Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Çocukların dijital bağımlılığını azaltmak için sosyal medyada yeni bir dönem başlıyor. Siber zorbalık, zararlı içerikler, çevrim içi istismar ve dijital bağımlılıkla mücadele kapsamında 15 yaş altındaki çocuklara yönelik sosyal medya kısıtlaması gündeme gelirken, yaş doğrulamasının e-Devlet üzerinden yapılması planlanıyor.
1 Kasım’da yürürlüğe gireceği belirtilen düzenleme, Instagram, TikTok ve YouTube gibi küresel platformların sorumluluklarını da yeniden gündeme taşıdı.
Peki 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya hesapları nasıl engellenecek? e-Devlet üzerinden yaş doğrulaması yapılırken kişisel veriler nasıl korunacak? Sahte doğum tarihiyle hesap açmak veya VPN kullanımı ile kısıtlamalar aşılabilir mi?
Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, çocuklara yönelik sosyal medya düzenlemesinin teknik boyutunu, siber güvenlik risklerini ve platformların sorumluluklarını Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er’e değerlendirdi.

15 yaş altındaki çocuklara yönelik sosyal medya kısıtlamasını değerlendiren Prof. Kırık, düzenlemenin çocukların dijital güvenliği açısından önemli bir adım olduğu belirtti.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık, çocukları siber zorbalık, zararlı içerikler ve dijital bağımlılıktan korumak için platformların da sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı:
''Bu düzenlemeyi çocukların dijital ortamda korunması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyorum ancak tek başına yaş sınırı getirmenin bütün sorunları çözeceğini düşünmüyorum. Çünkü bugün çocuklar sosyal medyada yalnızca zararlı içeriklerle karşılaşmıyor; aynı zamanda siber zorbalık, çevrim içi istismar, kişisel verilerin kötüye kullanılması, dolandırıcılık ve algoritmalar aracılığıyla sürekli içerik tüketmeye yönlendirilme gibi risklerle de karşı karşıya kalıyor. Özellikle çocukların dikkatini mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmayı amaçlayan tasarımlar, bu riskleri daha da büyütebiliyor. Dolayısıyla 15 yaş altına hesap açılmasını engellemek belirli tehlikelere maruz kalmayı azaltabilir ancak çocukların farklı hesaplar açmasını, başka kişilerin hesaplarını kullanmasını veya denetimsiz dijital ortamlara yönelmesini bütünüyle önleyemez.
Burada asıl mesele, yalnızca çocuğun yaşını tespit etmek değil, platformların çocuklara nasıl bir dijital ortam sunduğunu da denetlemektir. Yaş doğrulama sistemleri teknik olarak uygulanabilir; ancak bunların güvenilir, aşılması zor ve mahremiyeti koruyan bir yapıda kurulması gerekir. Ayrıca çocukların internet kullanımını yalnızca yasak üzerinden ele almak yerine dijital okuryazarlıklarını geliştirmek, aileleri bilinçlendirmek, okullarda siber güvenlik eğitimi vermek ve platformları daha güvenli tasarımlar geliştirmeye zorlamak gerekiyor. Benim açımdan bu düzenlemenin başarısı, kaç hesabın kapatıldığıyla sınırlı ölçülmemeli; çocukların çevrim içi istismara, siber zorbalığa ve zararlı içeriklere maruz kalma oranlarının gerçekten azalıp azalmadığıyla değerlendirilmelidir.''

e-Devlet üzerinden yapılması planlanan yaş doğrulama sisteminin teknik altyapısını açıklayan Prof. Dr. Ali Murat Kırık, kimlik bilgilerinin sosyal medya platformlarıyla paylaşılmadan da yaş doğrulamasının mümkün olabileceğini ifade etti.
