Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Mavi Vatan doktrininin mimarı Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türkiye’nin Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de ilan ettiği Deniz Milli Parklarını değerlendirdi. Yunanistan’ın 2024’te Adalar Denizi’nde geniş bir bölgeyi Milli Park ilan ettiğini hatırlatan Yaycı, Türkiye’nin Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege’de attığı adımların yalnızca çevre politikası açısından değil, egemenlik, enerji, güvenlik ve Münhasır Ekonomik Bölge bakımından da stratejik önem taşıdığını belirtti.
"Türkiye kendi iç hukukunda egemenlik haklarını kullanarak bir kanun çıkarıyor. Denizleri nasıl koruyacağını, denizlerde nasıl davranacağını, bu konudaki canlı ve cansız kaynaklarla ilişkin hususları; turizmden güvenliğe, endüstriden enerjiye kadar bütün bağlamlarda bir çerçeve kanun tasarısı çıkarmaya çalışıyor. Devletimizin yetkilileri hazırlamışlar, sağ olsunlar, var olsunlar" diyen Yaycı zaten senelerdir bunu ifade ettiklerinin altını çizdi.

Yaycı, "Şimdi bununla birlikte, yeni bir adım olarak aslında bu yeni bir adım değil, karşılık adımdır, onu söyleyelim. Yunanistan 2024 yılında Adalar Denizi'nin tümünü, neredeyse hemen hepsini Milli Park ilan etti. Yani buralarda ne yetiştirilecek, ne korunacak, nasıl canlılar üretilecek ya da buralarda tatbikat yapılacak mı, yapılmayacak mı, bu koruma alanları nasıl olacak gibi hususlarla ilgili Milli Parklar ilan etti. Hem de burnumuzun dibinde.
Şu anda ben Edremit Körfezi'ndeyim, bir konferans için. Bugünkü konumuz da aslında Edremit Körfezi. Çünkü Türkiye'nin ilan ettiği Milli Parkların bir tanesi de Edremit Körfezi'dir.
Şimdi burada sahiplenme, çevrecilik görüntüsü altında Adalar Denizi'ne sahiplenmek istedi. O zaman da ben dedim ki böyle bir gelişimde bulunuyor Yunanistan. Daha onlar hazırlığını yapıyorlardı. Ben de Nisan 2024'te bir demeç vermiştim: "Biz de Yunanistan'ınkine itiraz etmekle kalmayalım, biz kendimiz ilan edelim." Hakikaten çok teşekkür ediyorum. Benim bu talebim de karşılık bulmuş oldu böylece.
2025 yılında Yunanistan Milli Park ilan ediyor ve "Adalar Denizi benimdir" diyor. Şimdi Türkiye 2026 yılında bir kısım yerlerde, Adalar Denizi ve Akdeniz'de, Meis Adası'nın etrafında, Antalya-Kaş-Fethiye hattında bir Deniz Milli Parkı ilan etti.

Kuzey Ege'de de bir alan ilan edildi. Adalar Denizi'nin kuzeyinde, Edremit Körfezi'nin bulunduğu alanda, Midilli ile bizim Anadolu sahillerimizin bulunduğu alanda ilan edildi. Bu çok önemli bir şeydir. Bir başlangıçtır.
Siz yaparsanız biz de yaparız. Bu birincisi.
İkincisi, buralarda yetkili benim.
Üçüncüsü, Mavi Vatan'ı koruma konusundaki hukuki zemini çevre hukukuyla birlikte oturtmak, dayandırmak.
Dördüncüsü de, senin çevrecilik algısı içerisinde bu denizlere sahip olmana ben sessiz kalmam" şeklinde Türkiye'nin duruşunu değerlendirdi.

Ege terimi yerine Adalar Denizi ifadesini kullanan Yaycı, "Çünkü Yunanistan Adalar Denizi deyince çok kızıyor. Milli Eğitim Bakanlığımız da artık Ege yerine Adalar Denizi'ni müfredata soktu. O bakımdan Adalar Denizi'nin kuzeyinde, özellikle Edremit Körfezi'nde Yunanistan buna benzer alanlar ilan etmeye kalkmıştı.
Şimdi buna karşılık siz ilan etmeden, "Siz ilan ediyorsunuz ama ben de ilan ediyorum" diye. Hatta bunu Midilli Belediye Başkanı'nın ziyaretleriyle, bu Milli Parkları, jeoparkları nasıl geliştiririz diye, bizim Türk yerel siyasetçilerimizi de alet ediyorlardı. O zaman da çok uyardım ben. "Katılmayın bu toplantılara" diye. Yunanistan sizin elinizle bu girişimini meşrulaştırıyor diye.

