Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Ateşli silahlara erişimin kolay olmasının, olayların sonuçlarını ağırlaştırdığının altını çizen Prof. Dr. Sarıbey, “Risk grubunda olan çocukların tespiti, takibi ve psikososyal olarak desteklenmeleri büyük önem taşımaktadır.” İfadelerini kullandı.
Bu tür olayların ardından “bulaşıcı etki” riskine de dikkat çeken Prof. Dr. Sarıbey, “Büyük yankı uyandıran bu tür olayların ardından benzer olayların yaşanma ihtimali artmakta, bulaşıcı etki göstermektedir. Sosyal medyada çok görünür kılınması benzerlerinin olma ihtimalini güçlendirmektedir, bu nedenle sosyal medyada ve haberlerin verilmesinde kullanılan dile dikkat edilmeli.” Şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Sarıbey, bireylerin silah edinme motivasyonlarını üç ana başlıkta toplandığını belirterek, “İnsanlar savunma, kültürel aidiyet ve psikolojik kimlik inşası olmak üzere üç temel nedenle silah sahibi olmaktadırlar. Savunma odaklı yaklaşımda bireyler, suç mağduru olma korkusu ve güvenlik yetersizliği algısıyla silahı son bir sığınak olarak görürler. Sosyolojik açıdan silah, aileden gelen bir gelenek, avcılık veya atıcılık gibi alt kültürlere aidiyet hissi veren bir sosyalleşme aracıdır. Psikolojik çalışmalarda ise silahın, bireye kaybolan kontrol hissini geri verdiği ve maskülen güç sembolü olarak işlev gördüğü vurgulanır.” dedi.
Bazı toplumlarda silah sahipliğinin politik bir anlam da taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Sarıbey, “Silah, devlete karşı bireysel özgürlüğün ve sivil hakların korunması gibi bir anlam yüklenerek de sahiplenilebilmektedir. Ancak ‘Silah Etkisi’ teorisi, korunma amaçlı bile olsa silahın varlığının saldırganlık dürtülerini tetikleyebileceğine dikkat çekmektedir. Özetle silah, yalnızca bir araç değil; hem somut bir güvenlik arayışını hem de soyut bir güç ve kimlik tanımını temsil etmektedir. Bu motivasyonlar, bireyin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik çevre ve hukuki düzenlemelerle doğrudan ilişkilidir. Nihayetinde silah edinme kararı, rasyonel bir korunma ihtiyacı ile derin psikolojik gereksinimlerin birleşimidir.” diye konuştu.

Medyanın ve dijital içeriklerin etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Sarıbey, “Silahın filmler, diziler, video oyunları ve sosyal medya aracılığıyla estetik bir unsur gibi sunulması, en başarılı, en adaletli, en güçlü karakterlerin silah kullanıyor olmaları gençlerin risk algısını köreltmektedir. Ekranda gördüğü karakterlerin sorunları silahla çözdüğünü gören gençler, çatışma yönetiminde iletişim yerine fiziksel gücü ve silahı merkeze koymaya başlamaktadır. Bu da akran zorbalığının silahlı saldırılara evrilme riskini arttırmaktadır.” ifadesinde bulundu.
Şiddetin gündelikleştiğine işaret eden Prof. Dr. Sarıbey, “Sürekli şiddet ve suç içeriklerine maruz kalmak bireyleri şiddete karşı duyarsızlaştırmakta ve şiddetin sıradan bir çözüm yöntemi olarak görülmesine neden olmaktadır. Eskiden husumet, namus temelli olan ateşli silahla öldürme- yaralama olayları, artık trafikteki bir tartışma, sosyal medyadaki bir atışma meselesine indirgenmiş durumdadır.” dedi.
Modern yaşamın getirdiği güvensizlik algısının da bireysel silahlanmayı tetiklediğini belirten Prof. Dr. Aylin Yalçın Sarıbey, “Şehir hayatındaki belirsizlikler, suç oranlarına ilişkin algısal artış ve cezaların caydırıcılığına yönelik güvensizlik, bireyleri kendi güvenliğini kendisinin sağlama düşüncesine itmektedir. Silah bu noktada yapay bir kontrol hissi sunmaktadır. Özellikle ataerkil toplumlarda silah, otorite ve statü simgesi olarak görülmekte, sosyal medyanın da etkisiyle bir kimlik inşası aracına dönüşmektedir” diye konuştu.

Ateşli silahlara erişimin kolay olmasının, olayların sonuçlarını ağırlaştırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sarıbey, çözüm önerilerini de şöyle sıraladı:
“Ateşli silahlara erişimi sınırlayabilmek adına teminin önlenmesi için denetim ve takiplerin arttırılması, var olan silahların dolaşımdan çıkartılması için ceza muafiyeti ve teşvik edici sistemler kullanılarak teslim edilmelerinin sağlanması gerekmektedir. Risk grubunda olan çocukların tespiti, takibi ve psikososyal olarak desteklenmeleri büyük önem taşımaktadır. Ruhsatsız silah taşımanın cezası ertelemeye tabi olmayacak kadar ağırlaştırılmalı, ruhsatlı silah sahibi olan kişilerin silaha erişimi zorlaştıracak her türlü önlemi almaları zorunlu tutulmalıdır.”
Risk grubundaki çocukların erken tespitinin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Sarıbey, “Okullarda ve rehberlik ve destek birimlerinde öfke kontrolü, çatışma çözme becerileri üzerine zorunlu programlar periyodik olarak uygulanmalıdır. Silahın kullanımının yüceltildiği yapımlara yönelik denetimlerin artırılması ve toplumsal şiddeti normalize eden dilden kaçınılması sıkı biçimde takip edilmelidir.” ifadesinde bulundu.

Bu tür olayların ardından “bulaşıcı etki” riskine de dikkat çeken Prof. Dr. Sarıbey, “Büyük yankı uyandıran bu tür olayların ardından benzer olayların yaşanma ihtimali artmakta, bulaşıcı etki göstermektedir. Sosyal medyada çok görünür kılınması benzerlerinin olma ihtimalini güçlendirmektedir, bu nedenle sosyal medyada ve haberlerin verilmesinde kullanılan dile dikkat edilmesi, psikolojik destek mekanizmalarının etkin işletilmesi büyük önem taşımaktadır. Çocuklarımız geleceğimizdir, her birinin sağlıklı, mutlu, huzurlu bireyler olmaları tüm toplumun sorumluluğunda olduğu unutulmamalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.