Sistemin güvenli biçimde işlemesi için kişisel verilerin korunması ve olası siber saldırılara karşı önlem alınması gerektiğine dikkat çekti:
''Bilişim açısından baktığımızda, yaş doğrulama sisteminin en önemli özelliği, kişinin kim olduğunu bütün ayrıntılarıyla platforma açıklamak yerine yalnızca gerekli yaş bilgisini doğrulamasıdır. Yönetmelikte öngörülen modelde kullanıcı, e-Devlet üzerinden bir yaş doğrulama belirteci oluşturacak ve bu belirteci sosyal medya platformuna sunacak. Belirtecin yalnızca kişinin 15 yaşını doldurup doldurmadığı ve 18 yaş eşiğini geçip geçmediği bilgisini içermesi, kimlik numarası ve doğum tarihi gibi bilgilerin platformlarla paylaşılmaması açısından olumlu bir yaklaşım. Teknik olarak burada elektronik imza, kriptografik doğrulama ve güvenli belirteç üretimi gibi yöntemlerden yararlanılabilir. Platform, kendisine sunulan belirtecin yetkili sistem tarafından üretildiğini ve değiştirilmediğini kontrol ederken kişinin kimlik bilgilerine erişmek zorunda kalmamalıdır.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Kimlik bilgilerinin platformla paylaşılmaması, sistemin kendiliğinden tamamen güvenli olduğu anlamına gelmez. Belirteçlerin çalınması, kopyalanması, başka kişiler tarafından kullanılması, sahte doğrulama sayfaları üzerinden kullanıcıların kandırılması ve doğrulama altyapısının hedef alınması gibi riskler ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle belirteçlerin güvenli biçimde saklanması, gerektiğinde geçersiz kılınabilmesi, kullanım amacının sınırlandırılması ve doğrulama işlemlerinin denetlenebilir olması gerekir. Ayrıca sistemin hangi verileri ne kadar süreyle tuttuğu, erişim kayıtlarının nasıl korunduğu ve bir veri ihlali yaşandığında nasıl müdahale edileceği açıkça belirlenmelidir.
Benim burada özellikle altını çizdiğim konu, çocukları korumaya çalışırken bütün kullanıcıların dijital mahremiyetini gereksiz yere riske atmamak. Yaş doğrulama mekanizması, mümkün olan en az veriyi işleyen, bağımsız biçimde denetlenebilen ve güvenlik açıkları düzenli olarak test edilen bir altyapı üzerine kurulmalıdır.''

15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kısıtlamasını sahte doğum tarihi veya VPN gibi yöntemlerle aşma ihtimalini değerlendiren Prof. Dr. Ali Murat Kırık, e-Devlet üzerinden yaş doğrulamasının bu tür girişimleri zorlaştırabileceğini belirtti.
Prof. Kırık, Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformların yaş kontrolünü yalnızca kullanıcı beyanına dayandırmaması gerektiğini vurguladı:
''Teknik açıdan konuşursak, sahte doğum tarihiyle hesap açılması veya farklı yöntemlerle yaş kısıtlamalarının aşılmaya çalışılması mümkündür; ancak bu düzenlemede yaş doğrulamasının yalnızca kullanıcının beyanına bırakılmaması amaçlanıyor. Dolayısıyla e-Devlet üzerinden üretilen belirteçle yaş doğrulaması yapılması, doğum tarihini olduğundan farklı göstererek hesap açma yöntemini önemli ölçüde zorlaştırabilir.
VPN kullanılması ise tek başına kişinin yaşını değiştirmez; VPN, esas olarak internet trafiğinin farklı bir ağ veya konum üzerinden yönlendirilmesini sağlar. Bununla birlikte farklı ülkelerden bağlantı kurulması, sahte hesaplar açılması, başkasına ait hesapların kullanılması veya kimlik bilgilerinin kötüye kullanılması gibi durumlar denetimi zorlaştırabilir.
Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformların yalnızca kullanıcının beyan ettiği doğum tarihine güvenmek yerine, güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını kullanması; şüpheli durumlarda ek kontrol uygulaması ve başkasına ait doğrulama bilgilerinin kullanılmasını önleyecek güvenlik tedbirleri geliştirmesi gerekir.
