Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
ABD’de ağustos ayı tarım dışı istihdam verisinin beklentilerin çok üzerinde gelmesi piyasaların gündemine oturdu. İstihdam 162 bin kişi artarken işsizlik yüzde 4,1’de kaldı. Verinin gelmesinin ardından piyasalar alarma geçti. Altın resmen çakıldı, hızla düşüş yönlü hareket eden değerli metal yatırımcısı endişeyle rakamları takip ediyor.
Ekonomist Dr. Sefer Humar, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a ABD'den gelen kritik veriyi değerlendirdi.

ABD’de tarım dışı istihdam ağustosta 162 bin artarak beklentilerin çok üzerinde geldi. Bu rakam piyasaları nasıl etkiler?
Dr. Sefer Humar: ABD’de açıklanan ağustos ayı istihdam verileri, piyasaların beklediğinden çok daha güçlü geldi. Tarım dışı istihdam 162 bin kişi artarken, piyasa beklentisi sadece 55 bin seviyesindeydi. Yani ABD’de istihdam tarafında beklentinin yaklaşık üç katı bir rakamla karşı karşıyayız. İşsizlik oranının yüzde 4,1 ile beklentiler doğrultusunda kalması, iş gücüne katılım oranının da yüzde 61,6’ya yükselmesi ABD ekonomisinin hâlâ canlı olduğunu gösteriyor.
Ücret tarafına baktığımızda da aylık ortalama saatlik kazançlar yüzde 0,3 ile beklentiye paralel, yıllık artış ise yüzde 3,1 ile beklentinin hafif üzerinde. Dolayısıyla burada benim gördüğüm tablo şu: ABD ekonomisi henüz frene basmış değil. İstihdam güçlü, tüketici tarafı tamamen çökmüş değil ve ücretlerde de kontrolsüz bir tablo yok. Bu nedenle “yumuşak iniş” senaryosu şimdilik masada.
Ama piyasanın sevdiği bir söz vardır: “İyi veri her zaman iyi piyasa demek değildir.” Çünkü güçlü istihdam bu kez Fed açısından faiz indirimlerinin daha yavaş ve daha temkinli yapılabileceği anlamına gelebilir. Dolayısıyla ABD tahvil faizlerinde ve dolarda yukarı yönlü hareket görmemiz, ons altında ise kısa vadeli bir baskı oluşması şaşırtıcı olmaz.
Ben burada altın yatırımcısının da biraz sakin olması gerektiğini düşünüyorum. Güçlü istihdam verisi geldi diye altının bütün hikâyesi değişmiş değil. Altında artık sadece Fed faizlerine bakmıyoruz. Merkez bankalarının alımları, jeopolitik riskler, küresel borçluluk ve ülkelerin rezerv tercihlerindeki değişim de fiyatlamada önemli. O nedenle “Altında bir günlük düşüş, hikâyenin bittiği anlamına gelmez.”
| Başlık | Detay |
|---|---|
| Veri Kaynağı | ABD |
| Veri Türü | Tarım Dışı İstihdam |
| Açıklanan Ay | Ağustos |
| Açıklanan Artış (Bin Kişi) | 162 |
| Piyasa Beklentisi (Bin Kişi) | 55 |
| Yorum (Dr. Sefer Humar) | Beklentinin yaklaşık üç katı, ABD ekonomisinin canlı olduğunu gösteriyor. |
| İşsizlik Oranı | %4,1 (Beklentiler doğrultusunda) |
| İş Gücüne Katılım Oranı | %61,6 (Yükselme) |
| Aylık Ortalama Saatlik Kazançlar (Yüzde) | 0,3 (Beklentiye paralel) |
| Yıllık Ortalama Saatlik Kazançlar (Yüzde) | 3,1 (Beklentinin hafif üzerinde) |
| Genel Ekonomik Durum Yorumu | ABD ekonomisi henüz frene basmış değil. İstihdam güçlü, tüketici tarafı tamamen çökmüş değil ve ücretlerde kontrolsüz bir tablo yok. "Yumuşak iniş" senaryosu masada. |
| Piyasa Etkisi (Genel) | Güçlü istihdam verisi Fed'in faiz indirimlerini yavaşlatabileceği anlamına gelebilir. |
| Beklenen Piyasa Hareketleri | ABD tahvil faizlerinde ve dolarda yukarı yönlü hareket, ons altında kısa vadeli baskı. |
| Altın Yatırımcısı İçin Yorum | Sakin olunmalı. Altının hikayesi sadece Fed faizlerine bağlı değil. Merkez bankası alımları, jeopolitik riskler, küresel borçluluk ve rezerv tercihleri de önemli. Bir günlük düşüş hikayenin bittiği anlamına gelmez. |
Yurtiçinde altın yatırımcısı bu tabloyu nasıl okumalı?
