Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Anne veya babadan kalan ev, arsa ya da iş yeri, kardeşler arasında yıllarca süren bir miras kavgasının merkezine dönüşebiliyor. Özellikle miras paylaşımında bir kardeşin taşınmazı tek başına kullanması, diğer mirasçıların satışa karşı çıkması, hayattayken yapılan mal devirleri veya “Ben hakkımı istemiyorum” şeklindeki beyanlar, aile içinde ciddi hukuki uyuşmazlıklara yol açabiliyor.
Miras kalan taşınmazın nasıl paylaşılacağı, kardeşlerden birinin miras payından vazgeçmesi, mirastan mal kaçırma iddiasının hangi durumlarda gündeme geleceği ve saklı pay ihlalinde hangi yolların izleneceği ise en çok merak edilen konular arasında yer alıyor.
Miras paylaşımı nasıl yapılır? Kardeşlerden biri miras kalan evi tek başına kullanıyorsa diğer mirasçılar ne yapabilir? Bir kardeş taşınmazın satışına karşı çıkarsa ev veya arsanın satışı nasıl sağlanır? Anne ya da babanın hayattayken yaptığı mal devri sonradan mirasçılar tarafından dava konusu edilebilir mi? Miras hakkını korumak isteyenlerin hangi sürelere dikkat etmesi gerekiyor?
Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er, miras paylaşımında vatandaşların en sık karşılaştığı sorunları Avukat Gizem Gonce'ye sordu. Gonce, kardeşler arasındaki miras anlaşmazlıklarında merak edilen hukuki süreçleri ve mirasçıların haklarını tek tek açıkladı.

Kardeşler arasında miras paylaşımında en sık hangi anlaşmazlıklar yaşanıyor? Özellikle ev, arsa ve iş yeri gibi taşınmazlarda kavga neden çıkıyor?
Av. Gizem Gonce: ''Kardeşler arasında miras paylaşımında en sık karşılaştığımız uyuşmazlıkların başında, miras bırakanın geride bıraktığı ev, arsa, iş yeri gibi taşınmazların nasıl paylaşılacağı geliyor. Aslında çoğu zaman hukuki ihtilafın temelinde sadece taşınmazın kendisi değil, “Benim hakkım ne kadar?” sorusuna verilen farklı cevaplar yatıyor. Özellikle bir kardeşin miras bırakanla aynı evde yaşaması, taşınmazı uzun yıllar kullanması veya iş yerini işletmeye devam etmesi diğer kardeşlerde “Benim miras payım yok sayılıyor” düşüncesine neden olabiliyor.
Bir diğer önemli sorun, miras bırakanın hayattayken yaptığı işlemler. Örneğin bir taşınmazın çocuklardan birine satılmış gibi gösterilmesi, gerçekte bağışlanması, bedelsiz devredilmesi veya bir mirasçıya diğerlerinden farklı ekonomik değer aktarılması, ölümden sonra ciddi uyuşmazlıklara yol açabiliyor. Böyle durumlarda olayın niteliğine göre muris muvazaası, tenkis veya denkleştirme gibi hukuki yollar gündeme gelebiliyor. Özellikle taşınmazlarda bir başka problem de şu: Bir ev ya da arsa fiziksel olarak kardeşler arasında kolayca bölüştürülemiyor. Bu durumda taraflar taşınmazın satılmasını istemeyebilir; bir kardeş taşınmazın kendisine bırakılmasını, diğerleri ise kendi miras paylarının karşılığını almak isteyebilir.
İş yerlerinde ise durum daha da karmaşık hale gelebiliyor. Örneğin miras bırakanın işlettiği dükkânı çocuklardan biri devam ettiriyorsa, diğer kardeşler hem işletmenin ekonomik değerinden hem de taşınmazdan ne ölçüde pay alacakları konusunda anlaşmazlık yaşayabiliyor. Bu nedenle miras paylaşımında en önemli nokta, “Kardeşler arasında eşit paylaşım” ile “hukuken miras payına uygun paylaşım” kavramlarının birbirinden ayrılmasıdır. Her olayda taşınmazın değeri, mirasçıların yasal payları, miras bırakanın yaptığı önceki devirler ve taşınmazın kim tarafından nasıl kullanıldığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Kısacası, miras uyuşmazlıklarında sorun çoğu zaman mirasın kendisinden değil, paylaşımın adil olmadığı düşüncesinden doğuyor. Bu nedenle miras bırakanın vefatından sonra taşınmazlar üzerinde işlem yapılmadan önce, mirasçıların hukuki durumlarını ve sahip oldukları hakları net şekilde ortaya koymaları büyük önem taşıyor.''

