Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Kahve, çok sayıda kişinin güne başlarken vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.
Ancak gün içinde tüketilen kahve miktarı ve alınan toplam kafein, kalp ve damar sağlığı açısından önemli sonuçlar doğurabiliyor.
Bilimsel araştırmalar ölçülü kahve tüketiminin kalp-damar sağlığı açısından sanıldığı kadar riskli olmadığını ortaya koyarken, yüksek miktarda kafein tüketimi bazı kişilerde çarpıntı, tansiyon yükselmesi, huzursuzluk ve uyku bozukluğu gibi şikâyetlere yol açabiliyor.
Kalp sağlığı için günde kaç bardak kahve tüketilmeli? Kahve aç karnına mı, yemek sonrası mı içilmeli? Çay ve enerji içeceklerinden alınan kafeinin de sağlığa olumsuz etkileri var mı?
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kahraman Coşansu, kahve tüketiminin kalp ve damar sağlığa etkilerini Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er’e anlattı.
Kahve ve kafeinin kalp-damar sistemi üzerindeki etkilerini tek tek değerlendiren Coşansu, günlük kafein tüketiminden kahvenin tüketildiği saatte, çarpıntıdan hipertansiyona kadar merak edilen pek çok soruya açıklık getirdi.
Bilimsel verilerin sağlıklı bireylerde ölçülü kahve tüketiminin kalp-damar sağlığı açısından genel olarak güvenli olduğunu, hatta düzenli ve orta düzey tüketimin daha düşük kardiyovasküler hastalık riskiyle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Kahraman Coşansu, şu sözleri kullandı:
''Kahveyi tek başına kalbin dostu ya da düşmanı olarak tanımlamak doğru değil. Burada en önemli nokta miktar ve kişinin kafeine verdiği bireysel yanıt. Bugünkü bilimsel veriler, sağlıklı bireylerde ölçülü kahve tüketiminin kalp-damar sağlığı açısından genel olarak güvenli olduğunu, hatta düzenli ve orta düzey tüketimin daha düşük kardiyovasküler hastalık riskiyle ilişkili olabileceğini gösteriyor.
Ancak “Kahve faydalıysa ne kadar çok içersem o kadar iyi” şeklinde düşünmemek gerekiyor. Kafein dozu arttıkça çarpıntı, tansiyon yükselmesi, titreme, huzursuzluk ve uyku bozukluğu gibi etkiler ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla benim hastalarıma verdiğim temel mesaj şu olur: Kahveden korkmaya gerek yok ama kahveyi de sınırsız tüketilebilecek bir içecek olarak görmemek gerekiyor.''
Günlük ideal kafein tüketimi miktarını değerlendiren Prof. Dr. Coşansu, sağlıklı yetişkinlerde belirli bir miktara kadar kafein tüketiminin genel olarak güvenli kabul edildiğini belirtti. Kardiyovasküler sağlık açısından ise günlük kafein miktarının daha kontrollü tutulmasının daha makul olduğunu ifade etti.
Çay, kola, enerji içecekleri, bazı takviyeler ve hatta bazı ilaçlarla birlikte alınan kafeinin de günlük toplam tüketim hesabına dahil edilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Kahraman Coşansu, şu ifadeleri kullandı:
''Sağlıklı yetişkinlerin çoğunda günde 400 mg’a kadar toplam kafein genel olarak güvenli kabul ediliyor. Ancak ben pratikte özellikle kalp-damar sağlığı açısından 200–300 mg civarında kalınmasını daha makul buluyorum. Burada fincan sayısından çok kafein miktarına bakmak gerekiyor. Çünkü bir Türk kahvesiyle büyük boy filtre kahvenin içerdiği kafein aynı değil. Kahvenin türüne, miktarına ve hazırlanışına göre kafein içeriği ciddi şekilde değişebiliyor. Üstelik sadece kahveyi saymamalıyız.
