürüyoruz ve sürdürmeye kararlıyız.
Kıymetli avukatlar, bununla beraber Ankara 2 No'lu Baromuzun, Türk Dünyası Hukuk İşbirliği Komisyonu vasıtasıyla yürüttüğü çalışmaları yakından takip ediyorum. Ortak tarih ve medeniyet değerlerimizi paylaştığımız Türk dünyasıyla siyasi, ekonomik ve kültürel bağlarımız güçlenirken barolarımız ve hukukçularımız arasındaki işbirliğinin eğitimden tahkime, mevzuat çalışmalarından karşılıklı tecrübe paylaşımına kadar geniş bir alanda geliştirilmesini önemli görüyorum. Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakar çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı sunan bütün avukatlarımızı gönülden kutluyorum.
Değerli arkadaşlar, hepimiz büyük bir adalet ailesinin farklı sorumluluklar üstlenen mensuplarıyız. Bir saatin çarkları gibi hakimlerimiz, cumhuriyet savcılarımız, avukatlarımız ve adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarının emekleri de birbirini tamamlamaktadır. Çünkü hepimizin hedefi; hakkın sahibine zamanında teslim edildiği, vatandaşlarımızın hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmektir. Bu sebeple Bakanlığımıza sunulacak yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapımız açıktır. Yeter ki sözümüzün merkezinde hukuk, gayemizin merkezinde adalet, çalışmalarımızın merkezinde de milletimizin menfaati bulsun.
Kıymetli avukat meslektaşlarım, dünya hukuk düzeni bugün tarihi bir imtihandan geçmektedir. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu Batı ülkesinin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart, uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır. Yakın coğrafyamızda evrensel hukuk güvencesi altında yaşanan süreçlerde, maalesef insanların on yıllardır göçe, soykırıma ve katliama maruz kaldıklarına; bir damla insan kanının bir damla petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldığına maalesef hep birlikte şahit olduk. Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına ve yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilenmesi, uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar vermektedir.
Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı ve hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimde uygulandığı bu dönemde Türkiye; hukuk kurumlarımızın, barolarımızın ve avukatlarımızın katkılarıyla insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukuku etkin bir biçimde işletmek için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkça söylüyorum ki bu, Türk milletinin tarihinden devraldığı önemli görevlerden ve üstlendiği asil sorumluluklardan biridir. Türk milleti adalet ve hukuk nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edecektir.
Değerli katılımcılar, karşı karşıya olduğumuz tablo adalet merkezli, tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, milli birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemi ile Türkiye; bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edecektir. Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan ve ülkemizin geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü, huzurlu ve dayanışma içerisinde olan bir Türkiye; insanlığın barışına, bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum, her zaman yok olmaya mahkumdur.
Bundan yaklaşık 100 yıl önce Milli Mücadelemize merkezlik eden Ankara'mızın yanı başına kadar ilerleyen işgal güçleri vardı. Onların top sesleri Polatlı'ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz güçlü Türkiye'nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin adalet ve hukuk güvenliğidir.
Ankara 2 No'lu Baromuzun kıymetli mensupları, hukuk karşısında herkes eşittir. Hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. Adalet herkese lazım olan cansuyudur. Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı konumda göremez. Toplum vicdanı buna asla müsaade etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz bir biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazidir.
Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere, toplumumuza örnek olması gereken popüler kişiliklerin milli ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu özendiren yaşam tarzlarıyla gençlerimizi ve genç nesillerimizi olumsuz etkilediklerini gördük. Gereken yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntüye zemin hazırlayan her kişi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir. Aynı şekilde insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık. Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri alıyoruz.