Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup Toplantısı'nda konuşarak gündemdeki sıcak gelişmeleri değerlendirdi. "Yunanistan bölgemizde kalıcı huzur ve barış istiyorsa bunun yolunun komşularla dostane ilişkiler tesis etmekten geçtiğini unutmamalıdır." diyen Bahçeli, "Yunanistan Türkiye'nin haklarını ve Kıbrıs Türk Devleti'nin egemenliğini tanımadıkça kimle ittifak kurarsa kursun, kiminle ne anlaşmayı imzalarsa imzalasın ve hangi silahları alırsa alsın kendisini güvende hissedemeyeceğini artık anlamalıdır." şeklinde konuştu.
Geçtiğimiz hafta İstanbul Maltepe'deki bina çökmesi ile Manisa ve Kahramanmaraş'taki trafik kazalarında hayatını kaybeden vatandaşlara rahmet, yaralılara acil şifalar dileyen Bahçeli, güvenli yapıların inşası için kentsel dönüşüm seferberliğinin hızlandırılması gerektiğine dikkat çekti.
"Terörsüz Türkiye" adımlarının kararlılıkla devam edeceğini belirten MHP Lideri Bahçeli, Türkiye'nin yakaladığı huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyen odaklara karşı mesaj vererek, "Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri dönmeyecektir. İdeolojik koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye'dir" ifadelerini kullandı.
MHP lideri Bahçeli açıklamasında ayrıca şu ifadeleri kullandı;
Terörsüz bölge yolunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde ise İsrail'in bölgeye dönük saldırganlıkları yaklaşan seçimleri de bahane edilerek devam etmekte, kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır. İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa'ya yönelik provokasyonlar, İsrail barbarlığının geldiği seviyeyi göstermektedir. Diğer yandan kutsal topraklara yönelik husi saldırıları, bölgeyi istikrarsızlaştırma, hedefinin aynı amaca hizmet eden farklı bir unsurudur. Söyleneler farklı olsa da hizmet ettikleri şey farksızdır.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya ne kıblemiz Kabe'ye ne de Hazreti Resulullah'ın kutlu mabedine yönelik saldırılara göz yumamayız. Sessiz kalamayız. Tahammül göstermeyiz. Kutsal topraklarımız başka bir egemen devletin sınırları içerisinde olsa da kutlu ceddimizin buralardaki mütecaviz eylemleri püskürtmek için başlattığı seferler tarihin hafıza kayıtlarında saklıdır. Türk milletinin tarihinde, kültüründe, inancında, imanında ve devlet geleneğinde mahfuz bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız.
Ne gerekiyorsa da onu yaparız. Bu yönde diplomasinin imkanları yetmiyorsa caydırıcı güç kullanılmalıdır. Mekke ittifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan'ın savunmasına mümkün olan her türlü askeri desteğin verilmesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara karşı hassasiyetle ve kararlılıkla mukabele edilmesine imkan sağlanmalıdır. Bilindiği gibi dost ve müttefikimiz olan Suudi Arabistan'a yönelik artan Husi saldırıları ağır sivil kayıplara yol açmıştır. Sivillere ve sivil altyapıya saldırmanın uluslararası hukuk ve insancıl hukuk açısından büyük bir suç teşkil ettiği açıktır.
Yemen'den Suudi Arabistan'a yönelik bu tür saldırıların en sert şekilde kınanması gerektiği de tartışmasızdır. Nitekim 10 Ekim'de Riyad'daki Kral Halit Uluslararası Havalimanı'na gerçekleştirilen saldırıda 13 kişi hayatını kaybetmiş, 309 kişi yaralanmıştır. Ertesi gün aynı havalimanına düzenlenen yeni bir saldırıda ise bir kişi daha hayatını kaybetmiş, 11 kişi yaralanmıştır. Bu menfur saldırılar kuşkusuz bütün bölgenin huzur ve istikrarını hedef almaktadır.
