Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Çölyak hastalığı nedeniyle glüten içeren birçok üründen uzak durmak zorunda kalan yeğeninin beslenme sürecinde yaşanan güçlükleri fark eden Kayış, önce evinde glütensiz çorba hazırlamaya başladı. Hazırladığı ürünlerin çevresindeki çölyak hastalarından da ilgi görmesi üzerine bu çalışmayı daha geniş bir üretime dönüştürmeye karar verdi.
Altı kadınla birlikte yola çıkan Kayış, Keşan’da Seven Kadın Kooperatifi’ni kurdu. Trakya Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle çalışmalarını sürdüren kooperatifte bugün glütensiz tarhana, sebze çorbası ve erişte üretiliyor.
Kooperatifin kurucu başkanı Hafize Kayış, hikâyelerinin çölyak tanısı alan 3 yaşındaki yeğeninin sorusuyla başladığını anlattı.

Yeğeninin aile sofrasında diğerlerinin içtiği çorbadan kendisinin neden içemediğini sorması üzerine glütensiz ürün hazırlamaya yönelen Kayış, ilk olarak tarhana üretimine başladı. Zamanla sebze çorbası ve erişteyi de üretimlerine dahil ettiklerini belirtti.
Kayış, özellikle yeni çölyak tanısı alan ailelerin glütensiz ürün bulma konusunda çeşitli zorluklarla karşılaşabildiğine dikkat çekti.
Çölyak hastaları için yalnızca ürünün içeriğinin değil, üretim ortamının da büyük önem taşıdığına dikkat çeken Kayış, kooperatifte çapraz bulaşma riskine karşı özel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.

Üretimin farklı aşamalarında hijyen ve gıda güvenliği kurallarına dikkat eden ekip; kalite, sürdürülebilirlik ve izlenebilirliği de üretim sürecinin temel unsurları arasında tutuyor.
Kooperatifte görev alan 7 kadın, ürünlerin hazırlanmasından paketlenmesine kadar üretimin farklı aşamalarında aktif olarak çalışıyor. Böylece başlangıçta bir çocuğun beslenme ihtiyacına çözüm bulmak amacıyla başlayan girişim, kadınların kendi gelirlerini elde ettiği ortak bir üretim alanına da dönüştü.

Kooperatif üyelerinden Fatma Özay ise başlangıçta Kayış’a destek olmak amacıyla çalışmaya dahil olduğunu anlattı.
Üretim sürecine girdikçe glütensiz ürünlere duyulan ihtiyacın düşündüklerinden daha fazla olduğunu fark ettiklerini belirten Özay, bu süreçte gıda güvenliği ve hijyen konusunda da yeni bilgiler edindiklerini ifade etti.
Özay, başlangıçta yalnızca bir çocuğa uygun ürün hazırlamak için başlayan çalışmanın zamanla daha fazla çölyak hastasına ulaşma fikrine dönüştüğünü söyledi.

Çölyak, glüten tüketildiğinde bağışıklık sisteminin ince bağırsağa zarar verebildiği kronik bir otoimmün hastalıktır. Bu nedenle çölyak hastalarının beslenmesinde glütenden kaçınmak temel önem taşır.
Buğday, arpa ve çavdar başta olmak üzere glüten içeren tahıllar ve bunlardan üretilen bazı gıdalar çölyak hastaları için uygun olmayabilir. Ürünlerin hazırlanması sırasında glüten içeren gıdalarla temas gerçekleşmesi de çapraz bulaşma açısından önem taşır.
Bu nedenle glütensiz ürünlerde yalnızca tarifin değiştirilmesi değil, üretim alanından ekipmanlara kadar tüm sürecin dikkatle yönetilmesi gerekir.

Keşan’da başlayan bu hikâyenin merkezinde aslında tek bir soru bulunuyor: “Ben neden sizin çorbalarınızdan içemiyorum?”
3 yaşındaki bir çocuğun kendi sofrasındaki farklılığını anlamaya çalışırken sorduğu bu soru, Hafize Kayış için yeni bir üretim yolunun kapısını açtı.
Bugün 7 kadın, aynı kooperatif çatısı altında glütensiz ürünler hazırlayarak hem çölyak hastalarının ihtiyaçlarına cevap vermeye hem de kendi ekonomik yaşamlarına katkı sağlamaya çalışıyor.
Bir çocuğun günlük hayatında karşılaştığı küçük bir sorunla başlayan girişim, kadınların birlikte üretim yaptığı ve dayanışmayı büyüttüğü bir kooperatif hikâyesine dönüştü.
