Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Antalya’da düzenlenen 77. Uluslararası Uzay Kongresi (IAC2026), 108 ülkeden gelen katılımcıları, binlerce bildiriyi ve uzay ekosisteminin farklı alanlarından kurumları bir araya getirdi. Kongreye “Space Workforce Readiness Initiatives Roadmap For Newcomers” başlıklı bildirisiyle katılan Türkiye’nin ilk ve tek yasal markalı Astroekonomisti, İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Dirican, Türkiye’nin kongredeki görünürlüğünü, geleceğin uzay iş gücünü, uzay etiğini ve uluslararası iş birliğinin sınırlarını anlattı.
IAC2026, neden “uzayın olimpiyatları” olarak anılıyor?
Çünkü uzay alanındaki bilimsel birikimi, teknoloji geliştirme kapasitesini, uzay ajanslarını, kamu kurumlarını, yeni uzay şirketlerini, akademisyenleri ve genç araştırmacıları aynı platformda buluşturuyor. Kongrenin kökleri 1950’de Paris’te düzenlenen Astronotik Kongresi’ne uzanıyor. Bu toplantılar daha sonra Uluslararası Astronotik Federasyonu’nun kurulmasına zemin hazırladı. Bu yıl Antalya’nın ev sahipliği yapması, Türkiye açısından ayrıca önemliydi.

Kongrenin ölçeği ve Türkiye’nin performansı nasıldı?
108 ülkeden 8 bin 330 bildiri gönderildi. Bunların 1.810’u Türkiye kaynaklıydı. Kabul edilen 4.077 bildirinin 674’ü Türkiye’den geldi ve bu rakamla Türkiye ülke sıralamasında ilk sırada yer aldı. ABD 383, Çin 334, İtalya 330 bildiriyle Türkiye’yi izledi. Bu tablo, Türkiye’de uzay alanında ciddi bir araştırma ve ilgi birikimi oluştuğunu gösteriyor. Elbette asıl mesele, bu birikimi kalıcı iş birliklerine, teknolojiye ve nitelikli istihdama dönüştürmek.
Yapay zekâ merkezlerinin soğutma ihtiyacından uzay kuvvetlerine kadar uzanan gelişmeler, uzayı nasıl bir ekonomik ve jeopolitik alana dönüştürüyor?
Ben uzayı artık yalnızca bilimsel keşiflerin ya da uydu teknolojilerinin alanı olarak görmüyorum; giderek ekonomi, güvenlik ve güç ilişkilerinin kesiştiği bir altyapıya dönüşüyor. Yapay zekâ veri merkezlerinin enerji ve soğutma ihtiyacı nedeniyle uzayda konumlandırılması bugün için önemli teknik, mali ve çevresel sorular barındıran bir fikir; bunu yakın vadede kesinleşmiş bir çözüm gibi sunmamak gerekiyor. Buna karşılık uzay kuvvetleri, uydu altyapısının korunması ve uzayda güç kullanımı konuları şimdiden stratejik gündemin parçası. Bu nedenle uzay ekopolitiği çerçevesinde yalnızca kimin teknoloji geliştirdiğine değil; yörüngelere erişimin, kritik altyapının, kaynakların ve kuralların kim tarafından belirlendiğine de bakmalıyız. Uzayın sürdürülebilir ve barışçıl kullanımı, ekonomik rekabet kadar uluslararası iş birliği ve yönetişim meselesi.

Uzayda sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmesi, saklama ve takas hizmetleri ile astropreneurship yeni iş modelleri oluşturabilir mi?
Evet; uzay ekonomisini roket, uydu ve astronotlarla sınırlı düşünürsek fırsatların önemli bir bölümünü kaçırırız. Yörüngede veya gelecekte Ay çevresinde geliştirilebilecek sağlık hizmetleri, uzay ortamında üretim ve araştırma, verilerin güvenli biçimde saklanması, lojistik ve farklı varlıkların takas edilmesine yönelik hizmetler yeni pazarların konusu olabilir. Ancak bunların her biri için teknik uygulanabilirlik, talep, maliyet, sorumluluk, sigorta ve hukuki düzenlemeler ayrı ayrı değerlendirilmek zorunda. Astropreneurship de tam burada devreye giriyor: uzay teknolojisini yalnızca mühendislik ürünü olarak değil, müşteri ihtiyacı ve sürdürülebilir iş modeli üzerinden ele almak. Bu ekosistemde girişimcilerin yanı sıra sağlıkçılara, hukukçulara, finans uzmanlarına, veri bilimcilere ve iletişimcilere de ihtiyaç var.