Kardeşlerden biri miras kalan evi tek başına kullanıyorsa diğer mirasçılar hangi yollara başvurabilir? Kira bedeli veya kullanım tazminatı talep edilebilir mi?
Av. Gizem Gonce: ''Miras kalan evin kardeşlerden biri tarafından tek başına kullanılması, diğer mirasçıların haklarını ortadan kaldırmaz. Burada öncelikle taşınmazın elbirliği mülkiyetine tabi olduğu ve mirasçıların tereke üzerinde birlikte hak sahibi oldukları unutulmamalıdır. Eğer mirasçılardan biri evi tek başına kullanıyor ve diğer mirasçıların kullanımını engelliyorsa, diğer mirasçılar belirli şartlar altında ecrimisil, yani haksız kullanım tazminatı talep edebilir .Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Her tek başına kullanım otomatik olarak ecrimisil ödeneceği anlamına gelmez. Özellikle diğer mirasçıların taşınmazı kullanmak istemediklerini veya kullanımdan vazgeçtiklerini gösteren bir durum varsa değerlendirme farklı olabilir. Uygulamada, diğer mirasçıların taşınmazdan yararlanma taleplerinin karşılanmadığının ortaya konulması önem taşıyor.
Bu nedenle mirasçılardan biri “Bu ev hepimizin, ben de burada oturuyorum” diyerek taşınmazı sınırsız şekilde tek başına kullanamaz. Diğer mirasçıların da miras payları oranında hakları bulunuyor. Diğer mirasçılar somut olayın koşullarına göre taşınmazın ortak kullanımının sağlanmasını, paylaşımın gerçekleştirilmesini veya şartları oluşmuşsa ecrimisil talebinde bulunulmasını isteyebilir. Ayrıca taşınmazın uzun süre çözülemeyen bir ortaklık haline gelmesi durumunda ortaklığın giderilmesi davası da gündeme gelebilir.''

Bir kardeş “Ben hakkımı istemiyorum” deyip mirastan vazgeçebilir mi? Miras payından feragat ile mirası reddetme arasındaki fark nedir?
Av. Gizem Gonce: ''Bir kardeşin “Ben hakkımı istemiyorum” demesi tek başına miras payından vazgeçtiği anlamına gelmez. Burada mirasın reddi ile mirastan feragat birbirinden tamamen farklı iki hukuki işlem. Mirastan feragat, miras bırakan hayattayken yapılır. Mirasçı ile miras bırakan arasında mirastan feragat sözleşmesi yapılması gerekir ve kural olarak bunun geçerli olabilmesi için resmi şekilde düzenlenmesi gerekir. Yani kişi, miras bırakanın ölümünü beklemeden, ileride doğabilecek miras hakkından sözleşme yoluyla vazgeçebilir.
Mirasın reddi ise miras bırakanın ölümünden sonra gündeme gelir. Mirasçı, mirası reddederek kendisine intikal eden mirasçılık sıfatından kaynaklanan hak ve yükümlülükleri kabul etmediğini beyan eder. Mirasın reddi için kanunda öngörülen süreye özellikle dikkat edilmesi gerekir; kural olarak mirasın reddi, mirasçının miras bırakanın ölümünü öğrendiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılmalıdır. Bir diğer önemli nokta da şu: “Ben mirastan vazgeçtim” demekle hukuken mirastan çıkılmış olmaz. Miras paylaşımında hangi işlemin yapılması gerektiği, miras bırakanın hayatta olup olmadığına ve somut olayın koşullarına göre belirlenir.
