Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türk dünyasında ekonomik iş birliği derinleşecek mi, ortak pazar yolunda somut adımlar atılabilecek mi? Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) 13. Liderler Zirvesi öncesinde gözler Ankara’dan gelecek mesajlara çevrildi. "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla gerçekleştirilecek zirvede ticaretin kolaylaştırılması, ulaşım ve lojistik ağlarının güçlendirilmesi, ortak yatırımlar ve savunma sanayisi iş birliği gibi başlıkların öne çıkması bekleniyor.
Türkiye’nin Türk dünyasıyla ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilecek zirvede, alınacak kararların ekonomik ve stratejik sonuçları da merak ediliyor. Türk devletleri arasında ticaret hacminin artırılması, Orta Koridor’un daha etkin kullanılması ve ortak finansman mekanizmalarının geliştirilmesi, bölgesel iş birliğinin geleceği açısından önem taşıyor.
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Özgenur Reyhan Güler Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er’e yaptığı analizde, Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Liderler Zirvesi’nde alınabilecek kararlara ilişkin ortak pazar ihtimalini, Türkiye’nin Orta Koridor üzerinden elde edebileceği kazanımları ve savunma alanındaki iş birliği seçeneklerini masaya yatırdı.
Dr. Güler, Türk dünyasında kalıcı iş birliğinin yalnızca siyasi açıklamalarla değil, ticareti kolaylaştıran uygulamalar, ortak üretim projeleri ve somut hedeflerle güçlenebileceğine dikkat çekti.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Liderler Zirvesi’nde hangi kritik kararların alınmasını bekliyorsunuz? Türkiye’ye ve Türk dünyasına ne kazandırır?
Dr. Özgenur Reyhan Güler: "Ben bu zirveyi, Türk dünyasında ortak iradenin günlük hayata ne ölçüde yansıyacağını göreceğimiz önemli bir buluşma olarak değerlendiriyorum. Liderler zirvesinin “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” teması da bu açıdan anlamlı. Burada özellikle “işte birlik” kısmını önemsiyorum. Çünkü tarihsel yakınlığı ekonomik, kültürel ve kurumsal iş birliğine dönüştürebildiğimiz ölçüde kalıcı bir yapı oluşturabiliriz. Benim beklentim, ticaretin kolaylaştırılması, ulaşım bağlantılarının güçlendirilmesi, ortak yatırımlar ve vatandaşların birbirleriyle temasını artıracak uygulamalar üzerinde somutlaşılması. Ancak zirve henüz gerçekleşmediği için bunları alınmış kararlar olarak değil, öncelik verilmesini beklediğim alanlar olarak ifade ediyorum.
Mesela bir ihracatçının sınırda daha az beklemesi, bir öğrencinin başka bir Türk devletinde daha kolay eğitim alabilmesi, bir girişimcinin ortak yatırım için finansmana ulaşabilmesi… Bunlar, vatandaşın gözünde teşkilatı görünür hâle getirir. Türkiye açısından da yeni pazarlar, üretim ortaklıkları ve diplomatik hareket alanı anlamına gelir. Fakat ben bu ilişkiyi yalnızca Türkiye’nin kazanımları üzerinden okumam. Her ülkenin kendisini eşit ve değerli bir ortak olarak gördüğü bir yapı kurulmalı. Bu zirvenin başarısını, açıklanan hedeflerin yanında, hangi hedef için kimin sorumluluk üstlendiğine ve nasıl bir takvim belirlendiğine bakarak değerlendirmek gerekir."

Ortak pazar, gümrük birliği veya serbest ticaret anlaşması gibi ileri adımlar gündeme gelebilir mi?
Dr. Özgenur Reyhan Güler: "Gündeme gelebilir; fakat bunların birbirinden farklı aşamalar olduğunu unutmamak gerekiyor. Serbest ticaret anlaşması, ülkeler arasındaki ticari engellerin azaltılmasını hedefler. Gümrük birliği, dışarıya karşı ortak bir gümrük politikası gerektirir. Ortak pazar ise daha ileri giderek sermayenin, hizmetlerin ve insanların hareketliliğini de kapsar. Dolayısıyla tek bir siyasi açıklamayla tamamlanacak bir süreçten söz etmiyoruz.
Ben burada aşamalı ilerlemeyi daha gerçekçi buluyorum. Önce şirketlerin önündeki günlük engelleri azaltalım. Bir ülkede alınan uygunluk belgesi diğerinde hangi şartlarla kabul edilecek? Bir ürün neden tekrar tekrar denetleniyor? Gümrük işlemleri neden farklı belgeler üzerinden yürütülüyor? Bunlara çözüm üretmek, ekonomik bütünleşmenin temelini oluşturur.
Örneğin bir üretici, aynı ürünü üç farklı ülkeye satarken üç ayrı belgelendirme süreciyle karşılaşıyorsa, siyasi yakınlık tek başına maliyetini düşürmez. İş birliğini işletmenin muhasebesinde de hissettirmemiz gerekir. Bu nedenle zirveden, belirli sektörlerde ticareti kolaylaştıracak bir çalışma takvimi, standartların uyumlaştırılması ve karşılıklı belge tanınması konusunda adımlar çıkmasını anlamlı bulurum. Daha kapsamlı anlaşmalar hazırlanırken de her ülkenin mevcut uluslararası yükümlülükleri dikkate alınmalı. Büyük hedefi koruyalım ama o hedefe ulaşmayı sağlayacak küçük ve uygulanabilir adımları ihmal etmeyelim."