Şimdi Adalar Denizi'nin kuzeyindeki ilan tam anlamıyla buna karşılık. Çok güzel seçilmiş.
Meis Adası'nın etrafı. Tam kuzeyinden geçiyor. Meis Adası ve Kaş'tan Fethiye'ye kadar olan hat çok önemlidir. Çünkü bu aynı zamanda bir Münhasır Ekonomik Bölge uygulamasıdır. Bu deniz parkları aynı zamanda Münhasır Ekonomik Bölge uygulamasıdır. Çünkü neticede canlı kaynakların korunmasıyla ilgili bir husustur.

Ve Türkiye diyor ki: "Sen burada Sevilla Üniversitesi'ne, sipariş ederek çizdirdiğin haritayı ben dikkate almıyorum. Ben Doğu Akdeniz'de buradayım" diyor. "Ben buraya sahip çıkıyorum" diyor. "Burası benimdir" diyor.
Şimdi bu çıldırttı bunları. İnanılmaz bir şekilde Yunanistan'da, Solcu Parti düşünün, Solcu. Solcuları bile ne kadar milliyetçi Yunanistan'da.
Bakın, Solcu Parti milletvekili bugün Avrupa Konseyi'ne, Avrupa Komisyonu'na müracaat etti. "Türkiye'ye engel olun. Türkiye Yunanistan'ın egemenlik haklarını eziyor, yok ediyor, onları işgal ediyor, ihlal ediyor" dedi. Avrupa Komisyonu'na müracaatta bulundu. Daha önce de bulunmuşlardı. Avrupa Komisyonu, daha doğrusu Avrupa Konseyi bunlara cevap verdi. "Beni ilgilendirmez" manasında bir cevap verdi.

Fakat şimdi Avrupa Birliği'ni buna dahil ederek, Türkiye'nin iç hukukuna gene müdahale etmeye çalışıyorlar. Bir de o kadar yanıltıcı bir şekilde bir ifadeleri var ki, "Avrupa Birliği'nin deniz sınırlarına müdahale ediyor Türkiye" diyor. "İhlal ediyor" diyor.
Şimdi halkımız şunu bilmelidir: Avrupa Birliği bir devlet değildir. Avrupa Birliği bir federasyon da değildir. Yani ne Rusya gibidir, ne Amerika gibidir, ne başka bir yer gibidir. Avrupa Birliği'nde her devlet kendi iç hukukunu muhafaza eder. Bir takım iç hukukunu da birbiriyle uyumlandırmış vaziyettedir. Temeli ekonomik birliktir.
Dolayısıyla Avrupa Birliği'nin dış sınırları diye herhangi bir sınır yoktur. Her devletin kendi sınırı vardır. Ama Yunanistan bu konuyu Avrupa Birliği meselesi haline getirmeye çalışıyor ve Avrupa Birliği'ni sanki bir devletmiş gibi göstermeye çalışıyor. Buna çok dikkat etmek lazımdır. Bu çok önemli bir ayrımdır.
Avrupa Birliği'nin ne ülke sınırı vardır, kara sınırı, ne hava sınırı vardır, ne deniz sınırı vardır. Avrupa Birliği'nin üyesi devletleri vardır. Bunlar ayrıdır. Dolayısıyla bizim akademisyenlerimiz, siyasilerimiz de bu tuzağa düşmesinler. Gazetecilerimiz de bu tuzağa düşmesinler.

