Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Nikolay Rimski-Korsakov'un ünlü zorlu eseri "Yaban Arısının Uçuşu" adlı parçayı 37.84 saniyede çalarak Guinness Rekorlar Kitabı'na giren ve "Dünyanın En Hızlı Keman Virtüözü" unvanını alan Türk keman virtüözü Muhammed Yıldırır, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a samimi açıklamalarda bulundu.
"Sanatın amacı kronometreyi yenmek değil" diyen dünyanın en hızlı keman virtüözü Muhammed Yıldırır; rekor kırarken yaşadıklarını, sosyal medya illüzyonunu ve Türkiye'de sanata bakış açısını değerlendirerek, sanatseverlere, gençlere ve çocuklara ilham olacak detaylar paylaştı.

Dünyanın en hızlı keman virtüözü olmak, omuzlarınıza bir gurur mu yüklüyor, yoksa her sahneye çıktığınızda kendinizle yarışmak zorunda mı kalıyorsunuz?
Muhammed Yıldırır: Açıkçası ikisi de. Elbette ülkemi temsil ederek böyle bir başarıya ulaşmış olmak büyük bir gurur. Fakat zamanla şunu fark ettim; insanlar sizi rekorunuzla tanıyor ama sizi sanatçı yapan şey rekorunuz değil, müziğinizdir.
Ben sahneye “Bugün daha hızlı çalmalıyım.” düşüncesiyle çıkmıyorum. Çünkü sanatın amacı kronometreyi yenmek değil, insanın kalbine dokunabilmektir.
Asıl yarışım dünkü Muhammed’le. Her konserden sonra “Acaba bugün müziği daha güzel anlatabildim mi? Daha olgun, hisli ve anlaşılır çalabildim mi?” diye kendime soruyorum.
Sanatçı, hayatı boyunca kendi gelişimiyle yarışır ve her zaman kendisine ve dinleyicilerine büyük bir sorumluluk yükü taşımaktadır. Rekorlar, yarışmalar sadece bu yolculuğun küçük bir durağıdır.

Sizce bu genetik bir lütuf mu, yoksa iradenin kemikleşmiş hali mi?
Muhammed Yıldırır: Yetenek elbette vardır. Kimileri ritmi daha çabuk hisseder, kimilerinin refleksleri daha hızlıdır. Fakat yetenek tek başına hiçbir şey ifade etmez.
Ben hep şu örneği veriyorum: Bir tohum ne kadar kaliteli olursa olsun, sulanmazsa büyümez. İnsanlar çoğu zaman sonucu görüyor ama perde arkasını görmüyor. Saatlerce aynı pasajı tekrar etmek, parmakların yorulması, vazgeçme isteği, tekrar başlamak… Asıl başarı burada gizli.
Ben bugün bir şeyi başarabildiysem bunun büyük kısmını disiplinli çalışmaya borçluyum. Çünkü irade, yeteneğin ulaşamayacağı yerlere insanı götürebilir. Sanat ve spor motivasyon işi değil, disiplin işidir.

Sizce Türkiye’de virtüözite nasıl yorumlanıyor?
Muhammed Yıldırır: Maalesef bizde virtüözite çoğu zaman sadece "çok hızlı çalmak" ya da "çok izlenmek" olarak algılanıyor. Sahneye çıkan ve alkış alan herkes virtüöz değildir. Gerçek virtüözlük; teknik, müzikalite, ifade, ses kalitesi, stil bilgisi ve yorumun birleşimidir.
İki kemancı aynı notaları eksiksiz çalabilir ama biri sizi ağlatırken diğeri hiçbir duygu hissettirmeyebilir. Virtüözlük aslında notaların arasındaki sessizliği bile anlamlandırabilmektir.
Dünyanın en büyük kemancılarına baktığınızda onları unutulmaz yapan şey hızları değil, sesleridir. Çünkü teknik sadece bir araçtır; sanat ise anlatılan hikâyedir.

Bugün TikTok veya Instagram çağında dikkat süreleri saniyelere indi. Sanatla ilgilenen kişilere tavsiyeniz nedir?
Muhammed Yıldırır: Gerçekten sanatla ilgilen kişiler,30 saniyelik bir videoyu zaten sanat diye izlemez. Bizler ise sanatımızın her zerresini anlayacak insanlara icare etmekten keyif alırız.
Sosyal medya çok güçlü bir araç ama amaç hâline gelmemeli. Gençlere hep şunu söylüyorum: Bir dakikalık videonun arkasında bazen on yıllık emek vardır.
Bugün herkes görünmek istiyor ama önce gerçekten yaptığınız işte iyi olmak gerekiyor. Beğeni sayısı, sanatın değeri değildir. Eğer sanatınızı sadece algoritmalar belirliyorsa, bir gün algoritma değiştiğinde siz de kaybolabilirsiniz. Önce kendinizi geliştirin. Sosyal medya sizi dünyaya tanıtır ama sizi sanatçı yapmaz.

Türkiye’de sanat ve müziğin genele hitap etmesi ve daha çok ilgi görebilmesi için önerileriniz nelerdir?
Muhammed Yıldırır: Bence önce sanatı insanların ayağına götürmemiz gerekiyor. Bir çocuk belki hayatında hiç konser salonuna gitmeyecek ama siz onun okuluna, mahallesine, meydanına giderseniz belki hayatı değişecek. Sanatı sadece salonların içine hapsetmemeliyiz.
Parklarda, meydanlarda, alışveriş merkezlerinde, tarihi mekânlarda, fabrikalarda, köylerde… Müziğin, sanatın ulaşamayacağı hiçbir yer olmamalı.
Bir diğer önemli konu da eğitim. Çocuklar sanatı sevmeyi küçük yaşta öğrenmeli. Çünkü sanat sevgisi sonradan ezberletilecek bir bilgi değil; yaşayarak kazanılan bir kültürdür.
Ve son olarak şuna inanıyorum: Sanat toplumun lüksü değildir; toplumun nefesidir. İnsanlar sanatla buluştukça birbirini daha iyi anlamaya, daha çok dinlemeye ve daha güçlü bir kültür oluşturmaya başlar. Bu yüzden sanata ve gençlere yapılan yatırım, aslında geleceğe, yapılan yatırımdır.