Çay, kola, enerji içecekleri, bazı takviyeler ve hatta bazı ilaçlarla alınan kafein de günlük toplamın içine giriyor. Bir başka önemli nokta da bireysel hassasiyet. Bir kişi 300 mg kafeini hiçbir sorun yaşamadan tüketebilirken başka biri 100 mg sonrasında bile çarpıntı ve huzursuzluk hissedebilir. Bu nedenle 400 mg bir hedef değil, sağlıklı erişkinlerin çoğu için üst güvenlik sınırı olarak düşünülmelidir.''
Kahvenin kalp sağlığı üzerindeki olası olumlu etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Coşansu, özellikle orta düzey kahve tüketimi ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
Kahvenin yalnızca kafeinden ibaret olmadığını belirten Coşansu, içerdiği polifenoller ve antioksidan bileşiklerin damar fonksiyonu, inflamasyon ve metabolizma üzerinde de etkili olabileceğini söyledi:
''Düzenli kahve tüketiminin kalp açısından olumlu etkileri var. Bu konuda oldukça ilginç veriler söz konusu. Büyük gözlemsel çalışmalarda orta düzey kahve tüketen kişilerde kalp-damar hastalıkları, kalp yetersizliği ve genel ölüm riskinin daha düşük olabildiği gösteriliyor. Kahvenin etkisini yalnızca kafeine bağlamak da doğru değil. Kahve içerisinde polifenoller ve çeşitli antioksidan bileşikler bulunuyor. Bunların damar fonksiyonu, inflamasyon ve metabolizma üzerinde olumlu etkileri olabileceği düşünülüyor.
Ancak burada çok önemli bir bilimsel ayrım var: Bu çalışmaların önemli bir bölümü gözlemsel. Dolayısıyla “kahve içmek kalp krizini kesin olarak önler” diyemeyiz. Ben bunu şöyle ifade etmeyi tercih ederim: Ölçülü kahve tüketiminin kalbe zararlı olduğuna dair genel bir kanıt yok; aksine mevcut verilerin önemli bir kısmı orta düzey tüketimin kardiyovasküler açıdan olumlu bir profil ile ilişkili olduğunu gösteriyor.''
Kahve tüketimi ile ritim bozukluğu arasındaki ilişkiye dair değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Kahraman Coşansu, ölçülü kahve tüketiminin herkes için aritmi riskini artırdığı yönündeki yaklaşımın güncel bilimsel verilerle desteklenmediğini belirtti.
Bununla birlikte kafeine duyarlı kişilerde kahvenin çarpıntı ve bazı ekstra kalp atımlarını artırabileceğine dikkat çekti:
''Bu konuda yıllardır yerleşmiş bir inanış var: “Ritim bozukluğun varsa kahveyi bırak.” Fakat günümüzde bu yaklaşımın herkese uygulanmasının doğru olmadığını biliyoruz. Özellikle atriyal fibrilasyon açısından, ölçülü kahve tüketiminin mutlaka ritim bozukluğunu artırdığına dair güçlü bir kanıt yok. Hatta 2023 yılında yayımlanan randomize CRAVE çalışmasında kahve tüketilen günlerde erken atriyal atımlar anlamlı olarak artmadı. Bununla birlikte ventriküler erken atımlarda artış gözlendi. Dolayısıyla kişisel yanıt çok önemli.
Hastam “Kahve içtiğim zaman belirgin şekilde çarpıntım başlıyor” diyorsa bunu görmezden gelmem. O kişide kahvenin azaltılması veya kesilmesi mantıklıdır. Ama hiçbir şikâyeti olmayan bir hastaya yalnızca ritim bozukluğu var diye otomatik olarak kahveyi tamamen yasaklamak güncel veriler ışığında gerekli değildir. Kısacası kahve herkeste aritmi yapmaz; fakat kafeine duyarlı kişilerde çarpıntıyı ve bazı ekstra atımları artırabilir.''
Kafeinin kısa vadede tansiyonu yükseltebildiğini belirten Prof. Dr. Coşansu, tansiyonu kontrol altında olan hipertansiyon hastalarının kahveyi tamamen bırakmasının her durumda gerekli olmadığını ifade etti.
Ancak kontrolsüz veya ciddi hipertansiyonu bulunan kişilerin kafein tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.