Dr. Sefer Humar: Türkiye’de yatırımcı için iş biraz daha farklı. Çünkü bizim gram altınımız iki motorla çalışıyor: ons altın ve dolar/TL. Ons altında ABD verisi nedeniyle bir geri çekilme yaşansa bile kur tarafındaki hareket bu düşüşü sınırlayabilir.
Hatta zaman zaman şöyle bir tablo görebiliriz: Dünyada ons altın gerilerken Türkiye’de gram altın aynı ölçüde gerilemeyebilir. Çünkü kur yukarı geliyorsa, ons tarafındaki kaybın bir kısmını TL’deki hareket telafi eder.
Burada altın yatırımcısının önümüzdeki dönemde kendisine sorması gereken soru bence şu: “Ons mu düşüyor, yoksa Türkiye’de kur da aynı anda mı düşüyor?” İkisi aynı anda aşağı gelmediği sürece gram altında çok sert ve kalıcı bir geri çekilme beklemek doğru olmayabilir.
Ama diğer taraftan gerçekçi olmak lazım. Altın çok güçlü bir yükseliş yaşadıysa, güçlü ABD verileri sonrasında kâr satışları gelmesi son derece normal. Yatırımcı burada “Altın artık sürekli yükselir” düşüncesine kapılmamalı. Piyasalarda en tehlikeli cümlelerden biri şudur: “Bu daha da gider.” Çünkü en güçlü trendlerde bile düzeltmeler olur.
Türkiye tarafına geldiğimizde ise bence asıl önemli konu burada başlıyor. Çünkü Türkiye piyasaları açısından ABD’den gelen bu veriyi yalnızca “altın düşer, dolar yükselir” şeklinde okumak doğru olmaz. ABD’de faizlerin uzun süre yüksek kalması, küresel para maliyetinin yüksek seyretmesi anlamına geliyor. Bu da gelişmekte olan ülkeler açısından önemli. Türkiye de doğal olarak bu küresel finansal koşullardan etkileniyor.
Özellikle yabancı yatırımcı açısından baktığımızda, ABD tahvil faizlerinin yükselmesi gelişmekte olan ülke varlıklarının cazibesini bir miktar azaltabilir. Yatırımcı bazen çok basit düşünüyor: “ABD’de risksiz getiri yükseliyorsa, daha fazla risk almak için daha yüksek getiri isterim.” Dolayısıyla Türkiye’nin risk primi, tahvil faizleri, borsa ve yabancı sermaye girişleri açısından küresel faiz ortamı önemli olmaya devam edecek.
Fakat Türkiye’nin burada kendi hikâyesi de var. Bizim piyasalarımızı sadece Washington’daki veriler belirlemiyor. Türkiye’de enflasyonun seyri, Merkez Bankası’nın faiz politikası, rezervlerin görünümü, cari denge, bütçe politikası ve yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışı çok daha önemli hâle geliyor.

Döviz yatırımcısı açısından tablo ne durumda?
Dr. Sefer Humar: Dolar/TL tarafında yatırımcının önümüzdeki dönemde çok dikkat etmesi gereken bir nokta var. Küresel anlamda dolar güçlenebilir ama Türkiye’de kurun hareketi yalnızca buna bağlı değil.
Eğer içeride enflasyon düşmeye devam eder, Merkez Bankası’nın para politikası güven verir ve rezervlerdeki güçlenme devam ederse, küresel dolar hareketinin Türkiye’ye yansıması daha sınırlı olabilir.
Ama burada risk de var. “Kur kontrollü gidiyor, o hâlde hiç risk yok” demek de doğru değil. Çünkü enflasyonla kur arasındaki ilişki, yabancı sermaye hareketleri ve küresel faiz ortamı her zaman yakından takip edilmeli.
Ben döviz yatırımcısına bu dönemde şunu söylerim: “Kurda sadece bugünkü rakama değil, satın alma gücüne ve enflasyona bakın.” Çünkü nominal olarak doların yükselmesi başka, doların yatırımcıya reel anlamda kazandırması başka bir şey.