Özellikle bir kişinin sadece kendi payından vazgeçmek istemesi ile mirası tamamen reddetmek aynı sonuçları doğurmaz. Bu nedenle imza atmadan veya herhangi bir beyanda bulunmadan önce, yapılacak işlemin miras payına ve diğer mirasçıların haklarına etkisinin mutlaka değerlendirilmesi gerekir.''

Miras kalan ev veya arsanın satılması konusunda kardeşlerden biri karşı çıkarsa ne olur? Diğer mirasçılar taşınmazın satışını nasıl sağlayabilir?
Av. Gizem Gonce: ''Miras kalan bir ev veya arsanın satışı konusunda kardeşlerden birinin karşı çıkması, diğer mirasçıların sonsuza kadar bu ortaklığın içinde kalacağı anlamına gelmez. Mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılar, miras ortaklığı nedeniyle taşınmaz üzerinde kural olarak elbirliği mülkiyetine sahip olurlar. Bu aşamada taşınmazın tamamının satışı gibi önemli işlemler için mirasçıların birlikte hareket etmesi gerekir. Dolayısıyla kardeşlerden biri satışa rıza göstermiyorsa, diğer mirasçılar tek başlarına taşınmazın tamamını satamaz.
Burada hukukun sunduğu önemli bir çözüm var: ortaklığın giderilmesi davası. Mirasçılardan biri taşınmazın satılmasını istemiyor ve paylaşım konusunda anlaşma sağlanamıyorsa, diğer mirasçılar ortaklığın giderilmesini talep edebilir. Mahkeme, taşınmazın niteliğine ve somut olayın koşullarına göre aynen bölüşme mümkünse aynen taksim, mümkün değilse satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verebilir.
Özellikle bir evin fiziksel olarak mirasçılar arasında bölünmesi mümkün değilse veya bölünmesi taşınmazın değerini önemli ölçüde düşürecekse, satış yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi gündeme gelebilir. Bu durumda taşınmaz satılır ve elde edilen bedel, hukuken belirlenen paylar çerçevesinde mirasçılara dağıtılır. Dolayısıyla bir kardeşin “Ben satılmasını istemiyorum” demesi, diğer mirasçıların paylaşım hakkını tamamen ortadan kaldırmaz. Anlaşma sağlanamıyorsa mahkeme yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi mümkündür. Burada amaç kardeşleri karşı karşıya getirmek değil; yıllarca süren bir miras ortaklığının hukuken sona erdirilmesini ve herkesin kendi hakkına kavuşmasını sağlamaktır.''

Anne veya baba hayattayken bir çocuğuna evini ya da malvarlığını devrederse, diğer kardeşlerin sonradan itiraz etme hakkı var mı? Hangi durumlarda mirastan mal kaçırma iddiası gündeme gelir?
Av. Gizem Gonce: ''Anne veya babanın hayattayken malvarlığını çocuklarından birine devretmesi, tek başına diğer kardeşlerin itiraz edebileceği anlamına gelmez. Kişi, hayattayken mal varlığı üzerinde kural olarak tasarruf edebilir. Ancak burada önemli olan, yapılan işlemin gerçekten bir satış mı, bağış mı olduğu ve mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığıdır.
Örneğin anne veya baba tapuda bir taşınmazını çocuğuna “satış” olarak devretmiş ancak gerçekte herhangi bir satış bedeli almamış ve taşınmazı diğer mirasçılardan kaçırmak amacıyla bağışlamışsa, miras bırakanın ölümünden sonra muris muvazaası, yani halk arasındaki ifadeyle “mirastan mal kaçırma” iddiası gündeme gelebilir. Yargıtay da bu tür uyuşmazlıklarda işlemin görünüşüne değil, miras bırakanın gerçek iradesine ve amacına bakıyor.
Burada mahkemenin değerlendirebileceği birçok unsur var. Örneğin satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, taşınmazın gerçek değeri ile gösterilen satış bedeli arasındaki fark, devralan çocuğun ekonomik olarak bu taşınmazı satın alabilecek durumda olup olmadığı, miras bırakanın neden böyle bir devir yaptığı, aile içindeki ilişkiler ve taşınmazın devirden sonra kim tarafından kullanıldığı gibi hususlar birlikte değerlendirilebiliyor.
