Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Diyanet İşleri Başkanlığının İstanbul'da Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlediği Mevlid-i Nebi Haftası Programı'na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli açıklamalarda bulundu.
Erdoğan, konuşmasında hem İslam ülkelerine hem de iç siyasete dönük önemli cümleler sarf etti. İttifakların önemine değinen Cumhurbaşkanı, "Hem kendi içimizde hem de İslam dünyasında ittifakları büyütmeye, ihtilafları azaltmaya çalışıyoruz." dedi.
Erdoğan ayrıca "Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız." ifadesiyle de uyarıda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Alemlere rahmet, insanlığa hidayet, müminlere güzel ahlakın en yüksek timsali olarak gönderilen ümmeti olmakla şeref duyduğumuz Peygamber Efendimiz'e salat ve selam olsun. İki cihan serverini dünya gözüyle gören, onun etrafında yıldızlar gibi hale ve halka oluşturan aline, ashabına ve ehli beytine selam olsun. Fahri Kainat Efendimiz'in izinden giderek asırlardır ümmete hizmet eden, yol gösteren, felaha susayan gönülleri irşad eden alim ve ariflerimizin kalp ve ilim ehlinin mübarek ruhları şad olsun. İslam'ın izzetini her şeyin üstünde tutan, ilahi kelimetullah davası uğruna canlarını ortaya koyan, vatanı, milleti, ezanı, bayrağı, devleti ve ümmeti için her türlü cevri cefayı zorluğu göze alan kahraman şehitlerimizin, gazilerimizin, o mücadele ve mücahede erlerinin aziz ruhları şad olsun diyorum.

Müslümanlar olarak hafta başında biliyorsunuz, Leyla-i Mevlid 'i bir kez daha idrak ettik. Vesiletün necat yani kurtuluş vesilesi olarak yeryüzünü teşrif eden Resulullah Efendimiz'in velâdetinin bir seneyi devriyesine daha erişmenin mutluluğunu yaşadık. Gerek dualarımızla gerek ibadetlerimizle o mübarek geceyi anlamına ve mehabetine Bu vesileyle Velâdet -i Nebi'nin 1501. yıl dönümünün ülkemiz, milletimiz başta mazlumlar olmak üzere tüm insanlık için bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Merhum Nihat Sami Banarlı'nın çok anlamlı bir tespitini sizlerle paylaşmak istiyorum. Gençlerimizin özellikle de yeni yuva kuran çiftlerimizin bu hatırayı çok iyi dinlemesini rica ediyorum. Türk Edebiyatı'nın önemli isimlerinden merhum Banarlı, kırdan kente göçün başladığı yıllara ait bir anısını bakınız nasıl anlatıyor: 'Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden İstanbul'a, Ankara 'ya ve başka büyük şehirlere göç eden halkımız var. Bunlar ailece gelip apartmanlarda kapıcılık, iç hizmetleri ve başka işler yapıyorlar. Bilhassa kadın adları dikkatimi çekiyor. Gül, Yazgülü, Gülşah, Gülşan, Güldalı, Güldane, Gülizar, Kırgülü, Gülbeyaz. Hatta erkek adı olarak da bazen Gülbey. Bu güllü isimlerin Anadolumuzu gül bahçelerine çeviren güzel adların bu derece ısrarla niçin konulduklarını ben biliyorum. Ama yine de bilmezlikten gelerek soruyorum. Sizin oralarda gül bahçeleri çok olmalı. Köy evlerinin bahçelerinde çok mu çiçek yetiştirirsiniz? Adı gül dalı olan hanım cevap veriyor. Hayır bey, bizim oralarda çiçek bahçesi ne gezer? Biz toprağı tarla diye kullanırız. Peki kızlarınıza bu kadar çok ve güzel gül adlarını güle hasret duyduğunuz için mi koyuyorsunuz? Hayır bey bizim hasret duyduğumuz başkadır. Bizim oralarda inanılır ki gül Hazreti Muhammed in remzidir.'