Türk devletleri arasındaki ticaretin toplam ihracattaki payını yüzde 7 seviyesinden nasıl daha yukarı çıkarılabilir?
Dr. Özgenur Reyhan Güler: "Ben bu rakamı, ekonomik yakınlaşma konusunda önümüzde geniş bir çalışma alanı bulunduğuna işaret eden bir gösterge olarak okuyorum. Elbette istatistikleri karşılaştırırken hangi ülkelerin ve hangi dönemin kapsandığını aynı zeminde değerlendirmek gerekir. Burada kendimize şu soruyu sormalıyız: Birbirimize kültürel olarak bu kadar yakınken, neden ticarette aynı yakınlığı yeterince kuramıyoruz? Çünkü ticaretin işlemesi için ulaşımın, ödemenin, bilginin ve hukuki güvencenin birlikte çalışması gerekiyor.

Orta Koridor için demir yolları, gümrük geçişleri ve lojistik altyapıda hangi kararlar alınabilir?
Dr. Özgenur Reyhan Güler: "Bunu Orta Koridor’u birbirine bağlanması gereken bir hizmet zinciri olarak görüyorum. Demir yolu, liman, gemi, gümrük ve lojistik merkez aynı düzen içinde çalışmalı. Dünya Bankası’nın değerlendirmeleri de altyapı yatırımlarıyla birlikte sınır işlemlerinin, dijitalleşmenin ve ülkeler arasındaki koordinasyonun geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Düşünün, yükünüz bir ülkede hızlı ilerliyor ama limana geldiğinde bağlantılı seferi bekliyor. Ardından başka bir sınırda evrak işlemleri yeniden başlıyor. İlk bölümde kazandığınız zamanı sonraki aşamada kaybediyorsunuz. Bu nedenle koridorun toplam performansına bakmalıyız.
Ben zirvede üç konuda ilerleme sağlanmasını değerli bulurum:
Ortak dijital belge sistemi, birbiriyle uyumlu taşıma tarifeleri ve koordineli sefer planlaması. İhracatçı, yükünü teslim ettiğinde mümkün olduğunca baştan toplam maliyeti ve teslimat takvimini görebilmeli. Ayrıca yatırımları, hattın hangi noktasında en büyük gecikmenin yaşandığına göre sıralamalıyız. Bazen yeni bir hat yapmaktan önce mevcut bir terminalin kapasitesini artırmak veya gümrükteki işlemleri sadeleştirmek daha hızlı sonuç verebilir.
Gürcistan gibi güzergâhın önemli ortaklarıyla koordinasyon da belirleyici. Koridorun işleyişi, teşkilatın üyelik sınırlarından daha geniş bir iş birliği gerektiriyor. Benim başarı ölçüm şu olur: Yük daha öngörülebilir bir sürede, daha az belirsizlikle ve rekabetçi bir maliyetle taşınabiliyor mu?"

Orta Koridor’un etkin kullanılması Türkiye’nin ekonomik ve jeopolitik konumunu nasıl etkiler?
Dr. Özgenur Reyhan Güler: "Türkiye açısından çok önemli bir fırsat görüyorum. Ancak bu fırsatı değerlendirmek için coğrafi konumumuzu üretim, teknoloji ve hizmet kapasitesiyle tamamlamamız gerekiyor. Haritada önemli bir yerde bulunmak başlangıç avantajıdır; ekonomik kazanç ise o konumu nasıl işlettiğinizle oluşur.
Orta Koridor’un Türkiye üzerinden geçen bağlantısı, ülkemizin Asya ve Avrupa arasındaki ticaretteki rolünü güçlendirebilir. Bununla birlikte güzergâhın Karadeniz üzerinden Avrupa’ya uzanan seçenekleri de bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye’nin kendi bağlantılarını verimli ve tercih edilir hâle getirmesi gerekiyor. Burada yükün Türkiye’den geçmesinin ötesinde, Türkiye’de ne kadar değer oluşturduğuna bakarım. Depolama, bakım, sigorta, finansman, işleme ve üretim faaliyetleri gelişiyorsa, koridorun ekonomik etkisi çok daha geniş olur. Anadolu’daki üretim merkezleri bu hatta bağlanabiliyorsa, dış ticaret fırsatı daha fazla şehre yayılır.
Jeopolitik açıdan da güvenilir bir ulaşım ortağı olmak Türkiye’nin önemini artırabilir. Fakat bu etki kendiliğinden doğmaz. Siyasi istikrar, düzenli hizmet, öngörülebilir kurallar ve diplomatik denge gerekir. Türkiye’nin rolünü, farklı ülkelerin ticaretini kolaylaştıran, bağlantıları güçlendiren ve ortak çıkar üreten bir ülke olarak görüyorum. Bir güzergâhı değerli kılan, insanların ve şirketlerin o güzergâha güvenebilmesidir."