Önemli bir ayrıntı da şu: Muris muvazaası iddiasında bulunabilmek için mutlaka “saklı payım ihlal edildi” demek gerekmiyor. Yargıtay uygulamasında, miras hakkı çiğnenen mirasçılar belirli koşullarda bu hukuki nedene dayanarak tapu iptali ve tescil talep edebiliyor.
Ancak her kardeşler arasında yapılan farklı mal paylaşımı otomatik olarak mirastan mal kaçırma değildir. Anne veya baba bir çocuğuna gerçekten satış yapmışsa, bedel ödenmişse ve işlemde mirasçılardan mal kaçırma amacı bulunmuyorsa, sırf diğer kardeşler bu paylaşımı adaletsiz buluyor diye işlemin geçersiz olduğu sonucuna varılamaz.''

“Kardeşim benden daha fazla miras aldı” diyen bir mirasçı hangi durumlarda hakkını arayabilir? Saklı pay ve tenkis davası burada nasıl devreye giriyor?
Av. Gizem Gonce: “Kardeşim benden daha fazla miras aldı” diyen bir mirasçının öncelikle şuna bakması gerekir: Benim kanunen korunan saklı payım ihlal edilmiş mi? Çünkü miras bırakanın, mirasının tamamını çocukları arasında matematiksel olarak eşit şekilde bırakma zorunluluğu yoktur. Kanun, miras bırakana belirli bir tasarruf özgürlüğü tanıyor. Ancak bazı mirasçıların saklı payı kanun tarafından korunuyor. Bugünkü düzenlemede çocuklar, yani altsoy; sağ kalan eş ve belirli şartlarda anne-baba saklı pay sahibi mirasçılardır. Kardeşler ise artık saklı pay sahibi değildir. Alt soyun saklı payı, yasal miras payının yarısıdır.

Örneğin anne veya baba, hayattayken bir çocuğuna yaptığı karşılıksız kazandırmalarla veya ölümünden sonra yaptığı vasiyetname gibi tasarruflarla diğer çocuğun saklı payını ihlal ederse, saklı payı zedelenen mirasçı tenkis davası açabilir. Tenkis davasının amacı, “Kardeşim daha fazla aldı, o halde onun aldığı her şey geri verilsin” değildir. Amaç, miras bırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan kazandırmanın, saklı payı ihlal eden bölümünün azaltılmasıdır. Burada bir de süreye çok dikkat etmek gerekiyor. Tenkis davası, saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde ve her hâlde mirasın açılmasından itibaren on yıl içinde açılmalıdır. Dolayısıyla miras paylaşımında sadece “Kardeşim benden fazla aldı” demek yeterli değil. Terekenin tamamı, yapılan kazandırmalar, mirasçının yasal payı ve saklı payı birlikte hesaplanmalı. Ancak bu hesaplamadan sonra tenkis hakkının doğup doğmadığı belirlenebilir.
Bir diğer önemli ayrım da şu: Eğer ortada görünüşte satış, gerçekte bağış gibi mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı bir işlem varsa, mesele yalnızca tenkis davası olmayabilir; olayın özelliklerine göre muris muvazaasına dayalı talepler de ayrıca değerlendirilir.''

Miras paylaşımında süreler konusunda vatandaşların en çok yaptığı hata nedir? Hangi davalarda zaman aşımı veya hak düşürücü süreye özellikle dikkat edilmeli?
Av. Gizem Gonce: ''Miras hukukunda en sık yapılan hatalardan biri, hak kaybına yol açabilecek süreleri kaçırmak. Vatandaşlar çoğu zaman “Miras benim hakkım, istediğim zaman dava açabilirim” diye düşünüyor. Oysa bazı miras davalarında kanun açık şekilde süre öngörüyor. Örneğin mirasın reddinde kural olarak üç aylık süre var. Mirasçı, miras bırakanın ölümünü öğrendiği tarihten itibaren üç ay içerisinde mirası reddetmeli. Bu süre geçirildiğinde, kanundaki istisnalar saklı kalmak üzere mirasın kabul edilmiş olduğu sonucu doğabiliyor.
