Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türkiye-Libya arasındaki deniz yetki alanları anlaşması, Doğu Akdeniz’de enerji dengelerini ve jeopolitik hesapları yeniden gündeme taşıdı. Libya Temsilciler Meclisi’nin onay süreciyle birlikte anlaşmanın bölgesel etkileri tartışılıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin Mavi Vatan stratejisi açısından ortaya çıkan fırsatlar da değerlendiriliyor. Ekonomist Necmettin Batırel, anlaşmanın Türkiye’ye sağlayabileceği stratejik ve ekonomik avantajları Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a değerlendirdi.

Türkiye ile Libya arasında imzalanan (ve Ekim 2026'da Libya Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanarak hukuki tabanı tamamen sağlamlaştırılan) deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakat muhtırası, Türkiye'ye Doğu Akdeniz'de çok kritik jeopolitik, hukuki ve ekonomik avantajlar sağlıyor.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Girit ve Meis gibi adaların tam kıta sahanlığı hakkı olduğunu iddia ederek Türkiye'yi Antalya Körfezi'ne hapsetmeyi amaçlıyordu. Bu anlaşma, iki ana karanın karşılıklı kıyı projeksiyonunu esas alarak Yunanistan ile GKRY'nin deniz yetki alanlarını birleştirme projesini (Sevilla Haritası) tamamen geçersiz kıldı. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatan stratejisi ve Birleşmiş Milletler'e bildirdiği kıta sahanlığı sınırları için ilk kez KKTC dışında, Akdeniz'e kıyıdaş meşru bir devlet ile resmî bir sınır tescillendi. Libya Meclisi'nin onay kararıyla bu tezler uluslararası alanda çok daha güçlü bir meşruiyet kazandı.

Doğu Akdeniz'den geçmesi planlanan veya mevcut olan GreenStream, Great Sea Interconnector gibi denizaltı elektrik kablosu, internet hatları ya da doğal gaz boru hatları projelerinin güzergâhının artık Türkiye-Libya kıta sahanlığı hattı ile kesiştiğini belirten Batırel, "Bu durum, üçüncü ülkelerin bu bölgede yapacağı deniz tabanı faaliyetleri için Türkiye'den izin alma zorunluluğunu doğurarak Ankara'nın masadaki diplomatik gücünü artırdı. Anlaşmanın 4. maddesi uyarınca, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ile Libya Ulusal Petrol Kurumu, belirlenen kıta sahanlığı ve deniz alanlarında ortak sismik araştırma, sondaj ve ruhsatlandırma projeleri yürütme hakkına sahip oldu. Bu durum Türkiye'ye milyarlarca dolarlık Doğu Akdeniz enerji rezervlerine doğrudan erişim sunuyor. Deniz yetki anlaşmasının yanı sıra imzalanan "Güvenlik ve Askerî İş Birliği" anlaşması sayesinde Türkiye, Akdeniz'in batı ucunda (Libya'da) askerî varlık gösterme, üs işletme ve deniz hatlarının güvenliğini sınır ötesinden koruma kabiliyeti kazandı.

Özetle bu mutabakat, Türkiye’nin Akdeniz’deki deniz sınırlarını koruyan koruyucu bir kalkan vazifesi görmekte, enerji bağımsızlığı hedeflerine lojistik ve hukuki altyapı sağladı. Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve Avrupa Birliği, Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki anlaşmasına, bu mutabakatın kendi egemenlik iddialarını, ilan etmeyi planladıkları münhasır ekonomik bölgeleri (MEB) ve Doğu Akdeniz'deki enerji projelerini doğrudan bloke ettiği için karşı çıkıyor" dedi.
Batırel, "Yunanistan, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (BMDHS) dayanarak Girit, Rodos ve Meis gibi adalarının anakara gibi tam kıta sahanlığı ve MEB haklarına sahip olduğunu savunuyor. Atina, Türkiye ve Libya'nın karşı karşıya kıyıları olmadığını, araya Yunan adalarının girdiğini öne sürerek bu anlaşmanın coğrafi temelden yoksun ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu iddia ediyor.

Yunanistan ve Rum Kesimi, Doğu Akdeniz'in neredeyse tamamını kendi kontrol alanları olarak gösteren maksimalist "Sevilla Haritası" tezini savunuyordu. Türkiye-Libya anlaşması, bu iki yapının deniz yetki alanlarını birleştirerek araya hukuki bir hat çekmektedir. Bu durum, Yunanistan ile Kıbrıs Rum Kesimi'nin deniz sınırlarını birleştirme ve Türkiye'yi Antalya Körfezi'ne hapsetme stratejisini boşa çıkarmıştır.
Rum Kesimi, Yunanistan ve İsrail'in Doğu Akdeniz gazını Avrupa'ya taşımayı hedeflediği EastMed Boru Hattı projesi gibi planlar, artık Türkiye-Libya anlaşmasının çizdiği sınırlardan geçmek zorunda. Anlaşma, Türkiye'nin onayı olmadan bu bölgelerde proje yapılmasını engelliyor" şeklinde konuştu.

Libya'nın anlaşmayı tescillemesi, Türkiye'nin Girit'in güneyi ve Doğu Akdeniz'de hukuki elini güçlendirirken Yunanistan'ın bölgedeki yeni sondaj faaliyetlerini ve adaların hak iddialarını zora soktuğunu ifade eden Batırel şöyle devam etti:
"AB, üye ülkeler olan Yunanistan ve Rum Kesimi'nin tezlerini siyasi bir dayanışma gereği peşinen benimsemekte ve anlaşmanın "üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini" savunarak hükümsüz olduğunu ileri sürüyor. Türkiye ise AB'nin kararlarının uluslararası bir mahkeme hükmü taşımadığını, egemen iki devletin mutabakatına üçüncü yapıların müdahale edemeyeceğini ve adaların haklarının bölgenin coğrafi koşullarına göre (anakaranın önünü kapatmayacak şekilde) sınırlandırılması gerektiğini savunuyor."