Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Dünya ekonomisini yönlendiren üç büyük kredi derecelendirme kuruluşunun küresel finans üzerindeki etkisi yeniden tartışma konusu oldu. Ekonomist Necmettin Batırel, S&P Global Ratings, Moody’s ve Fitch Ratings’in devletlerin borçlanma maliyetlerinden milyarlarca dolarlık fon akışlarına kadar uzanan belirleyici rolünü Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a değerlendirdi.
Batırel, "Dünya ekonomilerine, devletlerin borçlanma maliyetlerine ve milyarlarca dolarlık fon akışlarına yön veren üç büyük kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global Ratings, Moody’s ve Fitch Ratings’tir. Küresel piyasaların %90’ından fazlasını elinde tutan bu oligopolistik sistem, tarihsel süreçteki yasal korumalarla büyüyerek günümüzde kontrol altına alınması en zor finansal güç odaklarından biri hâline geldi" dedi.

Sistemin doğuşu hakkında bilgi veren Batırel, "ABD’de hızla büyüyen demiryolu şirketlerinin tahvillerini satın almak isteyen yatırımcılar, hangi şirketin güvenilir olduğunu bilmiyordu. Henry Varnum Poor (S&P’nin temeli) ve John Moody gibi girişimciler, şirketlerin finansal durumlarını analiz eden rehberler yayımlayarak bu boşluğu doldurdu. İlk başta bu bilgileri yatırımcılar satın alıyordu. Fotokopi makinesinin icadıyla raporlar hızla kopyalanmaya başlayınca şirketler gelir modelini değiştirdi. Artık notu satın alan yatırımcı değil, notlanmak isteyen şirket veya devlet kuruluşa para ödemeye başladı. Bu durum, “Parayı veren en iyi notu alır mı?” şeklinde büyük bir çıkar çatışması doğurdu.
ABD Sermaye Piyasası Kurulu (SEC), bu üç şirketi NRSRO (Ulusal Düzeyde Tanınan İstatistiksel Derecelendirme Kuruluşu) ilan etti. Yasalar gereği bankalar, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri, portföylerine yalnızca bu kurumlar tarafından “yatırım yapılabilir” notu almış varlıkları ekleyebiliyordu" diyerek bu yasal zorunluluğun üç şirketi küresel finansın resmî kapı bekçisi yaptığından bahsetti.

Batırel, "2008 küresel finans krizinde batık konut kredilerine en yüksek (AAA) notu vererek krizi derinleştiren bu yapıya karşı dünyada çeşitli çözüm arayışları var. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ülkelerinin İngilizce isimlerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma olan BRICS, dünyada gelişmekte olan ve yükselen piyasa ekonomilerine sahip ülkelerin oluşturduğu uluslararası bir iş birliği ve diplomatik platformudur. Bu ülkelerin kendi yerel derecelendirme ajanslarını kurması, merkez bankalarının ve fonların yatırım kriterlerinde “Üç büyüklerin notu şarttır.” maddesini kaldırması, analiz ücretinin ihraççı şirket yerine fon yöneticileri ve yatırımcılar tarafından karşılanması, hatalı veya siyasi yanlı not veren kurumlara milyarlarca dolarlık tazminat davaları açılması...
Ancak bu sistemi tam anlamıyla kontrol altına almak için Anglo-Amerikan merkezli yapının tamamen değişmesi şarttır.

Anglo-Amerikan merkezli yapı, uluslararası sistemde, ekonomide, siyasette, hukukta ve kültürde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Birleşik Krallık (İngiltere) liderliğindeki Batı blokunun küresel üstünlüğünü ve belirleyiciliğini ifade eden bir kavramdır. Bu yapı, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında kurulmuş ve Soğuk Savaş’ın ardından küreselleşerek bugünkü uluslararası düzenin temelini oluşturmuştur.
Küresel finans sistemi büyük oranda Anglo-Amerikan kurallarına göre işler. Dünya ticaretinin ve merkez bankası rezervlerinin büyük çoğunluğu ABD doları ($) ve İngiliz sterlini (£) üzerinden yönetilir. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi küresel ekonomiyi yönlendiren kurumlar bu yapının etkisi altındadır. Londra ve New York (Wall Street), küresel sermayenin, borsaların ve bankacılığın iki ana merkezidir.
Şimdi soruyorum size: Bu yapıyı değiştirmek mümkün mü? Hayır! O zaman dünya ekonomisi, bu üç kredi kuruluşunun emrinde kalmaktan asla kurtulamaz" diyerek dünya ekonomisinin kaderini belirleyen bu normları eleştirdi.