Yemen'de uzun yıllardır devam eden çatışmaların yeniden şiddetlenmesi bu topraklarda almıştır. Hamdolsun kutsal topraklarımıza dönük inancımız da imanımız da kararlılığımız da milletimizin kalbinde, devletimizin kurumsallığında ve kudretinde hiç eksilmemiştir ve diridir. Temennimiz, Husi'lerin saldırılarına derhal son vermesi, Yemen'de kalıcı bir siyasi çözümün tesis edilmesi ve bölgesel itilafların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesidir. Bölgedeki herkes iktidar içerisinde hareket etmeli, akli selimden şaşmamalıdır. Daha fazla Müslüman kana akmamalı tüm bölgemiz huzur ve güven ortamında yaşayabilmelidir. Mezhep farklılıklarını çatışmanın gerekçesi haline getiren, Müslüman toplumları birbirine düşüren ve bölgenin kaynaklarını savaşlarda tüketenlere, nifak tohumları ekenlere kardeş kavgası çıksın diye Tel Aviv'de oluşturanlara karşı müşterek bir duruş sergilenmelidir. İslam dünyası bir ve bütün olmalı kardeş kavgası derhal son bulmalıdır. Parti olarak arzumuz bölge ülkelerinin birbirlerinin güvenliğine katkı sunduğu itiraflarını müzakereyle çözdüğü ve geleceklerini ortak iradeyle inşa ettiği huzur ve barış içerisinde bir Orta Doğu ve İslam dünyasıdır.
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'nın proje desteğini açıklaması ve Atina'nın deniz tabanı araştırmalarını yeniden başlatma girişimi meselenin uluslararası boyutunu da ortaya koymaktadır. Türkiye'nin güzergaha ilişkin önceden koordinasyon gerektirdiği yönündeki tutum ortadayken üçüncü ülkelerin desteğini almakla Ankara'nın itirazlarını aşabileceğini sanmak Atina için ciddi bir hata olacaktır.
Yunanistan bölgemizde kalıcı huzur ve barış istiyorsa bunun yolunun komşularla dostane ilişkiler tesis etmekten geçtiğini unutmamalıdır. Yunanistan Türkiye'nin haklarını ve Kıbrıs Türk Devleti'nin egemenliğini tanımadıkça kimle ittifak kurarsa kursun, kiminle ne anlaşmayı imzalarsa imzalasın ve hangi silahları alırsa alsın kendisini güvende hissedemeyeceğini artık anlamalıdır. Şayet Yunan hükümeti bizden korunmak için silahlanıyorsa Türk barışına sığınmasını bizleri korkutmak için silahlanıyorsa hiçbir bir gücün bizi korkutamayacağını asla aklından çıkarmaması kendilerine tavsiye ederiz. Bizim arzumuz ve tercihimiz Yunan-Rum ekseninin gereksiz husumetlerden uzaklaşması, diyalog ve diplomasiyle sorunlarını çözme iradesi sergilemesidir. Atina'daki acemi siyasetçiler, Türkiye'nin besleyeceği saygı ve dostluğun İsrail'in satacağı silah ve mühimmattan daha güçlü olduğunu artık idrak etmelidir.
Kıymetli milletvekilleri, saygıdeğer misafirler, uluslararası hukuku ihlal ederek yapılan egemenlik haklarımıza yönelik bazı saldırılarla beraber ülkemizi istikrarsızlaştırmaya, milletimizi kutuplaştırmaya ve birçok konuda da umutsuzluğa sevk etmeye dönük girişimler eş zamanlı devam etmektedir. Türkiye güçlendikçe, kardeşliğini pekiştirdikçe, huzurumuzu sabote etmeye yönelik fitne ve nifak da yaygınlaşmakta, Türkiye hasımlarıyla birlikte içerideki taşeronlar da hareketlenmektedir. Devlet-millet dayanışması güven iklimi oluştukça, geleceğin güçlü Türkiye'sine yönelik ortak irade serpildikçe provokasyon girişimleri artmaktadır.
Türkiye, kamuda, siyasette ve diğer birçok alanda arınma ve aklanma dönemindedir. Köklü sorunlarını çözüme kavuşturabileceği uygun bir iklimdedir. Bununla beraber yapılan operasyonları, devletin kamu menfaatlerini istismara yönelik hukuksuzlukları, açığa çıkarma yolunda attığı adımları yeni bir kuşatma ve istikrarsızlaştırma sürecinde çekmek bir kısım siyaset ve medya aracılığıyla sosyal hareketlilik yaratmak arzusu da dikkat çekmektedir. Türkiye, yükselme, milli birlik ve kardeşlikle buluşma evresindeyken, içeriden ve dışarıdan toplumu tahrik edici olaylar karşısında tüm kurumlarıyla birlikte duyarlı ve hazır bulunulmuşluk içinde olmalıdır.
