Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Küresel ısınmanın desteklediği iklim değişikliği dünyayı geri dönülemez sonuçlarla karşı karşıya bırakıyor. Buzulların hızla erimesi ve okyanuslardaki suların yükselmesi ise bunun en bariz örneklerinden. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu Tgrthaber.com Editörü Şenay Yurtalan’a yaptığı açıklamada Türkiye’nin bu durumdan nasıl etkileneceğini anlattı. Risk altında olan şehirleri sıraladı...
İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Müh. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu açıklamasında Türkiye’nin, deniz seviyesinin yükselmesinden kesinlikle etkileneceğini belirtti. “Ama Maldivler veya Venedik’teki gibi topyekûn “ülke/şehir yok oluyor” senaryosunda değil; risk daha çok kıyı şeritlerimizde, deltalarımızda ve alçak ovalarımızda yoğunlaşacak. Bu etki yavaş, sinsi ve geri dönüşü zor bir şekilde; tuzlanma, kıyı erozyonu, taşkınlar ve kıyı yerleşimlerinin daralması olarak karşımıza çıkacak.” İfadelerini kullandı.

Türkiye’nin suların yükselmesine rağmen neden Maldiler ve Venedik ile aynı etkiyi almayacağı konusunda açıklama yapan Kadıoğlu, “Maldivler’in büyük kısmı denizden yalnızca 1–1,5 metre yüksekliğinde ve yapılan projeksiyonlara göre yüzyıl sonuna kadar ülke yüzölçümünün büyük bölümünün yaşanamaz hale gelmesi bekleniyor.
Venedik, zaten suyla iç içe kurulmuş, oturan zemine sahip, sık sık gelgit ve fırtına kabarmalarından etkilenen, deniz seviyesine çok yakın bir kent; 2100–2150 arasında kalıcı su baskınları ciddi bir senaryo olarak tartışılıyor.
Türkiye ise Maldivler gibi “ada devlet” değil ve genel arazisi daha yüksek; fakat uzun kıyı şeridi, yoğun kıyı yerleşimi ve deltaları nedeniyle bölgesel ölçekte ciddi risk altında.
Özetle: Maldivler “varlık-yokluk”, Venedik “kent ölçeğinde büyük hasar”, Türkiye ise “kıyı şeritlerinde ağır ama ülke geneli için kısmi” risk senaryosuyla karşı karşıya.” İfadelerini kullandı.

Kadıoğlu, Türkiye’nin denizlerin yükselmesi durumunda nasıl ve ne zaman etkileneceğine dair bilimsel çalışmalar ve uluslararası-ulusal modelleri paylaştı. Buna göre Türkiye kıyıları için kabaca:
Son 20 yılda Akdeniz kıyılarımızda yaklaşık 6 cm civarında deniz seviyesi artışı ölçüldü.
2050 civarında: 30–50 cm mertebesinde bir yükselme senaryosu yaygın olarak kullanılıyor.
2100 civarında: 1 metreye yaklaşan (senaryoya göre biraz altında ya da üstünde) yükselme ihtimali masada.

Bu verilerin ne anlama geldiğini açıklayan uzman isim,
“0,5 m (yaklaşık 2050–2070 bandı için güçlü bir risk):
Deltalarda (Çarşamba, Bafra, Çukurova), kıyı ovalarında ve alçak kıyı yerleşimlerinde sık ve kalıcı su baskınları, kıyı çizgisinin karaya doğru çekilmesi beklenir.
1 m ve üzeri (2100 ve sonrası kötü senaryolar):
Bazı delta alanlarının büyük kısmının kaybı, yerleşimlerin ve tarım alanlarının önemli bölümünün su altında kalması, tuzlu suyun yeraltı suyuna daha derin nüfuz etmesi söz konusudur.” İfadelerini kullandı.
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu Türkiye’nin karşı karşıya olduğu asıl riskleri de sıraladı.
Tuzlu su girişimi: Kıyıdaki tarım ovalarında toprak ve yeraltı sularının tuzlanması, verimsiz hale gelmesi.
Kıyı erozyonu: Plajların daralması, kıyı çizgisinin içeri çekilmesi, kıyı koruma yapılarının yetersiz kalması.
Taşkın ve fırtına kabarması: Her zamanki bir fırtına bile daha yüksek “baz seviyeden” başlayacağı için, taşkınlar daha içeriye girecek, daha büyük hasar verecek.
Kadıoğlu bu tabloyu ise “Bu süreç “bir sabah kalktık, ülke su altında” değil, ama önlem alınmazsa her on yılda bir kıyıdan biraz daha geri çekilmek zorunda kaldığımız, sık sık zarar ödediğimiz, altyapımızın yıprandığı bir tablo.” Şeklinde yorumladı.