Savunma sanayisi ve güvenlik alanında iş birliği derinleşebilir mi?
Dr. Özgenur Reyhan Güler: "Evet, bu alanda iş birliğinin gelişmesi mümkün. Zaten Temmuz 2025’te Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde savunma sanayisi kurumlarının başkanları düzeyinde ilk toplantı yapılmış olması, kurumsal temasın başladığını gösteriyor. Ancak buradan doğrudan ortak ordu veya bütün üyeler için bağlayıcı bir savunma ittifakı sonucu çıkarmamak gerekir. Ben daha somut alanlara odaklanırım. Ortak eğitim, bakım ve onarım merkezleri, belirli sistemlerin ortak üretimi, mühendislik iş birliği ve siber güvenlik kapasitesinin geliştirilmesi. Bunlar, ülkelerin kendi ihtiyaçlarına göre katılabileceği projeler olabilir. Mesela bir savunma sisteminin satın alınması ilişkinin yalnızca bir aşamasıdır. Sistemin yıllarca çalışabilmesi için eğitim, yazılım desteği, bakım ve yedek parça gerekir. Bu alanlarda kurulacak ortaklıklar daha kalıcı bir teknoloji ilişkisi oluşturabilir.
Teknoloji paylaşımında da kapsam açıkça belirlenmeli. Hangi teknoloji paylaşılacak, fikrî haklar nasıl korunacak, üretim sorumluluğu nasıl bölüşülecek? Bunlar güven kadar ayrıntılı anlaşmalar da gerektirir. Güvenliği daha geniş düşünmek gerektiğine de inanıyorum. Enerji altyapısının, ulaşım hatlarının ve dijital sistemlerin korunması; afetlerde koordinasyon ve acil durum haberleşmesi de ortak çalışma alanlarıdır. Benim yaklaşımım, ülkelerin egemenliklerine ve farklı güvenlik tercihlerine saygı gösteren, ihtiyaç temelli bir iş birliği geliştirilmesi yönünde olur."

Ortak yatırım fonu, kalkınma bankası veya yeni bir finansman mekanizması kurulabilir mi?
Dr. Özgenur Reyhan Güler: "Burada önemli bir noktayı netleştirelim: Türk Yatırım Fonu zaten kurulmuş durumda. Dolayısıyla benim öncelikli sorum, yeni bir fon kurulup kurulmayacağı değil, mevcut fonun ortak projelere nasıl daha güçlü kaynak sağlayacağı olur. Fonun amacı da Türk dünyasında ekonomik iş birliğini, bölge içi ticareti ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek.
Ben zirvede fonun kapasitesinin güçlendirilmesini, öncelikli proje alanlarının belirlenmesini ve diğer finans kuruluşlarıyla ortak finansman imkânlarının geliştirilmesini önemli bulurum. Büyük altyapı yatırımlarının maliyetini tek bir kurumun karşılamasını bekleyemeyiz. Fon, farklı yatırımcıları aynı proje etrafında buluşturan bir rol de üstlenebilir.
Örneğin birkaç ülkenin ticaretini kolaylaştıracak bir lojistik merkez veya ortak üretim tesisi, ulusal sınırları aşan bir fayda sağlayabilir. Böyle projelerde finansman kadar proje hazırlama desteği de gerekli. İyi bir fikir, teknik ve ekonomik hazırlığı tamamlanmadığında yatırım aşamasına geçemiyor.
Kalkınma bankası gibi daha ileri bir yapı elbette tartışılabilir. Fakat önce ihtiyacın ne olduğu, mevcut kurumların hangi boşluğu dolduramadığı ve yeni yapının nasıl kaynak bulacağı ortaya konmalı.
Ben ayrıca şeffaflığı çok önemserim. Projeler hangi ölçütlerle seçiliyor, ne kadar istihdam sağlıyor, ticareti nasıl etkiliyor? Bunları izleyebilmeliyiz. Finansal iş birliğinin gücü, kuruluşların isminden çok destekledikleri projelerin sonucunda görülür."