Belediyelerde yaşanan yolsuzluk ve ahlaksızlıkların ülke düzeyinde yayıldığı bir dönemde siyaset adına bunların üstünün örtülmesine yahut olduğundan farklı gösterilmek suretiyle kamu malına zarar verenlerin, yetim hakkına el uzatanların masumlaştırılmasına fırsat verilmemelidir. Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte veya futbolda hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı. Türkiye her bakımdan gayri hukuki ve gayri ahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır. Hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlük hukuk önünde koruma görmemelidir. Nitekim görmemektedir. Fon soruşturması kapsamında devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, yargı süreci işlemekte, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış bulunmaktadır. Kurumlarımıza ve Türk adaletine güveniyor. Adaletin doğru aynı zamanda da hızlı tecelli etmesini milletimiz adına bekliyoruz.
Bununla birlikte dikkatlerinizi çekmek isteriz ki bu süreçte özellikle muhalefet çevresinde elma ile armut aynı kefede tartılmaya kalkmakta, kamuoyu yanıltılmak, yönlendirilmek ve tahrik etmek amacıyla etmek amacıyla organize suç şebekesi haline gelmiş, kamu mallarına el uzatmış, milletimizin üzerine çökmüş, belediyelerdeki ahlaksızlıklar güruhunun eylemleri milletimizden saklanmaya, üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Belediyelerdeki rüşvet ve yolsuzluk operasyonları karşısında fon rövanşizminin politik antitezi, sentezi olarak siyasi kültürün damarlarına zerk edilmek istenmekte. Bu şekilde olayın mahiyetini anlamaktan ziyade Türk toplumunun hali pür mealini suni bir gündeme hapsetmek arzu edilmektedir.
Dolayısıyla ahlaki standartlar partizanlar, tutumlar ve iktidar muhalefet diktesine bağlı olarak görecelleştirilmektedir. Bir çekim muhalefet, yönetimindeki belediyelere yönelik rüşvet, yolsuzluk ve diğer ahlaka mugayir eylemler karşısında fon krizini bir kaçış rampası olarak görmekte, ahlaki zafiyetlerinin üstünü örtmeye yönelik bir fırsata dönüştürmek çabasına girmektedir.
Bize göre bu sağlıklı bir sosyal düzenin temel unsuru ahlaki standartlaşmadır. Ahlak sadece düşüncesi ve eylemi memnu olan yasaklar bütünü değildir. Ahlak, bireye düşünce ve eylemlerinde toplumsal sorumluluk yükleyen, toplumla beraber yaşama kültür ve iradesini dost doğru bir istikamete kavuşturan zihniyet ve eylem meselesidir. Türk düşüncesinin müşkidi merhum ziyag-ı kalbin tabiriyle ailenin esası olan velayeti hassa ile devletin temeli olan velayeti amme kuvvetlerini ahlaktan alırlar.
Dolayısıyla bir toplumun ahlakı zihniyette berraklığın, düşüncede ilke ve değerlerin, söylemde tutarlılığın, eylemde ise sorumluluğun gaye ve gayretidir. Haddizatında ahlak, iktisadi faaliyetlerin ve sosyal hayatın çekim merkezidir. Ahlakın eksenindeki kayma, aileden kurumsal yapıya, kamudan özel alana, siyasetten iktisadi alana kadar yerleşik değerlerin dağılmasına ve karışmasına sebebiyet verir. İktisat ilmimizin kutup yıldızı, merhum Sabri Ülgener'in de belirttiği üzere, zihniyet ile davranışı birbirine sıkı sıkıya bağlayan temel unsur ahlaktır. Zira iktisat ahlakı da bu anlayıştan neşet etmiştir. Ahlak bağları kopmuş bir toplum, ahlaki bağlamlardan arındırılmış bir sosyal düzensizliğin içerisinde bocalar, yaşadığı buhrandan çıkış yolu ise ahlaki mübahlıkta bulur.