Yapay zekâ destekli yaş tahmini de yardımcı bir yöntem olarak kullanılabilir ancak yüz görüntüsünden yaş tahmin eden sistemler her zaman doğru sonuç vermez; farklı yaş gruplarında ve kullanıcı profillerinde hata yapabilir. Bu nedenle yalnızca yüz analiziyle bir çocuğun hesabını kapatmak veya bir yetişkinin erişimini engellemek doğru bir yaklaşım olmaz.
Yanlış kararlar için hızlı ve insan incelemesine dayalı itiraz mekanizması bulunmalıdır. Ayrıca yaş doğrulaması yapılırken yüz görüntüsü, biyometrik veri veya kimlik belgesi gibi hassas bilgilerin gereksiz yere toplanmaması gerekir. Burada şunu da vurgulamak istiyorum: Hiçbir teknik sistemin bütün aşma girişimlerini yüzde 100 engelleyeceğini söyleyemeyiz. Önemli olan, kısıtlamaları aşmayı zorlaştırmak, kötüye kullanım girişimlerini tespit etmek ve bu süreçte kullanıcıların haklarını korumaktır. Düzenlemenin başarısı da yalnızca hesap açılışında yaş kontrolü yapılmasına değil, sonrasında ortaya çıkabilecek ihlallere karşı etkili bir denetim mekanizmasının kurulmasına bağlıdır.''

Sosyal medya platformlarının kullanıcıları daha uzun süre ekran başında tutan algoritmalarına dikkat çeken Prof. Dr. Ali Murat Kırık, çocukların dijital güvenliğinin yalnızca yaş sınırıyla sağlanamayacağını ifade etti.
Platformların içerik önerme sistemleri ve bağımlılığı teşvik edebilen tasarımlarının da denetlenmesi gerektiğini belirten Kırık, çocukların korunmasında çok yönlü bir yaklaşımın önemini anlattı:
''Ben burada meselenin yalnızca yaş sınırı olmadığını, sosyal medya platformlarının nasıl tasarlandığının da en az bunun kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazı platformlarda kullanıcıların karşısına çıkan içerikler, izleme süreleri, beğenileri, yorumları ve diğer etkileşimleri dikkate alan algoritmalar tarafından sıralanıyor. Kullanıcı bir içeriğe ilgi gösterdiğinde benzer içerikler tekrar tekrar karşısına çıkabiliyor; otomatik oynatma, sonsuz kaydırma ve sürekli bildirimler de kişinin uygulamada geçirdiği süreyi uzatabiliyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklar açısından bu tasarımın etkileri daha dikkatli değerlendirilmelidir. Yönetmelikte 15-18 yaş grubu için öngörülen varsayılan gizlilik ayarları, kişiselleştirilmiş reklam ve profilleme sınırlamaları ile bağımlılık geliştirici etkisi bulunan tasarımlara yönelik hükümler bu nedenle önemli. Sonsuz kaydırma gibi özelliklerin sınırlandırılması, çocuğun karşısına sürekli yeni içerik çıkaran mekanizmanın etkisini azaltabilir.
Ancak algoritmik riskler yalnızca ekran süresinden ibaret değildir; çocukların şiddet içeriklerine, kendine zarar vermeyi özendiren paylaşımlara, beden algısını olumsuz etkileyen içeriklere veya yanlış bilgilere yönlendirilmesi de dikkate alınmalıdır. Bu nedenle platformların çocuklara yönelik öneri sistemlerini daha güvenli hâle getirmesi, zararlı içerikleri tespit etmesi ve öneri algoritmalarının nasıl çalıştığı konusunda denetlenebilir olması gerekir.
Benim açımdan asıl soru, bir çocuğun sosyal medyada kaç dakika geçirdiğinden çok, platformun onu neden daha uzun süre orada tutmaya çalıştığıdır. Elbette yaş sınırı gerekli bir koruma aracı olabilir ancak sorumluluğu yalnızca çocuklara ve ailelere yüklemek doğru değildir. Platformların da kullanıcıların dikkatini ticari bir kaynağa dönüştüren tasarımlarının sonuçlarını üstlenmesi gerekir. Bu yüzden yaş doğrulaması, algoritmik denetim, dijital okuryazarlık ve aile desteği birlikte yürütülmelidir. Aksi hâlde çocuklar bir platformdan uzaklaştırılsa bile benzer risklerle başka dijital ortamlarda karşılaşabilir.''

