Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Tibet'te çöken bir buzul, Nepal'deki bir vadi boyunca yıkıcı bir su ve enkaz duvarı oluşturarak yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine ve bir o kadarının da kaybolmasına yol açtı. Yüksek dağlık alanlarda afet riskinin azaltılması üzerine araştırmalar yapan ve 2021 Chamoli felaketini de yakından inceleyen Uygulamalı Jeomorfoloji Profesörü Stuart Dunning, benzer olayları hızla analiz etmek için bir araya gelen 50'den fazla uluslararası uzmandan oluşan bir ekibin parçası olarak felaketin perde arkasını değerlendirdi.

Dehşet verici miktarda enkaz ve suyun aşağı yönde sürüklenmesine yol açan olaylar henüz tam aydınlatılamadı. İhtimaller arasında, büyük bir anakaya heyelanının buzulu da beraberinde sürüklemesi veya anakaya heyelanının buzulu istikrarsızlaştırarak kısa süre sonra çökmesine neden olması öne çıkıyor. Bir diğer senaryoya göre ise önce buzul ardından da üstündeki anakaya çöktü.
Tabloyu değerlendiren Profesör Dunning, yaklaşık 4.800 metrede başlayan ve 1.200 metreden fazla düşen bir kaya-buz çığının en olası açıklama olduğunu belirtiyor. İlk çöküşte yer alan ve muhtemelen sonradan karışan buz miktarı, felaketi yıkıcı ve uzun menzilli bir enkaz akışına dönüştürecek suyu üretecek boyuttaydı.
Kuru bir kaya çığından çok daha hasar verici olan akıntı nehir boyunca ilerleyerek su topladı ve vadi tabanı ile yamaçları aşındırdı.

İlk raporlarda felaketin bir buzul gölü taşkını olarak nitelendirildiğine dikkat çeken uzmanlar, ortada bir göl bulunmadığı için afeti bir "tehlike zinciri" veya "süreç zinciri" olarak adlandırıyor. Belirsiz hacimlerde kaya ve buz heyelanı olarak başlayan felakette buzun büyük bir kısmı parçalanma ve sürtünmenin oluşturduğu ısı sonucunda eridi.
Uydu görüntüleri, felaketin başlangıç noktasını ve akıntının izlediği rotayı belirlemede kritik bir rol oynuyor. Günlük olarak güncellenen uydu verileri sayesinde enkazın arkasında su birikmesi veya istikrarsız materyaller gibi ikincil tehlikeler izlenebiliyor. Akıntının hızını, derinliğini ve su oranını ölçmek için ise uydu verileri; fotoğraf, video ve sismik verilerle harmanlanıyor.

Himalayalar'daki buzulların giderek inceldiği ve geri çekildiği biliniyor. Anakayayı bir arada tutan "yapıştırıcı" olarak nitelendirilen permafrostun erimesi yamaçları istikrarsız hale getiriyor. Deprem hasarları ve hızla yükselen dağlar gibi faktörlerin yanı sıra iklim değişikliği, felaketlerin zeminini hazırlamada giderek daha büyük bir rol oynuyor.
Bölgedeki nüfus yoğunluğunun tarihin en yüksek seviyesinde olması da yıkımın boyutunu artıran temel unsurlar arasında yer alıyor.
Himalayalar'daki dik ve geri çekilen buzulların yerleşim yerlerine yakın olması, tehlikenin boyutunu artırıyor. Alaska'daki buzulların üzerinde de düzenli olarak kaya çığları yaşanmasına rağmen, çığların sıvıya dönüşmemesi ve yerleşim yerlerinden uzak olması hasarı en aza indiriyor. Ancak Nepal'de hızla hareket eden çamur, kaya ve su duvarına karşı koyabilecek dayanıklı bir yapı yok.

Yetkililer, vadilerden gelen akışı yakalayan bir gösterge sayesinde su seviyesindeki hızlı yükselişi fark ederek uyarılar gönderdi. Ancak binlerce benzer yamacın bulunduğu bölgede heyelanlardan kaynaklanan tehlike zincirlerini tahmin etmek oldukça zor.
Uzmanlar, gelecekteki olası felaketlerde insanlara harekete geçmeleri için daha fazla zaman kazandırmayı hedefliyor. Geniş alanları kapsayabilen sismik "gürültü" sinyallerini en kısa sürede yorumlayarak depremleri, heyelanlardan ve sel felaketlerinden ayırt etmeye yönelik çalışmalar sürdürülüyor.
Olası felaket anlarında ise "çök, kapan, tutun" gibi deprem uyarılarının aksine, bazı kişilerin yüksek beton binalara veya yokuş yukarı sığınması gerekeceği vurgulanıyor.
Independent'ın aktardığına göre, yerinde izleme sistemlerinin geliştirilmesi ve riskli alanlarda yaşayan nüfusun bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Aynı zamanda bazı bölgelerin yaşamak için fazla tehlikeli olduğu gerçeğinin de yetkililer ve halk tarafından kabul edilmesi gerekiyor.