Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Dünya ekonomileri zaten yüksek enflasyon ve faiz kıskacında ilerlerken Orta Doğu’dan gelen savaş haberleri piyasalarda dengeleri altüst etti. Orta Doğu'da yükselen tansiyon büyük bir bölgeyi etkisi altına aldı. Ancak bu kez piyasalar klasik tepkilerini vermiyor.
Normal şartlarda savaş ortamında rekor kırması beklenen altın ve gümüş fiyatları neden yükselmiyor? Hürmüz Boğazı krizi petrol fiyatlarını hangi noktaya taşıyacak? Ekonomist Dr. Hakan Çınar, Tgrthaber.com Ekonomi Editörü Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayarak, gerilimin piyasalara etkisi hakkında kapsamlı bilgi verdi.

(Görseller AI ile temsili olarak hazırlanmıştır)
İsrail-İran gerginliğinin ABD’nin de dahil olduğu bir bölgesel savaşa evrilmesi, küresel piyasalarda güvenli liman algısını nasıl değiştirdi?
Dr. Hakan Çınar: Normal şartlarda savaş ve belirsizlik dönemlerinde yatırımcılar klasik olarak evvela altın, dolar ve ABD tahvillerine yönelirler. Ancak bu kez sadece çatışma riski değil, enerji fiyatlarındaki yükseliş, enflasyon baskısı ve faizlerin yeniden yukarı yönlü seyredebileceği beklentisi de etkili oldu. Bu nedenle piyasalarda güvenli liman arayışı klasik çerçevenin dışına taşmış durumda. Yatırımcı artık sadece altına değil, nakitte kalmaya, güçlü para birimlerine yönelmeye ve daha temkinli durmaya da önem veriyor. Kısacası güvenli liman anlayışı bugün daha geniş ve daha ihtiyatlı bir zemine oturmuş durumda.

Altın ve gümüş gibi değerli metaller savaşa rağmen neden düşüş eğiliminde? 2026 süresince beklentiniz nedir?
Dr. Hakan Çınar: Altın ve gümüş, savaş ve belirsizlik dönemlerinde genellikle yükseliş gösteren yatırım araçlarıdır, bu düşünce kolay kolay değişmez. Fakat bugün piyasayı aşağı çeken başka etkenler de var. Öncelikle petrol fiyatlarındaki artış, enflasyon korkusunu büyütüyor. Bu da merkez bankalarının faiz indirimine gitmekte daha temkinli davranabileceği beklentisini güçlendiriyor. Altın ve gümüş faiz getirisi sunmadığı için, faizlerin yüksek kalacağı düşüncesi bu metalleri baskılıyor. Buna ek olarak doların güçlenmesi de değerli metaller üzerinde aşağı yönlü etki yaratıyor. 2026 yılı boyunca ben altın ve gümüşte sürekli ve sert bir yükselişten çok, inişli çıkışlı bir seyir bekliyorum. Jeopolitik riskler arttığında yukarı yönlü hareketler görülebilir; ancak faiz ve dolar baskısı sürdükçe bu yükselişlerin kalıcı olması zorlaşabilir.

Dünya petrol trafiği için Hürmüz Boğazı'nın önemi nedir?
Dr. Hakan Çınar: Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biridir. Körfez bölgesinden çıkan petrolün ve sıvılaştırılmış doğalgazın önemli bir bölümü bu dar hat üzerinden dünya pazarlarına ulaşır. Bu nedenle Hürmüz’de yaşanacak her gerilim yalnızca bölge ülkelerini değil, Avrupa’dan Asya’ya kadar çok geniş bir ekonomik alanı etkiler. Buradaki mesele sadece petrol fiyatının artması değildir. Aynı zamanda sevkiyat sürelerinin uzaması, sigorta maliyetlerinin yükselmesi, navlun fiyatlarının artması ve sanayinin enerji maliyetlerinin bozulması da söz konusudur. Kısacası Hürmüz Boğazı, küresel enerji akışının en önemli damarlarından biridir.

Petrol fiyatları için 2026 yılında en yüksek rakam beklentiniz nedir?
Dr. Hakan Çınar: Petrol fiyatları artık yalnızca arz ve talep dengesiyle değil, doğrudan jeopolitik gelişmelerle de şekilleniyor. Eğer Hürmüz Boğazı’nda geçişi zorlaştıracak daha büyük bir kriz yaşanırsa, petrol fiyatlarında sert yükselişler görmek mümkün olur. Normal şartlarda yıl ortalaması daha düşük seviyelerde kalabilir. Ancak en kötü senaryoda piyasanın kısa süreli de olsa çok daha yüksek rakamları test etmesi mümkündür. Ben 2026 yılı içinde, risklerin büyümesi halinde Brent petrolde 130 ila 135 dolar bandının görülebileceğini düşünüyorum. Bu nedenle petrol piyasasında yıl ortalaması ile kriz anında görülebilecek zirve seviyeleri birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Hürmüz Boğazı geriliminin tırmanması, Türkiye’nin “Orta Koridor” ve “Kalkınma Yolu Projesi” gibi stratejik hamlelerini nasıl etkiler?
Dr. Hakan Çınar: Bu tür krizler Türkiye açısından hem risk hem de fırsat taşır. Risk tarafında enerji maliyetlerinin yükselmesi, ithalat faturasının büyümesi ve dış ticaret yapan firmaların taşıma ile finansman giderlerinin artması bulunur. Bu durum üretici ve ihracatçı üzerinde ciddi bir baskı oluşturur. Fakat diğer taraftan dünya ticareti, kriz dönemlerinde yeni ve daha güvenli güzergahlar aramaya başlar. İşte bu noktada Türkiye’nin Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi projeleri daha da önemli hale gelir. Çünkü artık şirketler yalnızca en kısa hattı değil, en güvenli ve en sürdürülebilir hattı da tercih etmek istiyor. Türkiye bu süreçte Asya ile Avrupa arasında güven veren bir geçiş ülkesi olma iddiasını daha güçlü şekilde öne çıkarabilir. Doğru planlama yapılırsa bu gelişmeler Türkiye’nin lojistik merkez olma hedefini hızlandırabilir. Ancak bunun için altyapının, gümrük süreçlerinin ve taşıma kapasitesinin daha da güçlendirilmesi gerekir.