Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
ABD ve İsrail'in, İran'a yönelik saldırıları devam ederken Financial Times'ın yayımladığı bir analiz haber dikkat çekti. Habere göre, Başkan Donald Trump'ın İran politikaları yeni değil, 1980'lere dayanıyor. Trump'ın bugün İran'a yönelik tehditleri, saldırı kararları, ültimatomlarının kökleri 1980'lere dayanıyor. Trump, seneler önce de İran konusunda aynı fikirdeydi.

Financial Times’ın hatırlattığına göre Trump, İran konusundaki düşüncelerini ilk kez 1987 yılında üç Amerikan gazetesinde yayımlanan tam sayfa bir ilanla kamuoyuna duyurdu. Trump bu ilan için 94 bin 801 dolar harcadı.
O dönemde İran-Irak savaşı nedeniyle Körfez’de yaşanan tanker krizine değinen Trump, ABD’nin müttefiklerini korumak için askeri güç kullanmasını sert şekilde eleştirdi.
Trump ilanda ABD'nin, “sahibi olmadığı gemileri, ihtiyaç duymadığı petrolü taşıyan ve yardım etmeyen müttefiklere giden tankerleri koruduğunu” söyledi ve bunun ABD’yi zayıf gösterdiğini savundu.

1987’de New Hampshire’daki bir etkinlikte konuşan Trump, İran’ın küçük askeri botlarının ABD’yi zor durumda bıraktığını söyleyerek, ABD’nin İran’ın kıyıya yakın petrol sahalarını ele geçirebileceğini dile getirdi.
Bir yıl sonra Guardian gazetesine verdiği röportajda ise Trump, Amerikan askerlerine veya gemilerine yönelik tek bir saldırı olması halinde İran’ın en önemli petrol ihracat noktası olan Harg Adası’nı hedef alacağını söyledi.
Analize göre Trump için bu ada o dönemde de İran üzerinde baskı kurmak için kullanılabilecek kritik bir koz olarak görülüyordu.

Financial Times değerlendirmesine göre Trump’ın İran yaklaşımının temelinde güç gösterisinin rakibi geri adım atmaya zorlayacağı inancı bulunuyor.
Trump’ın 1989 yılında yaptığı bir konuşmada, ABD’nin askeri gücünü zaman zaman kullanması gerektiğini savunduğu ve İran’a rehinelerin serbest bırakılması için kısa süreli bir ültimatom verilmesi gerektiğini söylediği hatırlatılıyor. Bugün de benzer bir yaklaşımın sürdüğü belirtilirken, analize göre Trump krizleri “bir olay, bir süre sınırı ve ardından güçlü bir karşılık” şeklinde basit bir müzakere çerçevesine indirgeme eğiliminde.

Analizde dikkat çekilen ikinci önemli unsur ise Trump’ın uzun süredir müttefiklerini ABD’nin gücünden “bedavaya yararlanmakla” suçlaması. Trump’ın İran krizi bağlamında da özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki askeri operasyonlar konusunda müttefiklerinden daha fazla katkı beklediği belirtilirken, NATO ülkelerinin kriz karşısındaki tutumunu yakından izlediği ve ABD’nin üstlendiği askeri ve ekonomik yükün paylaşılmasını talep edebileceği ifade ediliyor.

Financial Times’a göre İran krizi Trump açısından yalnızca Washington ile Tahran arasındaki bir güç mücadelesi değil. Analiz, Trump’ın bu tür krizleri aynı zamanda ABD gücünün nasıl kullanılacağı ve bunun maliyetini kimin üstleneceği konusundaki küresel düzeni yeniden şekillendirmek için bir fırsat olarak gördüğünü ileri sürüyor.
Bu nedenle Trump’ın bir sonraki sert mesajının yalnızca İran’a değil, ABD’nin Avrupa’daki ve diğer bölgelerdeki müttefiklerine de yönelmesi ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiği değerlendiriliyor.