Ahlaki mübahlık ise Erol Güngör'ün ifadesiyle kültürel kodlarımız ile medeniyet anlayışımız arasında yabancılaşmayı doğurur. Bu bağlamda gündemdeki tartışmaların esasını sosyal düzen erozyonunun ve ahlak buhranının yüz düşümü olarak görmek gerekmektedir. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi olarak ahlak terazisinde adaletin üleştirilmesi ve dağıtılmasını, bunun için de ahlaki standartlaşmanın evvela siyaset kurumunda tesis edilmesini öngörmekteyiz. En nihayetinden ahlak ve adaletin temeli vicdandır. Vicdan, iktidarda adaleti, devlet erkanında liyakatı, siyaset kurumunda ise aklı ve ahlakı harekete geçirecektir. Bu cümleden olarak devletimizin ilgili kurumları olan biteni, çalanı, talan edeni kamuoyuna açıklamalı, doğru bilgilerle kamuoyunu aydınlatmalıdır. Somutlaşmış mahkeme kararları netleşmiş, hukuk önünde belirli hale gelmiş konular milletimizle ve hemen paylaşılmalı. Belediyelerdeki yolsuzlukların boyutu vatandaşlarımızın bilgisine sunulmalıdır. Hakkıyla, haksızı, doğruyla yanlışı fark etmeyi mümkün kılacak etkili bir iletişim stratejisiyle toplumsal kafa karışıklığı önlenmelidir.
Ülkemizin terörsüz Türkiye sürecinde yönlendirilmiş sanal meselelerle odağını kaybedeceği bir yöne sürüklenmesine izin verilmemelidir. Milletçe terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge yolunda atılan adımlara, elde edilen kazanımlara ve güçlü gelecek tasavvurlarımıza odaklanılmalıdır. Çünkü siyasette medya ve sosyal medyadaki hedef saptırma girişimlerinin toplumsal güveni ve kurumlara duyulan inancı zayıflatma çabalarının umutsuzluğu yaymaya, Türkiye'nin prangalarıyla baş başa kalmasını sağlamaya yönelik daha geniş bir çerçevenin parçası olduğu anlaşılmaktadır. Bu yaklaşımın temelini edeplerinden birisi söz konusu olayları Türkiye'de kurumsal ve siyasal yapının bütünüyle çürüdüğünün göstergeleri olarak takdim ederek toplumda çaresizlikle birlikte kutuplaşma ve siyasal gerilim yaratmaktadır. Nihai aşamada yönetilemeyen kurumları toplumsal bütünlüğü zayıflayan bir Türkiye algısı oluşturmaktadır. Bu alçaklığa müsaade edemeyiz, izin veremeyiz. Unutulmasın kurumlara yönelik güvenin aşındırılması ve toplumsal fay hatlarının belirginleştirilmesi, Türkiye'nin demokratik, ekonomik ve güvenlik bağlamındaki kazanımları karşısında büyük bir bühtan siyasetin sağlıklı işleyiş açısından ciddi riskler doğurabilecek büyük bir ihanet olacaktır.
Böylesi bir atmosferin Türkiye'yi yalnızca siyasal ve toplumsal açıdan değil, ekonomik açıdan da olumsuz etkileyebileceği, yatırımcı algısından finansal istikrara, ülke risk biriminden uluslararası itibarına kadar geniş bir alanda Türkiye'nin güvenirliliği, üzerinde baskı oluşturulabileceği açıktır. Türkiye'nin dirlik ve düzeni her şeyin üstünde her türlü siyasi mülazanın önceliğindedir Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sorunların gerektiğini inkar etmeden vatandaşlarımızın sosyoekonomik beklentilerini dikkate alan bununla birlikte yolsuzluk usulsüzlük ve yozlaşmayla etkin ve hukuka uygun biçimde mücadele edildiğine ilişkin kamuoyunun ikna olacağı bir yaklaşımı hep birlikte sergilemek durumundayız.
Türkiye hepimizin hep birlikte Türkiye'yiz. Milletçe kederimiz, kıvancımız bir, geleceğimiz birdir. Yapmamız gereken olayları siyasal çatışmanın aracı haline getirmek değil, hukuk ve demokrasi temelinde kurumsal dayanıklılığı arttırarak gelecek perspektifimizi güçlendirmektir. Hatırlatmak isterim, Türkiye eski Türkiye değildir. Güçlü kurumlara büyük bir ekonomik kapasiteye, etkili bir diplomasiye ve caydırıcı bir savunma sanayine sahiptir. Sistemsel arızalarını gidermiş, milli birlik ve kardeşliğini tesis etmiş, Türk ve Türkiye yüzyılını inşa etmeye odaklanmış, gıpta ile bakılan bir Türkiye hamdolsun egemendir. Kimseye oyun kurdurmayız, istikrarımıza, güvenliğimize, huzurumuza ve kardeşliğimize Kastetmek isteyenlere fırsat vermeyiz milletimize yemin olsun milli birliğimizi kuvvetlendirilecek yeni Türk asırlarına yelken açacağız. Engelleri aşa aşa oyunları boza boza güçlü geleceğimizi milletçe birlikte inşa edeceğiz.
