Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Pasifik Okyanusu’nun ortasında, haritada fark edilmesi bile zor olan küçücük bir ada, küresel teknoloji ve sanayi dengelerini değiştirebilecek dev bir kaynağın üzerinde duruyor. Japonya ile ABD, Minamitorishima Adası çevresindeki deniz tabanında bulunan nadir toprak elementlerini (NTE) çıkarmak için kapsamlı bir projeye hazırlanıyor. Yaklaşık 6 kilometre derinlikte bulunan rezervlerin ekonomik olarak kullanılabilmesi halinde, Çin’in bu kritik hammaddelerdeki küresel hakimiyeti önemli ölçüde azalabilir.
Tokyo’ya yaklaşık 1.600 kilometre uzaklıkta bulunan Minamitorishima, Pasifik Okyanusu’nun ortasında oldukça yalnız bir noktada yer alıyor. Adanın çevresinde 1.000 kilometreden fazla mesafe boyunca başka bir kara parçası bulunmuyor. Aynı zamanda Japonya’nın doğudaki son toprak parçası konumunda.
Asıl dikkat çeken ise adanın büyüklüğü değil, çevresindeki deniz alanı. Minamitorishima’nın münhasır ekonomik bölgesi, Japonya’nın toplam kara yüzölçümünden bile daha geniş. Bu bölgenin tabanında ise son derece yüksek miktarda nadir toprak elementi bulunduğu tahmin ediliyor.
Adanın kendisi neredeyse tamamen ıssız. Sıradan vatandaşların buraya gitmesine izin verilmiyor. Bir uçak pistinin bulunduğu ada; meteoroloji, atmosfer araştırmaları, denizcilik altyapısı ve savunma faaliyetleri için kullanılıyor. Fakat adayı bugün küresel rekabetin merkezine taşıyan şey bunlar değil. Asıl hazine, denizin yaklaşık 6 kilometre altında.
Japonya’nın daha önce yaptığı araştırmalar, Minamitorishima çevresindeki deniz tabanında 16 milyon tondan fazla nadir toprak minerali bulunabileceğine işaret ediyor. 2018’de yapılan tahminler rezervin büyüklüğünü daha da çarpıcı hale getiriyor. Buna göre bölgedeki kaynaklar, mevcut küresel talep üzerinden hesaplandığında itriyum ihtiyacını 780 yıl, europiyum ihtiyacını 620 yıl, terbiyum ihtiyacını 420 yıl ve disprosyum ihtiyacını 730 yıl karşılayabilecek düzeyde olabilir.
Geçen yıl gerçekleştirilen testlerde de itriyum, gadolinyum ve disprosyum gibi ağır nadir toprak elementlerinin önemli miktarlarda bulunduğu belirlendi.
Çin, ağır nadir toprak elementleri konusunda küresel pazarda son derece güçlü bir konuma sahip. Japonya’nın NTE ihtiyacının yaklaşık üçte ikisi Çin tarafından karşılanıyor. Çin’in küresel payı ise yüzde 90 seviyesinde.
Bu elementler özellikle yüksek teknoloji ürünleri açısından kritik öneme sahip. Geçtiğimiz yıl Çin, Japonya’ya yönelik disprosyum ve terbiyum ihracatını durdurmuştu. Her iki element de elektrikli araçlarda kullanılan yüksek performanslı mıknatısların üretiminde önemli rol oynuyor. Dolayısıyla Japonya açısından mesele yalnızca yeni bir maden kaynağı bulmak değil. Aynı zamanda sanayinin kritik hammaddelerde dışa bağımlılığını azaltmak. Minamitorishima’nın münhasır ekonomik bölgesinin sınırlarında Çin’in de arama faaliyetleri yaptığı ve iki ülke arasında zaman zaman bu nedenle gerilim yaşandığı biliniyor.
Minamitorishima çevresindeki çalışmalar bugüne kadar büyük ölçüde Japonya tarafından yürütüldü. Yeni dönemde ise ABD de projede daha aktif rol üstlenecek. Plan, Japonya’nın derin deniz araştırmalarındaki tecrübesini ABD’nin petrol ve doğal gaz sektöründe geliştirdiği sondaj teknolojileriyle bir araya getirmek üzerine kurulu.
ABD merkezli Deep Reach Technology şirketi de projede öne çıkan kuruluşlardan biri. Ama hedef oldukça zorlu. Çünkü burada klasik bir madencilik faaliyetinden söz edilmiyor. Çıkarılması planlanan kaynaklar, okyanus yüzeyinin yaklaşık 6 kilometre altında bulunuyor.
Projenin takviminde en kritik aşamalardan biri Şubat 2027 olarak belirlendi. Bu tarihte yaklaşık bir ay sürmesi planlanan tam ölçekli madencilik testi yapılacak. Çalışma sırasında yalnızca deniz tabanından malzeme çıkarılması değil, elde edilen materyalin rafine edilmesi ve eritilmesi de denenecek.
Japonya, elde edilecek sonuçlara göre 2028 yılına kadar ticari üretime yönelik bir plan oluşturmayı hedefliyor. Yani 2028’de verilecek temel karar şu olacak: Minamitorishima’daki nadir toprak elementleri gerçekten ticari ölçekte üretilebilir mi?
Projenin önündeki en büyük engellerden biri kuşkusuz derinlik. Yaklaşık 6 kilometre aşağıda su basıncı, deniz seviyesindeki basıncın yaklaşık 600 katına ulaşıyor. Bu da kullanılacak ekipmanların son derece dayanıklı olmasını gerektiriyor.
Üstelik mesele yalnızca deniz tabanına ulaşmak değil. Tonlarca malzemenin kilometrelerce aşağıdan düzenli ve ekonomik biçimde yüzeye taşınması gerekiyor. Japon araştırmacılar yine de derinliğin aşılamaz bir engel olmadığını düşünüyor. Hesaplamalara göre uygun bir vakum pompası sistemi kullanılması halinde günde yaklaşık 3.500 ton çamur deniz tabanından çıkarılabilir. Ancak ticari ölçekte hangi yöntemin en verimli olacağı konusunda henüz nihai karar verilmiş değil.
Teknik zorlukların yanında maliyet tarafı da oldukça ağır. Projenin hayata geçirilmesi için milyarlarca dolarlık yatırım gerekebileceği, gerçek anlamda ticari üretimin ise 10 yıldan uzun sürede başlayabileceği tahmin ediliyor.
Japonya’nın uzun vadeli büyüme planında, derin deniz kaynaklarının geliştirilmesi amacıyla 2040’a kadar yaklaşık 5,7 milyar dolarlık kamu ve özel sektör finansmanı öngörülüyor. Özel sektör tahminleri ise başka bir soruna dikkat çekiyor. Deniz tabanından çıkarılacak nadir toprak elementlerinin üretim maliyeti, Çin’deki madenlerin yaklaşık üç katına ulaşabilir. Bu nedenle rezervin büyüklüğü tek başına yeterli değil. Ekonomik olarak sürdürülebilir bir üretim modeli bulunması gerekiyor.
Dev projenin geleceğinde yalnızca teknoloji ve maliyetler belirleyici olmayacak. Siyasi destek de kritik başlıklardan biri. ABD Başkanı Donald Trump ile mevcut Japon Takaichi hükümeti projede ortak hareket etmek istiyor. Ancak çalışmanın Trump’ın başkanlık dönemi içinde tamamlanması beklenmiyor.