Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Hazine ve Maliye Bakanlığı, son dönemde kamuoyunda ocak ayına ilişkin faiz ödemelerine yönelik değerlendirmeler üzerine açıklama yaptı. Bakanlık, dezenflasyon sürecinin güçlenmesiyle birlikte faiz ödemelerinin daha dengeli ve öngörülebilir seviyelere dönmesinin beklendiğini kaydetti.
Açıklamada, söz konusu dönemde gerçekleşen yüksek faiz ödemesinin borçlanma maliyetlerinde ani bir artış ya da program dönemindeki faiz yükselişlerinden kaynaklanmadığı ifade edildi.

Açıklamada, enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde vadesi gelen bu tür senetlere ilişkin ödemelerin geçici olarak yüksek görünmesinin doğal olduğu vurgulanarak, Ocak ayındaki artışın mevcut faiz oranlarında ani yükselişten değil, geçmiş enflasyon dinamiklerinin vade yapısı üzerinden bütçeye yansımasından kaynaklandığı belirtildi.
İŞTE AÇIKLAMANIN DETAYLARI:
"Son dönemde kamuoyunda Ocak 2026 dönemine ilişkin faiz ödemelerine dair yapılan değerlendirmeler üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
Ocak ayında gerçekleşen yüksek faiz ödemesi, borçlanma maliyetlerinde ani bir artıştan veya program dönemindeki faiz artışlarından kaynaklanmamaktadır. Ocak ayında yapılan faiz ödemesinin %53’ü 10 yıl önce ilk ihracı yapılan TÜFE’ye endeksli Devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) vadesinde ödenen enflasyon farkından oluşmaktadır.

TÜFE’ye endeksli senetlerin özelliği kupon oranlarının düşük olması, ancak yıllar itibarıyla gerçekleşen enflasyon oranının anaparaya eklenmesidir. Biriken enflasyon farkı ise vade tarihinde toplu olarak ödenmektedir. Bu nedenle enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, vadesi gelen bu tür senetlere ilişkin ödemelerin geçici olarak yüksek görünmesi doğal bir sonuçtur. Dolayısıyla <u>Ocak ayındaki artış, mevcut dönemde faiz oranlarında ani bir yükselişe değil, geçmiş enflasyon dinamiklerinin vade yapısı üzerinden bütçeye yansımasına işaret etmektedir.</u>
Son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ortamı nedeniyle, TÜFE’ye endeksli borçlanma araçlarına ilişkin faiz ödemelerinde geçici bir artış gözlenmiştir. Ancak bu artış, yapısal bir faiz yükü değişiminden değil; geçmiş dönemde biriken enflasyonun teknik ve muhasebesel yansımasından kaynaklanmaktadır.

Dezenflasyon sürecindeki kazanımların belirginleşmesiyle birlikte, faiz ödemelerinin daha dengeli ve öngörülebilir seviyelere dönmesi beklenmektedir. Nitekim göstergeler, faiz yükünde kalıcı bir bozulmaya işaret etmemektedir:
Faiz giderlerinin millî gelire oranı, 2002-2025 döneminde ortalama %4,4 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu oranın 2026 yılında %3,5’e gerilemesi, Orta Vadeli Program (OVP) dönemi sonunda ise %3,3’e düşmesi öngörülmektedir.
Faiz harcamalarının vergi gelirlerine oranı, 2002-2025 döneminde ortalama %25,9 iken; 2026 yılında %19,9’a gerilemesi ve OVP dönemi sonunda %18,3 seviyesine düşmesi beklenmektedir.

Faiz harcamalarının merkezi yönetim toplam harcamalarına oranı ise 2002-2025 döneminde ortalama %17,7 olarak gerçekleşmiş olup, 2026 yılında %14,5’e, OVP dönemi sonunda ise %13,9’a gerilemesi öngörülmektedir.
Kamu borçlanma stratejisi, piyasa koşulları, makroekonomik görünüm ve risk unsurları dikkate alınarak ihtiyatlı, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir çerçevede yürütülmeye devam edilmektedir. Bu kapsamda, program döneminde 10 yıl vadeli TÜFE’ye endeksli tahvil ihraçları kademeli olarak azaltılmış ve 2024 yılından itibaren söz konusu senetlerin ihracına son verilmiştir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."