Kahvenin kişide tansiyonu ne ölçüde etkilediğinin evde yapılabilecek basit ölçümlerle takip edilebileceğini belirten Prof. Dr. Kahraman Coşansu, şu ifadeleri kullandı:
''Kafeinin akut olarak tansiyonu yükseltebildiğini biliyoruz. Özellikle düzenli kahve içmeyen bir kişinin yüksek miktarda kafein alması sonrasında bu etki daha belirgin olabilir. Ancak düzenli tüketimde zaman içerisinde kafeine karşı belirli bir tolerans gelişiyor. Bu nedenle uzun dönem kahve tüketimi ile hipertansiyon arasındaki ilişki, tek bir kahve içtikten sonra gördüğümüz tansiyon artışı kadar basit değil.
Nitekim uluslararası hipertansiyon önerilerinde de orta düzey düzenli kahve tüketiminin genel olarak kardiyovasküler sisteme zarar vermediği belirtiliyor. Dolayısıyla tansiyonu iyi kontrol altında olan bir hastaya çoğu zaman “Kahveyi tamamen bırakın” demiyoruz. Ama kontrolsüz veya ciddi hipertansiyonu olan hastalarda daha dikkatli olmak gerekir. Özellikle kahve sonrasında tansiyon belirgin yükseliyorsa tüketim azaltılmalıdır. Pratik bir yöntem de şudur: Kahveden önce tansiyonunuzu ölçün, ardından yaklaşık 30–60 dakika sonra tekrar ölçün. Bunu birkaç farklı günde yaptığınızda kişisel yanıtınız hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.''
Kafein tüketiminin miktarı kadar günün hangi saatinde kahve içildiğinin de kalp sağlığı açısından önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Coşansu, özellikle geç saatlerde tüketilen kahvenin uyku düzenini bozabileceğini belirtti.
Fazla kafeinin huzursuzluk, anksiyete ve çarpıntı hissini artırabileceğini ifade eden Coşansu, kahve tüketimi ile uyku arasında oluşabilecek kısır döngüye dikkat çekti:
''Burada bir kısır döngü oluşabiliyor. Kafein merkezi sinir sistemini uyarıyor. Fazla miktarda alındığında huzursuzluk, titreme, anksiyete, kalp hızında artış ve çarpıntı hissi oluşturabiliyor.
Bir de uyku boyutu var. Kişi geç saatlerde kahve içiyor, uyku kalitesi bozuluyor; ertesi gün yorgun olduğu için daha fazla kahve içiyor. Daha fazla kafein de sonraki gece uykuyu tekrar bozuyor. Bu nedenle çarpıntıyla başvuran hastada sadece “Kaç kahve içiyorsunuz?” diye değil, “Hangi saatte içiyorsunuz?” diye de sormak gerekir. Özellikle uyku problemi veya anksiyetesi olan kişilerin kafeini günün erken saatlerine çekmesi ve öğleden sonra-akşam tüketimini azaltması yararlı olabilir.''
Kahve ile enerji içeceklerindeki kafein molekülünün aynı olduğunu ancak enerji içeceklerinin yalnızca kafeinden oluşmadığını belirten Prof. Dr. Kahraman Coşansu, bu ürünlerde farklı uyarıcı maddelerin de bulunabildiğine dikkat çekti.
Özellikle yüksek miktarda ve kısa sürede tüketilen enerji içeceklerinin kalp hızı, tansiyon ve ritim üzerinde daha belirgin etkilere yol açabileceği uyarısında bulundu:
''Burada özellikle bir ayrım yapmak gerekiyor. Kahve ile enerji içeceğini aynı kategoride değerlendirmemeliyiz. Kafein molekülü elbette aynı. Fakat enerji içeceklerinde kafeinin yanında başka uyarıcı maddeler bulunabiliyor ve bazı ürünlerde toplam kafein miktarı oldukça yüksek olabiliyor. Üstelik kısa sürede ve yüksek miktarda tüketilebiliyor. Bu kombinasyon kalp hızını ve tansiyonu artırabilir; bazı kişilerde çarpıntı ve ritim problemlerini tetikleyebilir.