Aktörler ve senaryolar değişse de iyi ile kötünün mücadele ettiği ve sonunda inşallah iyilerin galip geleceği tarihi bir dönemi yaşıyoruz. Filistin'den Lübnan'a, Sudan'dan Somali'ye kalbimizin attığı coğrafyaların önemli bir kısmı yıllardır krizle, savaşla, istikrarsızlıkla boğuşuyor. Her şeyden habersiz masum yavrular göz göre göre hedef alınıyor. Dünyayı tanımadan daha ne olup bittiğini anlamadan bebekler çocuklar gök ekinler gibi toprağa düşüyor. Kadınlar, yaşlılar, sağlık çalışanları, yardım görevlileri savaş ve çatışma ortamlarında değil, sivil yerleşim yerlerinde bombalarla katlediliyor.

Soykırım şebekesinin dünyanın en büyük çocuk mezarlığına çevirdiği Gazze'de uçurtmalar bile tehdit olarak görülüp engelleniyor. Sadece Filistin'de milyonlarca kardeşimiz en temel ihtiyaçlardan yoksun bir şekilde çok zor şartlar altında hayatta kalmanın mücadelesini veriyor.
Lübnan'da aynı şekilde 1,3 milyon kardeşimiz İsrail yönetiminin saldırıları sebebiyle evini barkını terk etmek zorunda kaldı. Dört binden fazla insan öldürüldü. Çoğu çocuk ve kadın on iki bini aşkın Lübnanlı yaralandı.
İsrail'in savaş bağımlısı mevcut hükümeti komşularından başlayarak tüm bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemek için her türlü tahriki deniyor. Siyonizm denilen radikal, işgalci, soykırımcı ideoloji sadece komşularının huzuruna kastetmiyor. Bölgesel barışı ve insani değerleri savunan herkesi hedef alıyor. Biz de siyonizmin yayılmacı emellerine dikkat çekerken bunu kendimiz için değil, hangi inanca mensup olursa olsun bölgedeki tüm halklar adına insanlık cephesi adına yapıyoruz.
Daha önce de ifade ettim bugün tekrar söylüyorum. Yakın tarihte Hitler'e, Pol Pot'a ve diğer gözü dönmüş zalimlere yönelik sessizliğin bedelini maalesef siviller ödemek zorunda kaldı. Hitler'in toplama kamplarında, Pol Pot'un ölüm tarlalarında farklı kökenden, farklı inançlardan milyonlarca insan soykırıma uğradı. Ne yazık ki o dönemde insanlık, olan biteni seyretmekle kaldı.
Bugün aynı hata Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan'da tekrarlanıyor. Soykırım şebekesinin bu kural tanımaz, hukuk tanımaz, ilke, değer, sınır tanımaz politikalarına dünyadan gerekli reaksiyon gösterilmiyor. Ne küresel yapılar ne de uluslararası toplum dün olduğu gibi bugün de katliamların önüne geçecek güçlü bir irade ortaya koyamıyor.
Şu gerçeğin artık fark edilmesi gerektiğine inanıyorum. Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız. Biz güçlü olmak, caydırıcı olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak, bölgemizde barışı ve güvenliği birlikte inşa etmek mecburiyetindeyiz.
Bunun için ittifakta hayır vardır diyor, hem kendi içimizde hem de İslam dünyasında ittifakları büyütmeye, ihtilafları azaltmaya çalışıyoruz. Asırlar boyunca tarihe yön, cihana nizam vermiş ümmeti Muhammed'in bir duvarın tuğlaları gibi birbirine yeniden kenetlenmesini arzu ediyoruz.
Müslümanlar olarak birbirimize inanarak, birbirimize dayanarak, omuz omuza yürek yüreğe vererek hep beraber yürüyelim istiyoruz. Bütün çabamız ittifak ve ittihadın sağlanması içindir. Bütün gayretimiz coğrafyamızda huzur ve güven ikliminin inşası içindir. İnşallah gücümüzün yettiği kadar vahdet için, uhuvvetin tesisi için, İslam aleminin birlik ve bütünlük içinde hareket etmesi için elimizle birlikte tüm gövdemizi taşın altına koymaya devam edeceğiz.
Sadece yakın ve uzak coğrafyaları da değil kendi ülkemizde de esasen bu şuurla siyaset yapıyor 86 milyonun kardeşliğini ve kaderdaşlığını daha da güçlendirmenin yollarını arıyoruz."