Mevsim geçişlerinde yaşanan duygusal dalgalanmaların zayıflık değil, biyolojik ve psikolojik bir uyum süreci olduğuna dikkat çeken Uzman Psikolog Dilara Çalışkan Karadeve, özellikle kadınların hormonlar nedeniyle bu dönemleri daha yoğun hissedebildiğini belirtti. Karadeve, mevsimsel depresyonun içsel hassasiyetlerin bir tetikleyici olduğunu belirterek, uzun süren depresyonlar için profesyonel destek alınmasının önemine işaret etti. Mavi Kadın’a özel açıklamalarda bulunan Karadeve ile Mavi Kadın Özel Haber ve İçerik Editörü Melisa Askı Bekerenli konuştu.
Mevsim geçişleri geldiğinde bazı kadınlar bunu önce bedeninde, sonra ruhunda hisseder: “İçimde bir şeyler değişiyor…” Daha çabuk dolan gözler, azalan tahammül, bitmeyen yorgunluk, uyku ve iştahta dalgalanmalar… Hatta bazen hiç beklemediğin anda eski anılar kapını çalabilir. Ve çoğu zaman kişi kendine şu soruyu sorar: “Ben neden böyle oldum?”
Aslında bu durum, “abartmak” ya da “zayıflık” değildir. Kadın bedeni duygudurumla çok yakın çalışan bir ritme sahiptir. Regl döngüsü, PMS/PMDD, doğum kontrolü, gebelik, doğum sonrası dönem ve perimenopoz gibi süreçler zaten hormon–duygu dengesini hassaslaştırabilir. Mevsim değişince ışık azalır/artar, uyku düzeni kayar, enerji düşer, günlük rutin bozulur. İşte o zaman, zaten var olan hassasiyet daha görünür hale gelir.

Yani mevsim geçişleri çoğu zaman depresyon için tek başına “sebep” değildir; içeride olanı büyüteçle gösteren bir tetikleyici gibidir. Bu dönemde en önemli şey “Neyim var?” diye kendini suçlamak değil, “Ritim değişti, ben de uyumlanıyorum” diyebilmektir. Bu farkındalık bile duyguların ağırlığını azaltmana yardımcı olacaktır.

Mevsim geçişleri psikolojiyi nasıl etkiler? Mevsim geçişleri yalnızca havayı değil, bedenin ritmini ve zihnin işleyişini de etkiler. Günlerin kısalıp uzaması, güneş ışığının miktarı, sıcaklık değişimleri ve günlük rutinlerin değişmesi; duygu durumumuz üzerinde dalgalanmalara yol açabilir. Bazı bireyler için bu dalgalanmalar “biraz keyifsizlik” düzeyindeyken, bazı bireyler için daha belirgin bir çökkünlük, isteksizlik ve hayattan geri çekilme haline dönüşebilir. Mevsimsel depresyonu, en sık sonbahar–kış aylarında gözlemleriz, bunun sebebi güneş ışığından faydalanma zamanımız, dışarı çıkma isteğimiz ve hareket etme isteğimiz giderek azalır. Gün daha geç başladığı ve daha erken bittiği için bu dönemde bireylerin enerjisinin azalması, kişinin normalinden daha fazla uyuma isteği olur, sabahları zor uyanma, iştahın artması özellikle karbonhidratlı yiyeceklere yönelme, kilo artışı, motivasyon düşüklüğü, odaklanma zorluğu ve sosyal olarak geri çekilme sonbahar ve kış aylarında daha sık gözlemlenir. Peki mevsim geçişleri psikolojiyi neden etkiler? Çünkü beyin, gün ışığını güçlü bir biyolojik sinyal olarak algılar. Işık azaldığında uyku–uyanıklık döngüsü ve enerji düzeni değişir; “yorgunluk” artabilir. Güneş ışığının azalması, birçok kişide ruh halini dengeleyen sistemleri dolaylı yoldan zorlar; hareketsizlik arttıkça beden daha az “canlılık” sinyali üretir. Üstüne bir de günlük yapılması gerekenler eklenince, iş temposu, okul düzeni, bayramlar, yıl sonu, sosyal planlar vb. zihnin yükü bir hayli artabilir. Hem biyolojik ritim hem de yaşam rutini aynı anda değiştiğinde kişi bu durumu ‘duygusal dalgalanma’ olarak yaşayabilir.

Öncelikle “depresyon nedir?” sorusunu yanıtlayalım. Depresyon; bireyin duygu durumunda belirgin ve süreklilik gösteren bir çökkünlük, ilgi ve haz kaybı, bilişsel işlevlerde yavaşlama ve bedensel belirtiler ile seyreden; kişinin günlük işlevselliğini, sosyal ilişkilerini ve yaşam kalitesini anlamlı düzeyde etkileyen bir duygudurum bozukluğudur. Depresyon, belirli bir ayda ortaya çıkan “sabit” bir duygusal süreç değildir; yılın her döneminde görülebilir. Bununla birlikte, bazı mevsimlerde ve aylarda daha sık ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu dönemlerin başında sonbahar ve kış ayları gelir. Bunun temel nedenlerinden biri, bu mevsimlerde günlerin kısalması ve gün ışığından faydalanma süresinin azalmasıdır. Oysa gün ışığı, bedenimiz için bir uyanma ve düzenlenme sinyalidir. Gün ışığı; insanın iç pilini şarj eden doğal bir kaynaktır. Bu kaynaktan mümkün olduğunca faydalanmak, hem bedensel enerjiyi hem de ruhsal dengeyi destekler.

Mevsim geçişlerinde kendimizi “iyi hissetmemek” oldukça yaygın görülen bir durumdur. Bu durum hem bedenimizin hem de ruhumuzun her mevsime adapte olması gereken sessiz ama rutin bir süreçtir.
• Biyolojik ritimimiz değişir,
• Hava ve basınç değişimleri gerçekleşir,
• Psikolojik geçiş hali: Gün ışığı süresinin artması ya da azalması kişinin psikolojik olarak etkilenmesine sebep olur. Mevsimler sadece doğayı değil, iç dünyamızın da yeniden adapte olmasına neden olur. Bu süreçte bireylerin:
Bu durumlar kısa süreli ve hafif düzeydeyse genellikle fizyolojik ve psikolojik adaptasyon sürecinin bir parçasıdır.

Eğer Bu hisleriniz haftalarca sürüyorsa, Günlük işlevselliğinizi belirgin şekilde etkiliyorsa, Umutsuzluk, yoğun kaygı ya da isteksizlik duygularınız artıyorsa bu durumda destek almak oldukça kıymetlidir. Unutmayın her mevsim bir uyum ister. Tıpkı bitkiler gibi.