Uzay ekosistemi kümelenmeleri, uzay muhasebesi ve uzay ekonomisinin ölçümü neden önemli?
Bir sektörün büyüdüğünü söylemek için yalnızca fırlatma sayısına, uydu adedine veya açıklanan yatırım tutarlarına bakmak yeterli değil. Uzay ekosistemi kümelenmeleri; üniversiteleri, araştırma merkezlerini, girişimleri, büyük şirketleri, kamu kurumlarını ve yatırımcıları aynı değer zincirinde buluşturarak bilgi ve yetenek akışını hızlandırabilir. Uzay muhasebesiyle hangi ekonomik faaliyetlerin uzay ekonomisine dâhil edildiğini, yatırımların ve kamu desteklerinin nasıl izlendiğini, gelirlerin ve risklerin nasıl dağıldığını daha şeffaf biçimde ortaya koymak gerekiyor. Ortak tanımlar ve karşılaştırılabilir göstergeler olmadan ülkeler ya da bölgeler arasında sağlıklı kıyaslama yapmak zor. Benim açımdan asıl hedef, uzay ekonomisinin büyüklüğünü ölçmenin ötesinde; yarattığı katma değeri, istihdamı, teknoloji yayılımını, bağımlılıkları ve uzun vadeli toplumsal faydayı da görünür kılmak. Uzayla ilgili şirketlerin değerlemesini nasıl yapacağız? Nakit akışında iskonto faiz oranımız ne olacak? Zaman izafi ise vadeli işlemlerin fiyatlamasını nasıl yapacağız? Özgül ağırlığa göre maden kontratlarının gerçek değeri nasıl hesaplanacak? Uzay istasyonu veya kolonilerdeki iştirakler konsolide bilançoda mı ele alınacak? Bunlar daha yakın döneme ait fütüristik sorularımız. Kitapları yeniden yazmamız lazım; güncelleme yetmez.
Siz kongreye hangi çalışmayla katıldınız?
“Space Workforce Readiness Initiatives Roadmap For Newcomers” başlıklı ortak bildirimizi etkileşimli formatta sundum. Uzay denince akla ilk olarak astronotlar, roketler, mühendisler ve teknisyenler geliyor. Oysa uzay ekonomisinin sürdürülebilirliği için hukukçulardan finans uzmanlarına, veri analistlerinden iletişimcilere, etik ve politika alanında çalışanlardan farklı teknik uzmanlıklara kadar çok daha geniş bir iş gücüne ihtiyaç var. Bizim çalışmamız, bu ekosisteme yeni katılacak kişilerin nasıl hazırlanabileceğine odaklanıyor.