Tenkis davalarında ise süre daha da önemli. Saklı payının zedelendiğini öğrenen mirasçının, kural olarak öğrenme tarihinden itibaren bir yıl içinde dava açması gerekiyor. Ayrıca her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda ise mirasın açılmasından itibaren on yıllık hak düşürücü süre bulunuyor. Bir başka önemli alan da miras sebebiyle istihkak davası. Burada da davanın niteliğine göre farklı zamanaşımı süreleri söz konusu. Örneğin iyiniyetli zilyede karşı kural olarak öğrenmeden itibaren bir yıl ve her hâlde ölüm veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren on yıllık süre; iyiniyetli olmayan zilyede karşı ise yirmi yıllık süre öngörülüyor. Her miras uyuşmazlığının aynı süresi yoktur. Muris muvazaası, tenkis, mirasın reddi, miras sebebiyle istihkak veya başka bir hukuki talep söz konusuysa uygulanacak süre ve bu sürenin başlangıç tarihi değişebilir.
Vatandaşların yapması gereken en önemli şey, miras bırakanın ölümünden sonra “Nasıl olsa daha sonra bakarım” dememek. Tapu kayıtları, vasiyetname, yapılan devirler, tereke ve mirasçılık durumu mümkün olduğunca erken incelenmeli ve hangi hukuki yolun uygulanacağı belirlenmeli. Çünkü miras uyuşmazlıklarında bazen hakkın olup olmamasından önce, o hakkı süresi içinde ileri sürüp sürmediğiniz belirleyici hale geliyor.''
Kardeşler arasındaki miras kavgasının büyümemesi için miras bırakan hayattayken hangi hukuki önlemler alınabilir? Vasiyetname, miras sözleşmesi veya başka yöntemler ne kadar koruma sağlar?
Av. Gizem Gonce: ''Kardeşler arasındaki miras uyuşmazlıklarının önemli bir kısmı, miras bırakanın hayattayken mal varlığı ve paylaşım konusunda net bir plan bırakmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle miras bırakan hayattayken bazı hukuki düzenlemeler yaparak ileride çıkabilecek uyuşmazlıkların önüne geçmek mümkün. Bunların başında vasiyetname geliyor. Kişi, kanunun kendisine tanıdığı sınırlar içerisinde mal varlığına ilişkin son arzularını vasiyetname ile düzenleyebilir. Özellikle resmi vasiyetnamenin usulüne uygun şekilde hazırlanması, miras bırakanın gerçek iradesinin daha açık ortaya konulmasını sağlayabilir.
Bir diğer önemli araç miras sözleşmesi. Miras sözleşmesi, vasiyetnameden farklı olarak tarafların karşılıklı iradelerini içeren ve kanunda öngörülen şekil şartlarına tabi olan bir sözleşmedir. Bu nedenle özellikle belirli bir malvarlığının veya miras hakkının gelecekte nasıl düzenleneceğinin planlanmasında önemli bir hukuki araç olabilir. Ancak burada çok önemli bir ayrım var: “Vasiyetname yaptım, artık kimse itiraz edemez” demek doğru değil. Miras bırakanın tasarruf özgürlüğünün sınırları var. Özellikle saklı paylı mirasçıların hakları korunuyor. Yapılan tasarruf saklı payı ihlal ediyorsa, şartları oluştuğunda tenkis gündeme gelebilir.
Ayrıca taşınmazların hayattayken çocuklardan birine devredilmesi konusunda da dikkatli olunmalı. Gerçek bir satış, bağış veya başka bir hukuki işlem ile görünüşte yapılan ancak gerçekte farklı bir amacı taşıyan işlem arasında önemli farklar var. Özellikle diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılan muvazaalı işlemler, miras bırakanın ölümünden sonra ciddi uyuşmazlıklara neden olabilir. Bu nedenle benim tavsiyem, “Çocuklarım arasında kavga çıkmasın” diyen bir kişinin sadece bir belge imzalamakla yetinmemesi. Mal varlığının niteliği, mirasçıların durumu, saklı paylar ve kişinin gerçek iradesi birlikte değerlendirilerek doğru hukuki araç seçilmeli.''