KAYNAK:
Bengü Sarıkuş
|
GİRİŞ:
13.10.2026
saat ikonu 16:02
|
GÜNCELLEME:
13.10.2026
saat ikonu 16:14

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

Suudi Arabistan-Husiler gerilimi nasıl başladı ve bugün Riyad Havalimanı’nın hedef alınmasına nasıl gelindi? Türkiye savunma desteği verirse ne olacak? Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Muhammed Mazhar Şahin Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a değerlendirdi.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz
KAYNAK:
Bengü Sarıkuş
|
GİRİŞ:
13.10.2026
saat ikonu 16:02
|
GÜNCELLEME:
13.10.2026
saat ikonu 16:14

ile arasındaki gerilim, Riyad Havalimanı’nın hedef alınmasıyla yeniden alevlendi. Yemen’de 2014 yılında başlayan çatışmaların bölgesel güç mücadelesine dönüşmesi, Körfez’de güvenlik dengelerine ilişkin endişeleri artırıyor. 

HABERİN ÖZETİ

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki gerilim, Riyad Havalimanı’nın hedef alınmasıyla yeniden alevlenirken, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Muhammed Mazhar Şahin, bu gelişmelerin tarihsel arka planını, Husilerin hedeflerini ve Türkiye’nin bölgesel güvenlik denklemindeki rolünü değerlendirdi.
Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki gerilimin kökleri, 2014'te Husilerin Yemen'in başkenti Sana'yı ele geçirmesine ve 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen'e askerî müdahalede bulunmasına dayanıyor ve çatışma, Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabetin bir parçası haline geldi.
Riyad Havalimanı'nın hedef alınması, Husilerin Suudi Arabistan'ın stratejik ve ekonomik merkezlerini tehdit edebileceklerini gösterme amacı taşıyor ve Suudi Arabistan'ın güvenlik politikalarını ve müttefiklik ilişkilerini yeniden değerlendirmesine neden oluyor.
Suudi Arabistan, güvenliğini eskiden olduğu gibi yalnızca ABD'ye dayandırmak yerine, Türkiye ve Pakistan gibi bölgesel ortaklarla savunma iş birliğini geliştirmeye yöneliyor.
Husilerin asıl hedefi, Riyad üzerinde güvenlik baskısı oluşturmak, ekonomik ve stratejik merkezlerini tehdit etmek ve bölgesel denklemde kendi konumlarını güçlendirmek.
Türkiye'nin Suudi Arabistan'a savunma desteği vermesi, Husilerle savaşa gireceği anlamına gelmez; aksine, güçlü bir savunma ve caydırıcılık kapasitesi oluşturularak yeni saldırıların önlenmesi ve diplomasi için alan açılması amaçlanıyor.
Türkiye'nin bu gerilim karşısındaki politikası, Suudi Arabistan'ın güvenliğine destek vermek, caydırıcılığı güçlendirmek ve diplomatik çözüm arayışlarını sürdürmek olmalı.

Peki, Riyad’ı hedef haline getiren süreç nasıl gelişti? Saldırılar bölgesel bir savaşın önünü açabilir mi ve bu gerilimde nasıl bir rol üstlenebilir? Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Muhammed Mazhar Şahin, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a yaptığı değerlendirmede, gerilimin tarihsel arka planını, Husilerin hedeflerini ve Türkiye’nin bölgesel güvenlik denklemindeki konumunu ele aldı.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

Suudi Arabistan-Husiler gerilimi nasıl başladı ve bugün Riyad Havalimanı’nın hedef alınmasına nasıl gelindi?

Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki gerilimin kökleri, 2014 yılında Husilerin Yemen’in başkenti Sana’yı ele geçirmesine ve 2015’te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen’de askerî müdahalede bulunmasına dayanıyor. O tarihten itibaren Yemen’deki çatışma, Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabetin de önemli bir parçası hâline geldi.

Ancak bugün yaşananları yalnızca Yemen’deki iç savaşın devamı olarak değerlendirmek eksik olur. Bölgedeki savaşın genişlemesi, güvenlik dengelerinin değişmesi ve Suudi Arabistan’ın kendi topraklarını koruma ihtiyacının daha fazla öne çıkması, bu gerilimi yeni bir aşamaya taşıdı.

Riyad Havalimanı’nın hedef alınması, Husilerin Suudi Arabistan’ın stratejik ve ekonomik merkezlerini tehdit edebileceklerini göstermeye çalıştıklarını ortaya koyuyor. Bu saldırılar aynı zamanda Suudi Arabistan’ın güvenlik politikalarını ve bölgedeki müttefiklik ilişkilerini yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

Riyad Havalimanı’na yönelik saldırıları tarihsel süreç içerisinde nasıl okumalıyız?

Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Riyad Havalimanı’na yönelik saldırıları, Suudi Arabistan’ın güvenlik anlayışında yaşanan dönüşüm açısından okumak gerekiyor. Suudi Arabistan uzun yıllar boyunca güvenliğini büyük ölçüde ABD ile ilişkileri ve Amerikan güvenlik şemsiyesi üzerinden değerlendirdi. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, bu güvenlik anlayışının yeniden sorgulanmasına yol açıyor.

Özellikle ABD-İran savaşı sırasında Suudi Arabistan’ın kendisini yeterince korunmuş hissetmemesi ve ülkenin kritik altyapısının saldırı tehdidi altında kalması, Riyad açısından önemli bir tecrübe oldu. Burada mesele yalnızca askerî kapasite değil, ihtiyaç duyulduğunda kimin gerçekten güvenlik desteği sağlayabileceği meselesidir.

Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan’la savunma iş birliğini geliştirmesi bu bakımdan dikkat çekici. Riyad artık güvenliğini yalnızca dışarıdan sağlanan garantilerle değil, bölgesel ortaklıklar ve karşılıklı savunma taahhütleriyle güçlendirmeye yöneliyor. Türkiye’nin bu denklemde öne çıkması, iki ülke arasındaki güvenin stratejik bir boyut kazandığını gösteriyor.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

AMAÇ, RİYAD ÜZERİNDE GÜVENLİK BASKISI OLUŞTURMAK

Riyad’a saldırılar bölgesel savaşın fitilini ateşler mi? Husilerin asıl hedefi ne?

Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Bölgesel savaşın daha da genişlemesi ihtimali var; ancak bunun kaçınılmaz olduğunu söylemek doğru olmaz. Husilerin hedefi yalnızca Suudi Arabistan’a askerî zarar vermek değil. Riyad üzerinde güvenlik baskısı oluşturmak, ekonomik ve stratejik merkezlerini tehdit etmek ve bölgesel denklemde kendi konumlarını güçlendirmek istiyorlar.

Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm hedefleri, uluslararası yatırım ve turizm projeleri düşünüldüğünde, sivil altyapıya yönelik saldırıların siyasi ve ekonomik sonuçları da var. Havalimanlarının hedef alınması, ülkenin güvenliğine ve uluslararası bağlantılarına zarar verme potansiyeli taşıyor.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, Husilerin saldırılarıyla Suudi Arabistan’ı daha geniş bir çatışmanın içine çekme ihtimalidir. Türkiye’nin yaklaşımı ise Suudi Arabistan’ın kendisini savunabilmesini sağlarken çatışmanın daha fazla yayılmasını önlemek olmalıdır.

TÜRKİYE SAVUNMA DESTEĞİ VERİRSE NE OLACAK?

Türkiye’nin savunma desteği vermesi, Husilerle savaşa gireceği anlamına gelmez. Tam tersine, güçlü bir savunma ve caydırıcılık kapasitesi oluşturulması, yeni saldırıların önlenmesine ve diplomasi için alan açılmasına hizmet edebilir.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

Husilerin saldırı kapasitesi ile Suudi Arabistan’ın hava savunma sistemleri arasında nasıl bir güç dengesi var?

Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Konvansiyonel askerî kapasite bakımından Suudi Arabistan’ın önemli üstünlükleri bulunuyor. Gelişmiş savaş uçakları, radar sistemleri ve hava savunma altyapısı mevcut. Ancak insansız hava araçları, seyir füzeleri ve balistik füzeler, modern ordular için bile ciddi tehditler oluşturabiliyor.

Burada asıl mesele, Suudi Arabistan’ın askerî gücünden ziyade bu gücün bütün hava sahasını ve kritik altyapıyı ne ölçüde koruyabildiğidir. Düşük maliyetli ve farklı yönlerden gelen saldırılar, savunma sistemlerinin sürekli hazır tutulmasını ve farklı unsurların koordineli çalışmasını gerektiriyor.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

BÖLGESEL BARIŞIN KORUNMASINA KATKI

Türkiye’nin katkısı bu noktada önem kazanıyor. Suudi Arabistan’ın hava sahasının korunmasına, erken uyarı kapasitesinin güçlendirilmesine ve savunma koordinasyonuna yönelik destek, saldırıların önlenmesi bakımından caydırıcı bir etki oluşturabilir.

