Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Ekonomi yazarı Necmettin Batırel, TgrtHaber.com editörü Şenay Yurtalan'a yaptığı açıklamalarda; Avrupa Birliği'nin kendi sanayi üretimini desteklemek, dışa bağımlılığını azaltmak ve net sıfır karbon hedeflerine ulaşmak amacıyla hazırladığı yeni nesil korumacı sanayi stratejisi "Made in Europe" planını, Türkiye'nin bu sistemdeki hayati konumunu ve sanayinin geleceğini değerlendirdi.

"Made in Europe"’un (veya "Made in EU"), Avrupa Birliği'nin kendi sanayi üretimini desteklemek, dışa bağımlılığını azaltmak ve net sıfır karbon hedeflerine ulaşmak amacıyla hayata geçirmeyi planladığı yeni nesil bir korumacı sanayi stratejisi olduğunu belirten Necmettin Batırel, “Fransa ve Almanya'nın öncülüğünü yaptığı bu plan, özellikle elektrikli otomotiv, batarya teknolojileri, çelik, çimento, alüminyum ve temiz enerji gibi kritik sektörleri kapsıyor. Plan uyarınca, AB içindeki kamu ihalelerinde, yatırım teşviklerinde ve tüketici sübvansiyonlarında (örneğin elektrikli araç alım primlerinde) "Avrupa'da üretilmiş olma" ve "düşük karbon" kriterleri zorunlu tutulacak.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin sanayi ihracatının yüzde 70’ini Avrupa ülkelerine gerçekleştirdiğine dikkat çeken Batırel, Türkiye’nin bu sistemin dışında kalmasının risklerine dikkat çeken Batırel, “Türkiye bu plana katılabilir mi? Temel gerekçe, mevcut pazarları korumak ve sanayinin rekabet gücünü kaybetmesini engellemek. Türkiye, otomotiv başta olmak üzere sanayi ihracatının %70'inden fazlasını AB ülkelerine yapıyor. Sistemin dışında kalmak, bu dev pazarın kapılarının Türk üreticilere fiilen kapanması demektir. AB; İngiltere, Norveç ve İsviçre gibi Tek Pazar üyesi ülkeleri plana dahil ederken, 1996'dan beri AB ile Gümrük Birliği ortaklığı bulunan Türkiye'yi henüz resmi olarak davet etmedi.” İfadelerini kullandı.

Batırel, Türkiye'nin "Made in Europe" programına "eşit ortak" veya "güvenilir ülke" statüsüyle tam olarak dahil edilmesi durumunda büyük kazanımlar elde edeceğini belirtti ve sözlerine şu şekilde devam etti;
“Bir defa Türkiye’de üretilen araçlar ve sanayi parçaları Avrupa menşeli sayılacak, AB’deki gümrük kota veya korumacı ek vergi bariyerlerine takılmadan satılacak. Ülkemizde üretilen elektrikli araçlar veya temiz teknoloji ürünleri AB ülkelerinde tüketicilere sunulan devlet desteklerinden ve alım primlerinden aynı oranda yararlanacak. AB üyesi ülkelerin milyarlarca euroluk kamu ihalelerinde ve yeşil dönüşüm projelerinde Türk şirketleri dışlanmayacak, Avrupalı rakipleriyle eşit şartlarda yarışacak. AB'ye kıyasla sahip olduğu lojistik yakınlık ve rekabetçi iş gücü maliyet avantajını koruyarak, küresel markaların batarya, elektrikli motor ve yeşil sanayi yatırımlarını ülkeye çekmeye devam edeceğiz.
Ticaret Bakanlığı ve önde gelen sanayi kuruluşları (TİM, OSD, TAYSAD), AB pazarındaki bu radikal değişim karşısında Türkiye'nin haklarını korumak için Brüksel nezdinde yoğun bir diplomatik ve ticari müzakere süreci yürütüyor.

Türkiye ile AB arasındaki otomotiv ticareti, tek taraflı bir tedarik ilişkisinden ziyade devasa bir karşılıklı bağımlılığa dayanıyor. AB'den Türkiye'ye yapılan otomotiv satışı 28 milyar euro seviyesinde, AB ülkelerine ihracatımız 26 milyar euro civarında. Türkiye, AB üretimi otomobillerin en önemli dış pazarlarından biri konumunda yer alıyor.

Avrupa otomotiv endüstrisi, özellikle Çinli üreticilerin agresif ihracat politikaları ve elektrikli araç pazarındaki üstünlükleri nedeniyle ciddi bir maliyet ve talep baskısı altında. Avrupa'nın işçilik, lojistik ve enerji maliyetleri bazında Çin ile tek başına rekabet etmesi oldukça zor. Türkiye; sahip olduğu nitelikli ucuz iş gücü, gelişmiş yan sanayisi, lojistik coğrafi avantajı ve yüksek üretim kalitesiyle, Avrupa'nın Çin karşısında elini güçlendirebilecek en kritik "yakın coğrafya üreticisi" (nearshoring) konumunda. Türk otomotiv sanayisi, sadece bitmiş araç ihraç eden bir merkez değil; Avrupa'daki dev fabrikaların anlık parça ihtiyacını karşılayan (just-in-time) ana damarlardan biri.
Sonuç olarak; Avrupa, küresel rekabetteki liderliğini korumak istiyorsa korumacılık duvarlarını kendi ekosistemini zayıflatacak şekilde dar tutmak zorunda. Türkiye gibi rüştünü ispatlamış bir dev üretim üssünü denkleme dahil etmek, "Made in Europe" vizyonunu kağıt üstünde bir savunma mekanizması olmaktan çıkarıp küresel pazarda saldırgan bir güce dönüştürecektir.