Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Evlilikte evin masraflarını kim üstlenir? Hangi davranışlar tasarruf, hangi davranışlar cimrilik olarak kabul edilir? Cimrilik boşanma sebebi midir? Ekonomik şiddetin sonuçları nelerdir? tarzında sorular bugün evli veya evliliğe hazırlanan milyonlarca kişinin gündeminde yer alıyor. Avukat Orhan Bozdere ise Tgrthaber.com’dan Şenay Yurtalan’a yaptığı açıklamada akıllardaki tüm soruları yasal dayanakları ile cevapladı. İşte “Evlilikte cimrilik” dosyasının detayları…

Avukat Bozdere, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın başında evlilik birliğinin yalnızca duygusal birliktelikten ibaret olmadığına dikkat çekti ve “Eşler, evlilik süresince ortak yaşamın maddi ihtiyaçlarını birlikte karşılamak, birbirlerine yardımcı olmak ve sahip oldukları ekonomik imkânlar ölçüsünde aile giderlerine katılmakla yükümlüdür. Bu nedenle eşlerden birinin aşırı cimri davranması, her koşulda kişisel bir özellik veya basit bir geçimsizlik olarak değerlendirilemez. Cimrilik; diğer eşin ekonomik özgürlüğünü ortadan kaldıran, temel ihtiyaçlarının karşılanmasını engelleyen ve ortak hayatı çekilmez hâle getiren sistematik bir davranışa dönüştüğünde hukuki sonuç doğurur. Yargıtay da süreklilik gösteren ve evlilik yükümlülüklerinin ihlaline yol açan aşırı cimriliği; “ekonomik şiddet”, olarak kabul etmektedir.” İfadelerini kullandı.

Türk Medeni Kanunu’nda cimrilik adı altında bağımsız bir boşanma sebebi düzenlenmediğini belirten Avukat Bozdere, “Bu nedenle cimriliğe dayalı boşanma davaları, kural olarak Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayanılarak açılır. TMK m.166/1 uyarınca: “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”. Dolayısıyla eşin cimri olarak nitelendirilmesi tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir. Hâkim, somut olayda cimri davranışların evlilik birliği üzerindeki etkisini, sürekliliğini ve ortak hayatı diğer eş bakımından çekilmez hâle getirip getirmediğini değerlendirir.” dedi.

Avukat Bozdere, her ekonomik kısıtlama veya harcamaya karşı çıkmanın kusurlu davranış olmadığının altını çizdi ve “Ailenin gelir düzeyi, borçları, çocukların ihtiyaçları ve geleceğe yönelik ekonomik planları dikkate alındığında eşlerden birinin tasarruf yapılmasını istemesi son derece makul olabilir. Ailenin ekonomik gücünü aşan bir harcamaya karşı çıkılması, pahalı bir ürünün alınmaması veya zorunlu ekonomik koşullar nedeniyle giderlerin azaltılması tek başına boşanma sebebi oluşturmaz. Hukuki anlamda önem taşıyan cimrilik; ekonomik imkân bulunmasına rağmen eşin ve çocukların zorunlu ihtiyaçlarının karşılanmaması, diğer eşin gelirine el konulması, eşe hiçbir harcama özgürlüğü tanınmaması veya para üzerinden sürekli baskı kurulmasıdır. Bu ayrım yapılmadan yalnızca; “eşim çok cimriydi”, şeklindeki soyut bir iddiaya dayanılarak boşanma kararı verilemez.” şeklinde konuştu.

Eşlerin aile içindeki ekonomik sorumlulukları konusuna da değinen Avukat Orhan Bozdere, Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesine göre eşlerin, evlilik birliğinin mutluluğunu birlikte sağlamak ve çocukların bakımına, eğitimine ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü olduğunu belirtti. Aynı Kanun’un 186. maddesi uyarınca eşlerin, birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla katılacağını aktaran Bozdere, “Bu hükümler karşısında yeterli ekonomik imkâna sahip olduğu hâlde; evin yiyecek ve ısınma giderlerini karşılamayan, eşinin sağlık ve kişisel bakım ihtiyaçlarını görmezden gelen, çocukların eğitim ve sağlık giderlerinden kaçınan, eşinin maaşını veya banka kartını kontrolü altında tutan, eşini temel ihtiyaçları için ailesinden para istemeye mecbur bırakan, kişinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirdiğinden söz edilemez. Bu davranışlar süreklilik gösterdiğinde artık kişisel bir tutumluluk tercihinden değil, diğer eş üzerinde kurulan ekonomik baskıdan bahsedilir.” değerlendirmesinde bulundu.