Yeni düzenlemeyle birlikte sosyal medya platformlarının çocukların korunmasına yönelik sorumluluklarını da değerlendiren Prof. Dr. Ali Murat Kırık, yaş doğrulamasının yanı sıra içerik denetimi, kişisel verilerin korunması ve çocuklara uygun güvenlik önlemlerinin de önem taşıdığını belirtti.
Prof. Kırık, yükümlülüklerini yerine getirmeyen platformlara uygulanabilecek yaptırımlara ve Türkiye'nin denetim kapasitesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu:
''Türkiye'den erişilebilen ve yönetmelik kapsamına giren sosyal ağ sağlayıcılarının, yalnızca kullanıcıların yaşını doğrulamakla yetinmemesi; çocuklara özgü güvenlik önlemlerini uygulaması, kişisel verileri koruması, ebeveyn kontrol araçları sunması ve yaş grubuna uygun hizmet sağlaması gerekiyor. Burada Instagram, TikTok ve YouTube gibi küresel platformların sorumluluğu özellikle önemli. Çünkü bu şirketler yalnızca içerik paylaşılmasına imkân veren yapılar değil; aynı zamanda içeriklerin kimlere, ne zaman ve hangi sıralamayla gösterileceğini belirleyen algoritmik sistemleri de yönetiyor. Dolayısıyla çocukların korunması için hem hesap açılışında yaş doğrulamasının yapılması hem de hizmetin devamında güvenliğin gözetilmesi gerekir.
Örneğin bir platform yaş doğrulama sistemini kurmuş olsa bile çocukların zararlı içeriklere yönlendirilmesini önlemiyorsa veya kişisel verilerini ticari amaçlarla kullanıyorsa, koruma mekanizmasının bütünlüğü sorgulanmalıdır. Türkiye'nin bu şirketler üzerinde etkili bir denetim kurması mümkündür; ancak bunun için açık mevzuat hükümleri, teknik denetim kapasitesi, düzenli raporlama, bağımsız güvenlik testleri ve gerektiğinde etkili yaptırımlar birlikte uygulanmalıdır. Yönetmelikte yükümlülüklerini yerine getirmeyen platformlar için aykırılığın bildirilmesi, uyum süresi verilmesi ve ardından kademeli yaptırımlar uygulanması öngörülüyor. İlgili koşulların oluşması hâlinde ilk aşamada 10 milyon TL, devam eden uyumsuzlukta 30 milyon TL idari para cezası ve sonrasında reklam yasağı gibi tedbirler gündeme gelebiliyor; bant genişliğinin daraltılması ise kanundaki şartlar çerçevesinde hâkim kararını gerektiriyor. Bu yaptırımların etkili olabilmesi için uygulamanın hukuka uygun, ölçülü ve denetlenebilir olması da önemli.
Ayrıca platformların yalnızca kâğıt üzerinde uyum sağlaması yeterli görülmemeli; gerçekten hangi önlemleri aldıkları, bu önlemlerin çocukları ne ölçüde koruduğu ve yaş doğrulama sistemlerinde ne tür güvenlik açıkları bulunduğu somut verilerle değerlendirilmelidir.
Üzerinde durduğum nokta şu: Dijital platformlar küresel ölçekte faaliyet gösteriyor olabilir ancak Türkiye'deki kullanıcılara hizmet sunuyorlarsa, yürürlükteki mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerini de yerine getirmelidir. Bununla birlikte denetimin yalnızca para cezasına dayanmaması; çocukların güvenliği, kişisel verilerin korunması, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini esas alması gerekir. Asıl başarı, bir platforma ceza kesilmesinden çok, çocukların dijital ortamda daha güvenli hâle gelmesi ve bu güvenliğin sürdürülebilir biçimde sağlanmasıdır.''