Özellikle çocuklar ve ergenler açısından daha net konuşmak gerekir. Amerikan Pediatri Akademisi, uyarıcı içeren enerji içeceklerinin çocuk ve ergenlerin beslenmesinde yeri olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla gençlerde “Kahve içebiliyorsa enerji içeceği de içebilir” şeklindeki yaklaşım doğru değildir. Özellikle kalp hastalığı bulunan, ritim problemi olan veya başka uyarıcı ilaçlar kullanan gençlerde risk daha da önem kazanabilir.''
Türkiye’de kafein tüketiminin yalnızca kahve üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Coşansu, gün içinde tüketilen çayın da toplam kafein miktarını önemli ölçüde artırabileceğini söyledi.
Kahve, çay, kola ve enerji içeceklerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Coşansu, özellikle yoğun çay tüketen kişilerin toplam kafein miktarına dikkat etmesi gerektiğini ifade etti:
''Türkiye açısından çok önemli bir konu, çünkü kafeini yalnızca kahveden almıyoruz. Gün boyunca içilen çay toplam kafein tüketiminin önemli bir bölümünü oluşturabiliyor. Kafein yine aynı molekül. Fakat bir bardak çayda genellikle bir fincan kahveden daha az kafein bulunuyor. Bunun yanında çayın hazırlanma şekli, ne kadar demlendiği ve tüketilen miktar kafein dozunu değiştiriyor.
Sorun şu: İnsanlar “Ben sadece iki kahve içiyorum” diyebiliyor ama bunun yanında gün içerisinde 8–10 bardak koyu çay tüketebiliyor. Bu nedenle günlük kafeini hesaplarken kahve + çay + kola + enerji içecekleri ve diğer kafein kaynaklarının tamamını birlikte değerlendirmeliyiz.''
Şekersiz çay tüketiminin kardiyovasküler sağlık açısından tek başına olumsuz olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Kahraman Coşansu, asıl dikkat edilmesi gereken noktanın yüksek miktarda tüketimle birlikte artan toplam kafein yükü olduğunu söyledi:
''Ölçülü şekersiz çay tüketiminin kardiyovasküler açıdan genel olarak olumsuz olduğunu söyleyemeyiz. Ancak çok yüksek miktarlarda tüketildiğinde toplam kafein yükü nedeniyle uykusuzluk, çarpıntı, huzursuzluk ve tansiyon yükselmesi görülebilir.''
Kahvenin aç karnına tüketilmesinin kalp sağlığı açısından herkes için kesin olarak zararlı olduğuna ilişkin bilimsel bir kural bulunmadığını belirten Prof. Dr. Coşansu, bu konuda kişinin kahveye verdiği bireysel yanıtın önem taşıdığını ifade etti.
Özellikle çarpıntı, mide rahatsızlığı veya huzursuzluk yaşayan kişilerin kahveyi kahvaltıyla birlikte ya da yemek sonrasında tüketmesinin daha uygun olabileceğini belirtti:
''Kalp sağlığı açısından “Aç karnına kahve kesinlikle zararlıdır” şeklinde bilimsel olarak net bir kuralımız yok. Burada kişisel tolerans daha önemli. Bazı kişiler aç karnına kahve içtiğinde çarpıntı, mide rahatsızlığı veya huzursuzluğu daha belirgin hissedebilir. Böyle bir durumda kahveyi kahvaltıyla birlikte veya yemek sonrasında tüketmek daha uygun olabilir.
Fakat bence zamanlama konusunda daha önemli konu kahvenin uykuya etkisi. Kafeinin etkisi saatlerce devam edebildiği için özellikle akşam saatlerinde alınan kahve uyku süresini ve kalitesini bozabilir. Uyku bozukluğu da uzun vadede tansiyon ve kalp-damar sağlığı açısından istemediğimiz bir durumdur. Bu nedenle çoğu kişi için kahveyi günün ilk yarısında tüketmek daha mantıklıdır.''