Kongrede sizi etkileyen başka çalışmalar oldu mu?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden katılan bildiride uzaya uyarlanan Babil, Newton ve Einstein etiği üzerine tartışma ilgimi çekti. Uzayda kalıcı yerleşimler kurmaya başladığımızda, dünyadaki düzenimizi olduğu gibi mi taşıyacağız, yoksa daha adil ve sorumlu ilkeler mi geliştireceğiz? Bu soru, uzay çöplerini toplamak kadar, hatta bazı açılardan daha da önemli. Yörüngedeki rekabet ve olası çatışmalar, etik ve yönetişim konularını bugünden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.
Türkiye’nin uzay ekosistemi kongrede nasıl görünüyordu?
İlk astronotlarımızın, yerli markalarımızın ve üniversitelerimizin çalışmaları dikkat çekiciydi. ODTÜ’nün Uranüs’ün uydularında yaşam arayışına yönelik hidrotermal bacaları anlamak için okyanuslarda yaptığı çalışmalar özellikle etkileyiciydi. Üniversitelerden katılımlar vardı; sergi alanında ise İTÜ ve ODTÜ standlarıyla yer aldı. NASA’nın Artemis programı ve farklı uzay ajanslarının katılımı da kongrenin kapsamını gösteriyordu. Yerli ve milli markalarımızın, kamu kurumlarımızın boy gösterdiği standlar çok etkileyiciydi. Bildiri sayısındaki ilgimiz, bu işin insan kaynağı açısından ve fikirsel olarak da hazır olduğumuzu gösteriyor.
Gençlerin ilgisi size ne düşündürdü?
Anaokulundan lise seviyesine kadar pek çok öğrenciyi görmek umut vericiydi. Uzay ekosisteminin geleceği, gençlerin merakını korumak ve bu merakı bilimsel becerilere dönüştürebilecek eğitim yolları kurmakla doğrudan bağlantılı. Ayrıca kongrede, farklı ülkelerden genç araştırmacıların sıra dışı teknoloji önerilerini dinlemek de ufuk açıcıydı.
Kongredeki gezegen savunması simülasyonunda ne yaşadınız?
MIT profesörü Alisa J. Haddaji’nin yönettiği “Planetary Defence UN Exercise Model” adlı Birleşmiş Milletler simülasyonunda, Dünya’ya yaklaşan bir asteroide karşı uluslararası bir karar alınması gerekiyordu. Ben ve eş yazarım Dr. Öğr. Üyesi Cemile Erden, gelişmeleri takip edip dünyaya aktaracak gazeteciler rolündeydik. İlk turda ülkelerin temsilcileri temkinli davranırken, ikinci turda ülkeler gruplara ayrıldı ve asteroitin yörüngesini saptırmak için kinetik çarpma araçları ile nükleer seçeneklerin kullanımı tartışıldı. Ülkeler ortak hareket etmekte zorlandı; Ben de gazeteci rolümle hızlı karar alınması gerektiğini vurguladım. Tartışmalar uzadıkça zaman daraldı ve asteroit Dünya’ya yaklaştı; sonunda uzlaşma sağlandı ve Dünya son anda kurtuldu. Yaklaşık 100 kişinin ve 20’den fazla ülkeden katılımcıların yer aldığı bu simülasyon, gerçek hayatta olduğu gibi küresel tehditler karşısında iş birliğinin kendiliğinden oluşmadığını; ulusal çıkarlar, kaynak paylaşımı ve zaman baskısı arasında ortak sorumluluk üstlenmenin ne kadar zor olduğunu gösterdi.

Türkiye’nin bundan sonra hangi alanlara odaklanması gerekiyor?
Bilimsel üretimi görünür kılmak önemli, ama tek başına yeterli değil. Üniversiteler, kamu, özel sektör ve uluslararası kurumlar arasında daha güçlü bağlar kurmak gerekiyor. Uzay iş gücünü yalnızca astronot, mühendislik ve donanım üzerinden tanımlamamalıyız. Finans, ekonomi, hukuk, etik, veri, iletişim ve proje yönetimi gibi alanlar da bu ekosistemin parçası. İnsan kaynağını hazırlarken disiplinler arası yaklaşımı benimsemek, Türkiye’nin uluslararası uzay ekonomisindeki yerini güçlendirebilir.
Kongreden aklınızda kalan en önemli mesaj ne oldu?
Uzay, yalnızca teknoloji yarışı değil; aynı zamanda bir ekonomi, yönetişim ve insan kaynağı meselesi. Letonya gibi görece küçük ülkelerin uzay ekosisteminde bölgesel kümelenme hedefiyle güçlü bir görünürlük kurması dikkat çekiciydi. Bu bize ölçeğin tek başına belirleyici olmadığını; doğru uzmanlaşma, iş birliği ve sürekliliğin de önemli olduğunu gösteriyor. Antalya’daki kongre, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini sergilemek için önemli bir fırsattı. Şimdi önemli olan, bu teması kalıcı ortaklıklara ve somut projelere dönüştürmek.