Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Gülistan Doku soruşturmasında şüpheli sıfatıyla ifade veren dönemin Tunceli Valisi’nin oğlu Mustafa Türkay Sonel’in beyanları, yalnızca teknik verilerle değil, kendi içindeki çelişkilerle de dikkat çekti. Hakkında tanıklık yapması muhtemel en yakın arkadaşlarını uyuşturucu ile suçlayan, olay yerindeki varlığını “hatırlamıyorum” ile “gitmedim” arasında bırakan Sonel’in, satır aralarına serpiştirdiği profesyonelce kurgulanmış “empati” dili de gözlerden kaçmadı.
Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamayan Gülistan Doku dosyasında, Mustafa Türkay Sonel’in jandarma ifadesi, bir “savunma”dan çok stratejik bir “inkar, itibarsızlaştırma ve mağduriyet üretme” çabasını andırıyor.

Sorgunun en kritik anlarından biri, Gülistan Doku’nun bir Gençlik Merkezi’nde cinsel istismara uğradığı iddia edilen güne ilişkindi. Daraltılmış baz raporları Sonel’i o gün ve saatte Gençlik Merkezi binasında gösterirken, verdiği cevap ifadenin en çarpıcı noktalarından biri oldu: “Gençlik merkezine gidip gitmediğimi tam olarak hatırlamıyorum ancak büyük ihtimalle gitmemişimdir.”
Hem olay yerinde olduğunu hatırlamadığını söyleyen hem de hemen ardından “gitmediğine” dair kesinlik içeren bir ihtimal öne süren Sonel’in bu muğlak savunması, teknik verilerle desteklenen varlığını belirsizleştirme çabası olarak yorumlandı.

Sonel, kendisini İstanbul’da ziyaret edecek kadar yakın olduğu lise arkadaşları Umut Altaş ve Ekincan Kılıç’ı ifadesinde uyuşturucu kullanan kişiler olarak anlatarak dosyada yeni bir tartışma alanı açtı. Arkadaşlarının uyuşturucu aparatlarını attıkları yerleri bilecek kadar çevreye hâkim olması, buna rağmen yıllarca aynı grubun içinde bulunup kendisini tamamen bu tablonun dışında konumlandırması dikkat çekici bulundu.
Sonel’in çizdiği bu tablo, “O çevrenin içindeydim ama hiçbir şeyin parçası değildim” mesajı veren, özenle kurulmuş bir mesafe savunması olarak değerlendirildi. Yakın dostluk ilişkisini kabul ederken aynı kişiler hakkında ağır ithamlarda bulunması da ifadenin en tartışmalı yönlerinden biri haline geldi.

İfade tutanağındaki dikkat çekici unsurlardan biri de Sonel’in kullandığı duygusal ton oldu. Kendisine yönelik ağır ithamlarda bulunan Doku ailesi hakkında, “Doku ailesine kızmıyorum çünkü onların acıları var ve empati yapıyorum” demesi, doğal bir tepkinin ötesinde, kontrollü ve hesaplı bir söylem izlenimi yarattı.
Kendi durumunu ise “Şu an üniversitede vize sınavlarıma hazırlanmam gerekirken buradayım, bu durum beni çok zorluyor” sözleriyle bir mağduriyet anlatısına dönüştüren Sonel’in, kayıp bir genç kızın akıbetinden ziyade kendi sıkışmışlığını öne çıkarması dikkat çekti. Bu yaklaşım, ifadenin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda algısal bir zeminde de inşa edildiği yorumlarına neden oldu.

Şehir giriş-çıkışlarındaki PTS kayıtlarında 06 SNL 10 plakalı araçla ilgili dikkat çeken bir hareketlilik bulunmasına rağmen Sonel’in bu sorulara da “hiçbir fikrim yok” yanıtını vermesi şüpheleri artırdı. Özellikle Tunceli’den çıkış kaydı görünmeden Elazığ yönünden yeniden giriş yapılmasına ilişkin net bir açıklama getirememesi, dosyadaki teknik çelişkileri daha görünür kıldı.
Sonel’in kritik başlıklarda sürekli “hatırlamıyorum” sığınağına çekilmesi; olay yerleri, görüşmeler ve araç hareketlerine dair somut soruları yanıtsız bırakması, savcılığın dikkatini çeken başlıca unsurlardan biri oldu.