Türkiye’deki en riskli bölge ve iller hakkında bilgi veren Kadıoğlu, “Deniz seviyesi yükselmesi için risk haritasını; alçak kotlu alanlar, deltalar, kıyı ovaları, yoğun yerleşim ve kritik altyapıyı birlikte düşünerek okumak gerekir.” dedi ve tablo literatürde ve güncel raporlarda öne çıkan bölgeleri paylaştı. Buna göre,
| Bölge / Deniz | Öne çıkan riskli alanlar (örnek iller-ilçeler) | Neden riskli? |
|---|---|---|
| Marmara | İstanbul (özellikle kıyı ilçeleri, Haliç çevresi, tarihi sahil bandı), Tekirdağ, Yalova, Kocaeli kıyıları | Alçak kıyı şeritleri, yoğun nüfus, limanlar, tarihi yapılar, sanayi altyapısı. |
| Ege | İzmir Körfezi, Kordon hattı, Menemen ovası, Gediz Deltası; ayrıca Aydın ve Muğla kıyılarında alçak | Delta ve kıyı ovaları, turizm, tarım ve sulak alan ekosistemleri üzerinde baskı. |
| Akdeniz | Antalya ve Muğla kıyılarında alçak kıyı şeritleri, Çukurova (Adana-Mersin) deltası, İskenderun Körfezi. | Türkiye’nin en büyük deltalarından biri, yoğun tarım, liman ve sanayi tesisleri, turizm bölgeleri. |
| Karadeniz | Samsun (Çarşamba ve Bafra deltaları), Sinop’un bazı kıyı kesimleri, Sakarya Deltası’na yakın alanlar | Deltalar, alçak tarım alanları, taşkın ve fırtına kabarmasına açık kıyı morfolojisi. |
| İç körfez ve lagünler | Gediz Deltası, Küçük Menderes’e bağlı kıyı ovaları, lagünlü alanlar | Hem yükselen deniz hem de nehir rejimindeki değişimle iki yönlü baskı. |
“Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, “Örneğin; bir rapora göre, yalnız İstanbul’da 6 milyondan fazla kişinin yaşadığı yaklaşık 120 km²’lik alan deniz seviyesi yükselmesinden doğrudan etkilenebilecek durumda. Bilimsel değerlendirmeler, 0,5–1 m’lik yükselme senaryolarında İstanbul, İzmir, Çukurova Deltası, Antalya kıyıları ve Marmara Bölgesi’nin alçak sahil şeritlerini “en büyük risk” grubuna koyuyor.” dedi.

Alınabilecek önlemleri “İki bacaklı düşünmek zorundayız” diyen Kadıoğlu, yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı:
“Sorunun büyüklüğünü azaltmak (sera gazı emisyonlarını düşürmek),
Gelmekte olan değişime uyum sağlamak.
a) Küresel ve ulusal ölçekte azaltım adımları
Fosil yakıttan çıkış ve yenilenebilir enerjiye geçiş: Güneş, rüzgâr, hidroelektrik, depolama sistemleri ve akıllı şebekelere yatırım.
Enerji verimliliği: Yalıtımlı binalar, verimli cihazlar, toplu taşıma ve elektrikli araçların yaygınlaşması.
Sanayi, tarım ve atık yönetiminde düşük karbonlu teknolojiler: Metan ve diğer sera gazlarını azaltan uygulamalar.
Kişisel düzeyde ise gündelik alışkanlıklarımız (araç kullanımı, elektrik tüketimi, israf, beslenme biçimi vb.) toplamda ciddi bir fark yaratır.