Avrupa Birliği'nin sınırı yoktur. Bu tamamen Yunan propagandasıdır. Şimdi Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı'na şöyle bir baktığımız zaman, önümüzdeki 20'li, 30'lu yıllara bakıldığı zaman orada bir de enerji verimliliğiyle ilgili alanlar var.
Bu tabii bizim Doğu Akdeniz'deki Mavi Vatan parçamızın yaklaşık yüz ölçümü... Doğu Akdeniz'deki yüz seksen dokuz bin kilometrekaredir. Yani yüz seksen dokuz binin yaklaşık yüzde onu, yüzde on ikisi Milli Park ilan edilmiş vaziyettedir. Bunun bir kısmı da Adalar Denizi'nde kalıyor gerçi. İşte yüzde onu diyelim biz buna.
Yüzde onu kadar bir alan, Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz'deki Mavi Vatan parçamızın yüzde 10'u kadar bir alan deniz parkı ilan edilmiş.
Şimdi bu alanın şöyle bir özelliği vardır: Bu alan rüzgar enerjisi bakımından, denizdeki rüzgar enerjisi bakımından muazzam kıymetli bir alandır.
Bir takım araştırmalar, kesin değil ama, Fethiye-Kaş hattında deniz üzerindeki rüzgar enerjisinin Türkiye'nin yüzde 12'lik enerji ihtiyacını karşılayacağı ifade edilmektedir.
Bu birincisi. Muhteşem bir rakam.
İkincisi, çok önemli bir rakam: Biz daha denizde rüzgar türbini kurmadık. Yani denizde kurulmaya başlanılırsa herhalde burası en kıymetli yer galiba gözüküyor. Fethiye ile Kaş arasında olan alan. Burada muazzam bir rüzgar var.

Aynı zamanda akıntı enerjisi var. Bunları bir kenara bırakıyorum.
Daha da önemlisi, bu alanda gaz hidrat yatakları var. Yani karadaki kaya gazının denizdeki versiyonu; taşlaşmış hidrokarbonlar, basınç altında katılaşmış hidrokarbonlar. Bir birim gaz hidrat çözüldüğünde 164 birim doğalgaz oluşturuyor.
Dolayısıyla buradaki, yani bizim Doğu Akdeniz'deki gaz hidratlar, tahminen Antalya Körfezi açıkları ve aşağısı, hesaplamalara göre, üniversitelerimizin teyit ettiği hesaplamalara göre Türkiye'nin 550 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılıyor. Dolayısıyla buradaki gaz hidratlar da yüzlerce yıllık doğalgaz ihtiyacımızı karşılayabilecek.
Tabii dış politika açısından bir kere çok önemli bir cevaptır, bizim diplomasimiz açısından. Çevre açısından çok önemlidir, tarım açısından, balıkçılık açısından çok önemlidir, enerji politikaları açısından çok önemlidir, güvenlik politikaları açısından çok önemlidir.
Şimdi buradaki en önemli çelişki şu: Bakın, biz de şuna düşüyoruz. Yunanistan ilan ederken sorun yok da Türkiye ilan edince niye sorun oluyor? Değil mi?
Yani bu çok enteresan bir şey. Bu kadar güçsüzlük olmaz, amiyane tabiriyle söylüyorum. Bu ancak Yunanistan'da olur. Başka hiçbir devlette bu kadar güçsüzce bir şey olmaz.

Şimdi Yunanistan Avrupa Birliği'ni soksa ne olur, sokmasa ne olur. Türkiye egemen bir devlettir ve egemenlik hakkını kullanmaktadır. Türkiye geri adım atmaz. Yani Türkiye geri adım atmaz bundan. Ama Türkiye'nin ileri adım atması lazımdır. Sadece güneyde ve kuzeyde değil, aralarda ve aslında Adalar Denizi'nin açık deniz alanlarında da bunu yapmalıdır.
Adalar Denizi'nin açık deniz alanlarında da sadece adayla ana karamız arasında değil, açık deniz alanlarında da bunu yapmak lazım. Şu anda Adalar Denizi'nin Midilli ile kendi anakaramız arasında zaten dokuz millik bir alan. Orası pek o kadar... Sembolik değeri var ama çok da şey değil. Gönül ister ki Adalar Denizi'nin bizim kıta sahanlığı olarak öngördüğümüz, Münhasır Ekonomik Bölge olarak öngördüğümüz alanlarda da deniz parkları ilan etsin. Onu çok arzu ederim" şeklinde konuştu.