Medyada geniş bir yer bulan boşanma davası hakkında detayları aktaran Avukat Bozdere, konuyu şu şekilde özetledi: “Yargıtay, süreklilik gösteren, diğer eşin temel ihtiyaçlarını ve ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan aşırı cimriliği ekonomik şiddet olarak kabul etmektedir. Bu yaklaşımın temelini oluşturan kararlardan biri Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2008 tarihli, 2008/2-695 Esas ve 2008/710 Karar sayılı ilamıdır. Karara konu olayda davacı kadın; eşinin çalıştığı dönemde maaşını, emekli olduktan sonra ise emekli aylığını elinden aldığını, kendisine çok az miktarda para verdiğini ve tarafların zaman içerisinde birbirlerinden tamamen koptuğunu ileri sürmüştür.
Yerel mahkeme, uzun yıllar boyunca eşinin aşırı hesaplı ve cimrilik ölçüsündeki tutumluluğuna katlanmak zorunda kalan kadının ekonomik ve sosyal alanda özgür yaşamak ve ekonomik şiddetten kurtulmak amacıyla açtığı davanın kabulüne karar vermiştir. Bu husus yapılan temyiz başvuruları neticesinde; Hukuk Genel Kurulu, tarafından kararda yerel mahkemenin gerekçesi şu şekilde aktarılmıştır: “…Uzun yıllar eşinin aşırı hesaplı ve cimrilik ölçüsündeki tutumluluğuna dayanmak zorunda kalan kadının… ekonomik şiddetten kurtulmak için açtığı davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği…”. Bu kararda boşanma sebebi olarak kabul edilen husus, yalnızca eşin az para harcaması veya tasarruflu davranması değildir. Eşin maaşına el konulması, kendisine çok sınırlı miktarda para verilmesi ve bu suretle ekonomik ve sosyal özgürlüğünün uzun yıllar boyunca sınırlandırılmasıdır. Başka bir ifadeyle cimrilik, sistematik bir ekonomik kontrol aracına dönüşmüş ve evlilik birliğini temelinden sarsan kusurlu bir davranış niteliği kazanmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28.11.2018 tarihli, 2018/6942 Esas ve 2018/13653 Karar sayılı ilamında ise aşırı cimrilik açıkça ekonomik şiddet olarak nitelendirilmiştir. İlk derece mahkemesi, karşılıklı boşanma davasında tarafları eşit kusurlu kabul etmiş; Yargıtay ise erkeğin, mahkemece belirlenen diğer kusurlu davranışlarının yanında aşırı cimri davranarak eşine ekonomik şiddet uyguladığını tespit etmiştir: “…Erkeğin ayrıca, aşırı cimri davranmak suretiyle eşine ekonomik şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır…”. Daire, gerçekleşen olaylar karşısında erkeğin kadına göre daha ağır kusurlu kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Her iki karar birlikte değerlendirildiğinde Yargıtay’ın yaklaşımı açıktır: Aşırı cimrilik yalnızca eşin kişisel bir özelliği veya aile içerisindeki basit bir harcama anlaşmazlığı değildir. Davranışın sürekli hâle gelmesi, diğer eşin gelirine ve harcamalarına müdahale edilmesi, temel ihtiyaçlarının karşılanmaması veya ekonomik ve sosyal özgürlüğünün sınırlandırılması durumunda cimrilik ekonomik şiddete dönüşmektedir. Bu nitelikteki davranışlar hem evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan kusurlu davranış olarak boşanma kararına esas alınabilir hem de tarafların kusur derecelerinin belirlenmesinde dikkate alınır. Ekonomik şiddet uygulayan eş daha ağır kusurlu kabul edilebileceği gibi, somut olayın koşullarına göre diğer eş lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi de mümkündür.”

“Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.09.2013 tarihli, 2013/7394 Esas ve 2013/20222 Karar sayılı ilamında, davalı kocanın eşine ve eşinin ailesine küfrettiği ve aynı zamanda aşırı cimri davrandığı belirlenmiştir. Kararda: “…Davalı kocanın eşi ve ailesine küfür ettiği ve aşırı cimri davranmak suretiyle evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmediği anlaşılmaktadır...”, tespitine yer verilmiştir. Yargıtay, aşırı cimrilik nedeniyle taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve evliliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunduğunu kabul etmiş ve cimri eşi boşanmada kusurlu olarak tespit etmiştir.”