Türkiye’nin askerî varlığının temel mantığı, saldırı gerçekleştirmek değil, Suudi Arabistan’ın savunma kapasitesini güçlendirmek ve ülkeye yönelik saldırıların maliyetini artırarak yeni saldırıları caydırmaktır. Güçlü bir savunma mimarisi, bölgesel barışın korunmasına da katkı sunar.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

Bu gerilimin Suudi Arabistan ile İran arasında doğrudan bir çatışmaya dönüşme ihtimali var mı?

Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Böyle bir ihtimal mevcut; ancak doğrudan bir Suudi Arabistan-İran savaşını kaçınılmaz olarak değerlendirmemek gerekiyor. İran’ın Husiler üzerindeki etkisi ve bu harekete sağladığı destek, Riyad’ın güvenlik hesaplamalarında önemli bir yere sahip. Bununla birlikte Husilerin her saldırısını İran’ın doğrudan askerî müdahalesiyle eşitlemek doğru olmaz.

Suudi Arabistan açısından öncelik, ülkesinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak, sivil altyapısına yönelik saldırıları önlemek ve caydırıcılığı yeniden tesis etmek olmalı. Bu hedeflere ulaşmak için savunma kapasitesinin güçlendirilmesi kadar diplomatik kanalların açık tutulması da önemlidir.

Türkiye burada önemli bir rol üstlenebilir. Ankara, Suudi Arabistan’ın güvenliğine destek verirken İran’la iletişim imkânlarını da koruyabilir. Türkiye’nin amacı yeni cepheler açmak değil, mevcut çatışmaların bölgesel bir savaşa dönüşmesini engelleyecek bir güvenlik ve diplomasi zemininin oluşmasına katkıda bulunmak olmalıdır.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

GÜVENLİK, CAYDIRICILIK, ÇÖZÜM

Türkiye bu gerilim karşısında nasıl bir politika izlemeli?

Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Türkiye’nin yaklaşımını üç temel başlıkta değerlendirmek gerekiyor: Suudi Arabistan’ın güvenliğine destek, caydırıcılığın güçlendirilmesi ve diplomatik çözüm.

Öncelikle Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak, Türkiye’nin bölgesel istikrar anlayışının bir parçasıdır. Nitekim Türkiye, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınamış ve ülkenin egemenliğine desteğini açıklamıştır.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

İkinci olarak, Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye yönelmesi, bölgesel güvenlik siyasetindeki önemli bir değişimi gösteriyor. Riyad, güvenliğini yalnızca ABD gibi dış aktörlere dayandırmak yerine Türkiye ve Pakistan gibi bölgesel ortaklarla daha güçlü bir savunma mimarisi kurmaya yöneliyor. Türkiye’nin burada tercih edilen bir ortak olarak öne çıkması, Ankara’nın askerî kapasitesinin yanında siyasi güvenilirliğinin de önemini ortaya koyuyor.

Türkiye’nin göndereceği askerî gücü de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Bu varlığın amacı Yemen’de savaşa katılmak veya Husilere karşı sınır ötesi saldırılar gerçekleştirmek değil; Suudi Arabistan’ın savunmasına katkı sunmak, hava sahasının korunmasını desteklemek ve yeni saldırıları caydırmaktır. Buradaki askerî varlık, saldırı gücünden ziyade savunma ve caydırıcılık unsuru olarak değerlendirilmelidir.

Suudi Arabistan-Husiler geriliminde yeni perde! Muhammed Mazhar Şahin'den sarsıcı analiz

Üçüncü olarak Türkiye, askerî caydırıcılığı diplomasiyle tamamlamalıdır. Ankara’nın hem Suudi Arabistan’la güvenlik iş birliğini geliştirmesi hem de bölgedeki diğer aktörlerle diplomatik temasları sürdürmesi gerekiyor. Çünkü kalıcı güvenlik yalnızca askerî tedbirlerle değil, çatışmayı besleyen sorunların siyasi yollarla çözülmesiyle sağlanabilir.

Özetle Türkiye’nin politikası, Suudi Arabistan’ın yanında durmak, savunma kapasitesini güçlendirmek, saldırıları caydırmak ve aynı zamanda bölgesel savaşı önlemek için diplomasi yürütmek olmalıdır. Türkiye’nin askerî ve diplomatik kapasitesini birlikte kullanması, hem Riyad’ın güvenliğine hem de bölgesel barışın korunmasına katkı sağlayacaktır.

 

ETİKETLER
#Türkiye
#suudi arabistan
#husiler
#Riyad Havalimanı
#Dr Muhammed Mazhar Şahin
#Ekonomi
YorumYORUM YAZ
Uyarı
Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.