Dünyayı arka planda yöneten gizemli ve güçlü kadın liderler her zaman konuşulmaya devam ediyor. Tarih boyunca kadınlar yalnızca tahtta oturan figürler olmaktan öteye geçerek savaşçı, reformcu, diplomat, sanat hamisi, halk savunucusu ve kültürel ikon olarak tarih sahnesinde yer aldı. İşte Tarihe damga vuran kadınlar.
Kadınlar liderler günümüzde konuşulmaya devam ediliyor. Kimi kılıç kuşandı savaş meydanlarında, kimi zekâsıyla erkek egemen siyasi düzenleri altüst etti. Kimileri devrim başlattı, kimileri halkını esaretten kurtardı, kimileri ise sadece bir ülkeyi değil tüm bir dönemi temsil etti. Onlar sıradan değildi. Direnişti, vizyondu, zarafetti, cesaretti.
Alman kökenli Prenses Sophie, bir gün Rusya’nın Büyük Katerina’sı olacağını muhtemelen hayal bile etmemişti. Ama 1762’de kocası III. Petro’yu tahttan indirerek iktidara geldi ve 34 yıl boyunca Rusya’yı yönetti. Katerina sadece bir hükümdar değildi. Aynı zamanda bir vizyonerdi. Rusya onun döneminde topraklarını genişletti. Karadeniz kıyılarına indi ve Alaska’ya kadar ulaştı. Aşılamayı teşvik etti, şehirler kurdurdu, sanatı destekledi ve Batı tarzı reformlar getirdi.

Ancak Alman kökenli Prenses Sophie zamanında her şey güllük gülistanlık değildi. Serfliğe olan bağımlılık arttı, köylü isyanları patladı. Yine de tarihe “Rusya’nın Altın Çağı” olarak geçen bir dönemin mimarı oldu.
Kleopatra VII, sadece bir kraliçe değil, stratejist, politikacı ve kültürel bir ikondu. Mısır’ı Roma’nın egemenliğine karşı korumak için zekâsını ve siyasi becerilerini kullandı. Julius Caesar ve Marcus Antonius’la ilişkileri sadece aşk değil politik ittifaktı. Halkının dilini konuşan ilk Ptolemaios yöneticisi olarak halkla güçlü bir bağ kurdu.

Sadece 18 yaşında İngiliz tahtına geçen Victoria, kaderin ona biçtiği rolü hızla benimsedi. 63 yıl süren hükümdarlığı dönemine Viktorya Çağı adı verildi. Sanayi devrimi, bilimsel ilerlemeler ve kültürel dönüşümler onun yönetimi sırasında gerçekleşti. Hindistan’dan Kanada’ya uzanan Britanya İmparatorluğu’na hükmetti. Eşi Prens Albert’in genç yaşta ölümüyle derin bir yas yaşasa da, acısını şıklık ve güce dönüştürdü.

15. yüzyılın genç Fransız köylü kızı Jeanne d’Arc, Tanrı’nın sesini duyduğunu iddia ederek Fransa’yı kurtarmak için yola çıktı. Zırh giydi, ordu yönetti ve İngiliz egemenliğine karşı Fransa’yı savundu. Henüz 19 yaşındayken yakılarak idam edildi, ama sonrasında Katolik Kilisesi tarafından azize ilan edildi.

Diana Spencer, sadece bir prenses değildi. Halkın sevgilisi ve sembolüydü. HIV/AIDS hastalarıyla ilgilendi, kara mayınlarının yasaklanması için mücadele etti ve saray protokolünün ötesine geçti. Medyanın odak noktası olan Diana’nın hayatı yeme bozuklukları ve boşanma gibi zorluklarla doluydu. Paris’teki trajik kazada hayatını kaybettiğinde dünya sessizliğe büründü.

Ancak geride sevgiyle anılan bir miras ve ilham veren iki prens bıraktı. Diana bugün halen çok sevilen kadın liderler arasında gösteriliyor.
Öyle ki hayatını anlatan belgeseller bugün büyük bir heyecanla takip ediliyor. Giydikleri taklit ediliyor.