Boşanma sebebi oluşturacak davranışlar hakkında konuşan Avukat Bozdere, “Her olay kendi şartları içerisinde değerlendirilmekle birlikte, Yargıtay’ın ekonomik şiddete ilişkin yaklaşımı dikkate alındığında şu davranışlar boşanma davasında kusur olarak ileri sürülebilir: Yeterli gelir bulunmasına rağmen evin temel ihtiyaçlarını karşılamamak, eşin maaşına, banka kartına veya gelirine el koymak, eşe zorunlu ihtiyaçları için dahi para vermemek, eşi ailesinden veya üçüncü kişilerden para istemek zorunda bırakmak, elektrik, su, doğalgaz ve yiyecek gibi temel giderleri bilinçli olarak kısıtlamak, eşin sağlık, ilaç, ulaşım ve kişisel bakım giderlerini karşılamamak, çocukların eğitim, sağlık ve beslenme ihtiyaçlarından kaçınmak, yapılan her harcama nedeniyle eşe hakaret etmek veya baskı uygulamak, para harcanacağı gerekçesiyle eşin sosyal hayatını ve aile ilişkilerini engellemek, kendi ihtiyaçları için harcama yaptığı hâlde eşini temel ihtiyaçlarından mahrum bırakmak. Bu davranışlardan birinin bir kez gerçekleşmiş olması her zaman boşanma için yeterli olmayabilir. Davranışın süresi, tekrarlanma sıklığı, eşler üzerindeki etkisi ve evlilik birliğini hangi ölçüde sarstığı birlikte değerlendirilmektedir.” ifadelerini kullandı.

Cimrilik ve ekonomik şiddet iddiasına dayanan boşanma davalarında en önemli meselelerden birinin ispat olduğunun altını çizen uzman isim “Dava dilekçesinde yalnızca; “davalı cimridir” veya “eve para harcamaz” şeklindeki soyut anlatımlarla yetinilmemelidir. Hangi ihtiyacın, ne zaman ve hangi ekonomik imkâna rağmen karşılanmadığı somut olarak açıklanmalıdır. Örneğin; kış aylarında doğalgazın açtırılmaması, çocuğun ilaç veya okul giderinin ödenmemesi, eşin maaş kartının alınması, yeterli gelir bulunduğu hâlde evde düzenli yiyecek bulundurulmaması ve eşin kişisel ihtiyaçları için sürekli ailesinden para istemek zorunda kalması, ayrı ayrı vakıa olarak gösterilmelidir. Bu vakıaların ispatı açısından ise; banka hareketleri, kredi kartı ekstreleri, faturalar, mesajlaşmalar, para transferleri, sağlık ve okul giderleri ile olayları doğrudan bilen tanıkların anlatımları delil olarak kullanılabilir. Tanıkların; “davalı çok cimriydi”, şeklindeki kişisel değerlendirmelerinden ziyade, bizzat gördükleri somut olayları anlatmaları ispat bakımından çok daha değerlidir.” dedi.

Aşırı cimriliğin ekonomik şiddet boyutuna ulaştığında hukuki sonucun yalnızca boşanma kararıyla sınırlı kalmayacağını belirten Bozdere, “Ekonomik şiddet uygulayan eş, boşanmaya neden olan olaylarda daha ağır veya tamamen kusurlu kabul edilebilir. Bu durumda kusursuz ya da daha az kusurlu eş, şartları bulunuyorsa Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesi uyarınca maddi tazminat talep edebilir.
Eşin gelirine el konulması, temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılması veya sağlıksız koşullarda yaşamaya zorlanması kişilik haklarına saldırı oluşturuyorsa TMK m.174/2 kapsamında manevi tazminata da hükmedilebilir. Bununla birlikte tazminat talepleri bakımından tarafların bütün kusurlu davranışları karşılaştırılır. Cimriliğe maruz kalan eşin hakaret, fiziksel şiddet veya başka ağır kusurlu davranışları varsa bunlar da kusur ve tazminat değerlendirmesinde dikkate alınır.” şeklinde konuştu.

Evlilikte cimriliğe ilişkin tüm detayları aktaran Avukat Orhan Bozdere, “Cimrilik, Türk Medeni Kanunu’nda tek başına ve özel olarak düzenlenmiş bir boşanma sebebi değildir. Ancak cimri davranışlar süreklilik kazanıyor, diğer eşin ekonomik özgürlüğünü ortadan kaldırıyor, eş ve çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmasını engelliyor ve ortak hayatı çekilmez hâle getiriyorsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma kararı verilebilir. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında aşırı cimrilik, kişisel bir huy olmanın ötesinde, evlilik yükümlülüklerinin ihlali ve ekonomik şiddet olarak değerlendirilmektedir. Ekonomik şiddetin ağırlığına göre cimri davranan eş daha ağır kusurlu kabul edilebileceği gibi maddi ve manevi tazminat ödemekle de yükümlü tutulabilir. Bu nedenle hukuken tartışılması gereken husus, eşlerden birinin az veya çok para harcaması değildir. Asıl mesele, para ve ekonomik imkânların diğer eş üzerinde baskı ve kontrol aracı olarak kullanılıp kullanılmadığıdır.” ifadeleri ile konuyu özetledi.