Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Brent petrolün varil fiyatı 15 Ekim 2026 tarihi itibarıyla 104-105 dolar bandında seyrediyor. Artan enerji fiyatları küresel ekonomileri tehdit ediyor. Ekonomist Dr. Sefer Humar, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a fiyatların 110 dolar bandında uzun süre kalmasının enflasyon ve ekonomik büyüme açısından ciddi riskler oluşturabileceğini belirtti. Humar, artan enerji maliyetlerinin özellikle çiftçilerin üretim giderlerini yükselterek gıda arzını, gıda fiyatlarını ve vatandaşın alım gücünü olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.

Brent petrolde varil başına 100 dolar seviyesinin aşılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu seviyenin aşılması küresel ekonomi açısından ne anlama geliyor?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: Brent petrolde varil başına 100 dolar seviyesini önemli bir eşik olarak görüyorum. Ancak burada yalnızca petrolün hangi seviyeye ulaştığına değil, o seviyede ne kadar süre kaldığına da bakmak gerekiyor. Petrolün 100 doların üzerinde kalıcı olması ve özellikle 110-120 dolar bandına doğru yükselerek uzun süre burada seyretmesi, küresel ekonomi açısından ciddi riskler oluşturabilir.
Çünkü petrol, yalnızca enerji piyasasını ilgilendiren bir emtia değil; üretimden taşımacılığa, tarımdan sanayiye kadar ekonominin birçok alanında etkili oluyor. Petrol fiyatı yükseldiğinde asıl konu sadece aracımıza aldığımız benzinin veya mazotun pahalanması değil. Üretim maliyetleri artıyor, lojistik giderleri yükseliyor, ürünlerin tarladan fabrikaya, fabrikadan market raflarına ulaşmasının maliyeti yükseliyor. Bu da zamanla tüm market raflarına yansıyarak enflasyon rakamına sirayet ediyor.

Petrol fiyatlarında yaşanan bu yükseliş tarımı ve çiftçiyi nasıl etkiler?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: Burada özellikle çiftçilerimizin durumuna dikkat çekmek istiyorum. Çünkü çiftçi açısından mazot, sıradan bir gider kalemi değil, doğrudan üretimin sürdürülebilirliğini etkiliyor. Tarlanın sürülmesinden ekime, ilaçlamadan hasada ve ürünün pazara taşınmasına kadar pek çok aşamada kullanılıyor.
Mazot fiyatı yükseldiğinde çiftçinin maliyeti artıyor; ancak çiftçi bu artışı her zaman ürettiği ürünün satış fiyatına aynı ölçüde yansıtamıyor. Dolayısıyla bazen üretici kârından fedakârlık ediyor, bazen de artan maliyetler zaman içerisinde tüketici fiyatlarına yansıyor.

Küresel siyasi krizlerin de etkisiyle artan enerji maliyetleri tarımsal üretim üzerindeki baskıyı nasıl artırıyor?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: Çiftçinin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca mazot fiyatları değil. İklim krizi, kuraklık, aşırı sıcaklıklar, ani ve şiddetli yağışlar, sel ve dolu gibi doğal afetler tarımsal üretimi zaten daha belirsiz hâle getiriyor.
Bir tarafta suya erişim ve verimlilik sorunu, diğer tarafta yükselen girdi maliyetleri var. Çiftçi bir yandan ne kadar ürün elde edeceğini öngörmeye çalışıyor, diğer yandan o ürünü hangi maliyetle üreteceğini hesaplamak zorunda kalıyor. Bu koşullarda enerji fiyatlarındaki yükseliş, zaten zorlanan tarımsal üretimin üzerine yeni bir yük bindiriyor.

Peki petrolde yaşanan bu kriz doğrudan gıda fiyatlarını vurabilir mi?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: Benim burada üzerinde durduğum asıl konu, petrol fiyatlarından çok daha geniş: Gıda arzının, üretim kapasitesinin ve vatandaşın alım gücünün korunması. İklim koşulları nedeniyle verimin düştüğü bir dönemde mazot, gübre ve nakliye maliyetleri de yükselirse çift taraflı bir baskıyla karşı karşıya kalırız. Hem üretmek pahalılaşır hem de piyasaya sunulabilecek ürün miktarı azalabilir. Böyle bir durumda gıda enflasyonunu kontrol altında tutmak çok daha güçleşir.

Sadece Türkiye'de değil dünya genelinde tarımsal üretim ve gıda tedarik zincirleri enerji maliyetlerinden etkileniyor. Üstelik gübre üretiminde doğal gazın da önemli bir payı var. Enerji fiyatlarındaki yükseliş gübre, lojistik ve üretim maliyetlerini artırırken iklim kaynaklı verim kayıpları da buna eşlik ederse küresel gıda fiyatları üzerinde daha güçlü bir baskı oluşabilir.