b) Türkiye özelinde uyum ve kıyı yönetimi adımları
Kıyı planlaması:
0–3 m kotundaki alanlarda yeni yapılaşmanın sınırlandırılması, delta ve kıyı ovalarında “yapı yasağı / yapı kısıtı” getirilmesi.
Mevcut yerleşimlerde kademeli geri çekilme (managed retreat) stratejilerinin tartışılması.
Kıyı koruma altyapısı:
Dalgakıran, set, bent gibi yapıları “her yere beton” mantığıyla değil, ekosistem temelli çözümlerle (kum sirkülasyonunu bozmayan, sulak alanları koruyan) birlikte planlamak.
Doğal tampon bölgeleri (sazlıklar, lagünler, deltalar, mangalardan yoksunuz ama sazlık ve sulak alanlarımız var) koruyarak dalga enerjisini azaltmak.
Su ve tarım yönetimi:
Tuzlanma riskine karşı, kıyı ovalarında yeraltı suyu kullanımını kontrol altına almak, aşırı çekimi engellemek.
Daha az su isteyen, tuza belli ölçüde toleranslı bitki türlerine yönelmek, kapalı devre ve damla sulama sistemlerini yaygınlaştırmak.
Şehir altyapısı:
Kıyı şehirlerinde kanalizasyon, yağmursuyu drenajı ve pompaj sistemlerini daha yüksek deniz seviyesi ve ani taşkınlara göre yeniden tasarlamak.
Erken uyarı sistemlerini ve afet yönetim planlarını “iklim krizi koşullarına göre” güncellemek.
Bu önlemler, Türkiye’yi “hiç etkilenmeyecek” hale getirmez ama zararları dramatik biçimde düşürür ve uyum sağlama süresini uzatır.

Türkiye suların yükselmesinden etkilenir mi?
Evet, özellikle kıyı şeritlerimiz, deltalarımız ve alçak ovalarımız etkilenecek; ama Maldivler gibi tamamen yok olacak bir Türkiye senaryosu söz konusu değil.
Nasıl etkilenir?
Kıyı çizgisi içerilere çekilecek, bazı sahiller ve deltalar küçülecek, tuzlu su tarım alanlarına ve yeraltı suyuna girecek, kıyı taşkınları ve fırtına hasarları artacak.
Ne zaman etkilenir?
Etki şimdiden başladı; önümüzdeki 20–30 yıl içinde özellikle kıyı altyapısında ve tarımda daha belirgin hale gelecek, yüzyıl sonuna doğru ise önlem almazsak “yer değiştirme” gerektiren seviyelere ulaşabilecek.
En çok hangi iller riskli?
İstanbul ve çevresi, İzmir ve Ege kıyılarının alçak kesimleri, Antalya ve Muğla sahillerinin düşük kotlu bölgeleri, Çukurova (Adana–Mersin) deltası ve Karadeniz’de Samsun’un delta ovaları ilk sırada sayılabilir.
Yapılabilecek bir şey var mı?
Var; hem iklimi daha az ısıtmak için enerjiden ulaşıma kadar her alanda temiz ve verimli çözümlere geçmemiz, hem de kıyı planlamasını bilime göre yapıp riskli alanlarda yapılaşmayı frenlememiz gerekiyor.
“Umutsuz muyuz?”
Hayır; ama “bekleyip görelim” lüksümüz de yok. Bugün attığımız adımlar torunlarımızın hangi sahillerde yaşayacağını, hangi şehirlerin ayakta kalacağını belirleyecek.