Ortak kontuar ve Ortak Müze Kart gibi projeler daha kapsamlı dolaşım kolaylıklarına dönüşebilir mi?
Dr. Özgenur Reyhan Güler: "Bence bu girişimler vatandaşın Türk dünyasıyla kurduğu ilişkiyi güçlendirmek açısından değerli. Zirve öncesi açıklamalarda ortak Müze Kart, havalimanlarında ortak hizmet noktaları ve vatandaşların temasını artıracak uygulamalar gündeme getiriliyor. Bunların uygulama kapsamını ve takvimini ise kararlar netleştiğinde göreceğiz. Özellikle kültürel hareketliliğin etkisini önemsiyorum. Bir genç, başka bir Türk devletine gidip bir müzeyi gezdiğinde, ortak tarihle ilgili duyduğu bir bilgiyi somut bir deneyime dönüştürüyor.
Bir eseri, bir şehri, bir insanın gündelik hayatını tanıyor. Kültürel yakınlığın toplumsal karşılığı böyle oluşuyor. Ancak ortak kontuar uygulamasıyla vize muafiyetini veya serbest dolaşımı birbirinden ayırmalıyız. Havalimanındaki işlemlerin kolaylaştırılması, ülkeye giriş ve çalışma kurallarının kendiliğinden değiştiği anlamına gelmez.
Ben daha kapsamlı adımların aşamalı biçimde gelişebileceğini düşünüyorum. Öğrenciler, araştırmacılar, sanatçılar ve iş insanları için işlemlerin kolaylaştırılması; doğrudan uçuşların ve ortak turizm rotalarının geliştirilmesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Ulaşımın maliyeti de önemli. Gençler birbirlerinin ülkesine gitmek istiyor ama bunu karşılayamıyorsa, kültürel iş birliğinin etkisi sınırlı kalır. Bu nedenle öğrenci indirimleri ve değişim destekleri üzerinde de durulmalı. İnsanların birbirini ziyaret edebildiği, birlikte öğrenebildiği ve ortak deneyim yaşayabildiği bir Türk dünyası, toplumsal olarak daha sağlam bağlar kurar."

Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü ve Kadın ve Aile Konseyi gibi girişimler kurumsallaşmaya nasıl katkı sağlayabilir?
Dr. Özgenur Reyhan Güler: "Ben bu girişimleri, nasıl çalışacakları ve ne üretecekleri üzerinden değerlendiriyorum. Araştırma enstitüsü veya konsey kurulması önemli bir başlangıç olabilir; fakat kalıcı katkı için görevlerinin, bütçelerinin ve çalışma takvimlerinin açık olması gerekir. Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü gibi bir yapı için benim beklentim, farklı ülkelerdeki araştırmacıları ortak projelerde buluşturması olur. Ortak arşiv çalışmaları, karşılaştırmalı toplumsal araştırmalar, genç araştırmacı programları ve çok dilli yayınlar hazırlanabilir. Çalışmaların yalnızca akademik çevrelerde kalmaması da önemli. Öğretmenlerin, gazetecilerin ve öğrencilerin yararlanabileceği açık kaynaklar üretilmeli. İletişim açısından özellikle şunu önemsiyorum: Birbirimize ilişkin bilgiyi ne kadar doğrudan üretiyoruz? Ortak bir araştırma ağı, ülkelerin birbirini daha iyi tanımasına ve yanlış bilgilerin daha sağlıklı değerlendirilmesine katkı sağlayabilir. Bunun için bilimsel bağımsızlık ve yöntemsel titizlik korunmalı.
Kadın ve Aile Konseyi konusunda ise zirve öncesi açıklamalarda hazırlıkların son aşamaya geldiği belirtiliyor. Dolayısıyla çalışma mekanizmasının kesinleştiğini varsaymadan, nasıl bir yapı beklediğimizi konuşabiliriz. Mesela kadınların eğitime, istihdama, girişimciliğe ve karar alma süreçlerine katılımını destekleyen somut programlar görmek isterim. Çocukların dijital güvenliği, bakım hizmetleri ve ailelerin sosyal desteklere erişimi de ortak araştırma ve deneyim paylaşımına uygun alanlar. Bu yapıların üniversiteleri, ilgili kamu kurumlarını ve sivil toplumu bir araya getirmesi gerekir. Her yıl hedeflerini ve sonuçlarını açıklamaları da kurumsal güveni güçlendirir. Kurumsallaşma, bir sonraki toplantıya kadar çalışmaların devam etmesini ve verilen sözlerin takip edilebilmesini sağlamaktır."