Borsa'da nasıl bir hareket beklemek gerekiyor?
Dr. Sefer Humar: Borsa İstanbul tarafında ise benim açımdan hikâye biraz daha ilginç.
Küresel tarafta ABD faizlerinin yüksek kalması bizim için çok büyük bir avantaj değil. Çünkü yüksek ABD faizleri, gelişmekte olan piyasalara gidecek paranın önünde alternatif yaratıyor. Dolayısıyla Borsa İstanbul’un sadece küresel likiditeye güvenerek yükselmesini beklemek doğru olmaz.
Ama Türkiye’de faizlerin aşağı gelmesi ve dezenflasyon sürecinin devam etmesi hâlinde Borsa İstanbul’un önünde önemli bir fırsat da oluşabilir.
Çünkü yüksek faiz ortamı şirketlerin finansman maliyetlerini artırıyor, krediye erişimi zorlaştırıyor ve iç talebi baskılıyor. Faizlerin kontrollü şekilde aşağı gelmesiyle birlikte şirketlerin finansman tarafında rahatlama başlaması, özellikle bilançolara zaman içerisinde olumlu yansıyabilir.
Burada benim özellikle üzerinde durduğum nokta şu: “Borsada sadece endekse değil, şirketin kârına bakmak gerekiyor.”
Endeks yükseliyor diye her şirketin yükselmesi gerekmiyor. Önümüzdeki dönemde seçiciliğin çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Borcu yüksek şirket ile güçlü nakit üreten şirketin aynı kefeye konulmaması gerekiyor.
Hatta bence yeni dönemin mottosu şu olabilir: “Borsa artık hikâyeyi değil, bilançoyu satın alacak.”
Faizler düşerken şirket kârlılıkları da toparlanırsa Borsa İstanbul açısından çok daha sağlıklı bir yükseliş hikâyesi oluşabilir. Ama enflasyon beklentileri yeniden bozulur, faiz indirim süreci sekteye uğrar veya küresel risk iştahı ciddi şekilde azalırsa borsada dalgalanmanın arttığını da görebiliriz.
Ben genel olarak Türkiye piyasaları açısından bu veriyi ne tamamen negatif ne de tamamen pozitif okuyorum.
Küresel tarafta doların ve faizlerin güçlü kalması bizim için bir miktar rüzgârı tersine çevirebilir. Ama Türkiye kendi makroekonomik dengelerini iyileştirmeye devam ederse, küresel dalgalanmalardan tamamen bağımsız olmasa da kendi hikâyesini yaratabilir.
Sonuçta piyasalarda her zaman söylediğimiz bir şey var: “Tek bir veriye bakarak pozisyon alınmaz, resmin tamamına bakılır.” Bugün ABD istihdamı güçlü geldi diye Fed’in bütün faiz politikasının değiştiğini söylemek doğru değil. Önümüzde enflasyon verileri var. Fed’in mesajları var. Türkiye’de ise enflasyon, faiz ve rezervler var.
Benim beklentim, önümüzdeki dönemde piyasaların biraz daha seçici hâle gelmesi. Küresel tarafta faizlerin yüksek kaldığı bir ortamda Türkiye’ye gelecek para, daha fazla güven ve daha fazla öngörülebilirlik arayacaktır.
Kısacası “Rüzgâr ABD’den geliyor ama yelkeni Türkiye kendi dolduracak.”
Türkiye’de enflasyon tarafında kalıcı iyileşme, para politikasında güven ve öngörülebilirlik sağlanırsa küresel taraftaki dalgalanmalara rağmen Borsa İstanbul, Türk tahvilleri ve TL varlıklar açısından daha güçlü bir hikâye ortaya çıkabilir.
Ben bugün itibarıyla piyasaya bu gözle bakıyorum: ABD verisi güçlü, Fed daha temkinli olabilir; ancak Türkiye açısından oyunun tamamı bundan ibaret değil. Bizim kendi hikâyemiz, enflasyonun ve faizlerin hangi hızda aşağı geleceği ve bunun piyasalara ne kadar güven vereceği üzerinden şekillenecek.
Ve belki de önümüzdeki dönemin en önemli cümlesi şu olacak: “Türkiye’de artık sadece faiz nereye gidiyor diye değil, faiz düşerken ekonomi nasıl toparlanıyor diye bakacağız.”