Değerli milletvekilleri Fransa'da yaşanan öğrenci eylemleri Avrupa'nın toplumsal huzur ve istikrar bakımından karşı karşıya bulunduğu sorunları bir kez daha gözler önüne sermiştir. Okulların fiziki şartlarının iyileştirilmesi, öğretmen açığının giderilmesi ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması talebiyle sokaklara inen gençler esasen geleceklerinden kaygı duyduklarını ortaya koymaktadır. Avrupa'nın artan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi ağır sorunlarla yüzleştiği bir dönemde gençlerin kitlesel şekilde sokaklara inmesi, toplumsal huzur ve dayanışma ikliminin giderek bozulacağına işaret etmektedir. Göstericilerin Bastil Meydanı'nda toplanması, Fransız devrimine yapılan bir gönderme olmaktan öte olayların daha geniş kitleleri sokağa dökme potansiyeli taşıdığına işaret etmektedir.
1968 olaylarını ve 2018'deki sarı yeleklileri hatırlatan gösteriler gerekçe gösterilen sorunların çözülememesi halinde eylemlerin Fransa'dan başlayarak dalga dalga diğer Avrupa ülkelerine de yayılma potansiyeli taşımaktadır. Diğer taraftan gösterilere yönelik polis müdahalelerinde yaşanan ağır yaralamalar ve binlerce kişinin gözaltına alınması, başka ülkelere demokrasi ve insan hakları konusunda ders vermeyi alışkanlık haline getirenlerin aynı ülkeleri kendi vatandaşları söz konusu olduğunda nasıl görmezden gelebildiğini göstermiştir. Benzer durumlar Türkiye'de yaşansa insan hakları ve demokrasi çağrısı yapacak Avrupalı liderlerin Fransa'daki şiddete ses çıkarmaması Avrupa'nın ikiyüzlülüğünü bir kez daha ifşa etmiştir. Fransa ve muhtemelen başka ülkeleri de etkisi altına alacak olan bu gelişmeler Avrupa'nın sosyal devlet anlayışından uzaklaştığını ve eğitim şartlarının giderek bozulduğunu göstermektedir.
Türkiye ise eğitimde attığı adımların karşılığını uluslararası ölçekte almaktadır. OECD tarafından açıklanan PISA 2025 sonuçlarına göre ülkemiz bir önceki değerlendirmeye kıyasla matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerinin her üçüne de puanı en fazla arttıran OECD ülkesi olmuş Fen bilimleri ve okuma becerilerinde OECD ortalamasının üzerine çıkarken matematikte bu ortalamayı yakalamıştır Bu başarı Türkiye'nin eğitimde kaydettiği ilerlemenin somut bir göstergesi olmuştur. Gençlerimizi geleceğe hazırlamak ve Türkiye'yi yüzyılı hedeflerimize doğru hızla yol almak için gençlerimize ve milli eğitimi azami ölçüde kaynak ayırmamız gerektiğini de bu vesileyle vurgulamak istiyorum.
Manevi ve kültürel değerlerimizi özümsemiş değerlerimizi özümsemiş, düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, sorumluluk duygusu ve toplumsal duyarlılığı yüksek, yeni gelişmelere açık, bilim ve teknoloji üretimine yatkın, girişimci, demokratik, kültürlü, erdemli ve inançlı nesiller, Türk asrının mimarı ve geleceğimizin teminatı Bu çerçevede eğitim sistemimiz, bilgi toplumunun gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatılmış, uluslararası rekabet yeteneğine sahip, teknoloji kültürü gelişmiş, insan gücünün yetiştirilmesini sağlayacak şekilde yapılandırılmalı.
Eğitim mekanları, eğitim teknolojileri ve insan gücü imkanları nitelik ve nicelik açısından ve nicelik açısından en üst standartlara yükseltilmelidir. Bununla birlikte Türkiye'de yaşanan birkaç okul hadisesini de dikkatle takip etmek, güvenlik tedbirleriyle birlikte okul, aile ve öğretmen üçgeninde geliştirilecek etkili önlemlerle bir daha benzeri olayların yaşanmamasını sağlamak, geleceğimizin teminatı çocuklarımızla birlikte sistemi ve yönetim hedef alan iç ve dış kaynaklı tehditlere karşı duyarlı olmak şarttır.