Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği, kuzey ve güney hatlarının güvenliğinin tartışıldığı bir dönemde, Güney Kafkasya yüz yıllık tarihsel bir kırılmanın ve eşiğine geldi: Zengezur Koridoru.
Yalnızca Azerbaycan ve Ermenistan arasında teknik bir transit geçiş tartışması olmanın çok ötesine geçen bu hat; Türk dünyasının coğrafi bütünleşmesinden Ankara’nın Avrasya stratejisine, İran’ın "bölgesel çevrelenme" kaygısından küresel aktörlerin nüfuz savaşına kadar birçok katmanı barındırıyor. Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş, konunun perde arkasındaki jeostratejik hamleleri, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Mehmet Gökhan Özçubukçu'ya sordu. Özçubukçu, Zengezur'un neden sadece "bir yol" olmadığını anlattı.

(Görseller AI ile temsili hazırlanmıştır)
Zengezur Koridoru tam olarak nedir ve açılması bölge için neden bu kadar hayati?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: Zengezur Koridoru meselesini yalnızca teknik bir ulaşım projesi veya iki ülke arasındaki transit geçiş tartışması olarak değerlendirmek oldukça eksik olur. Çünkü bugün “Zengezur Koridoru” olarak ifade edilen mesele, aslında Güney Kafkasya’nın jeopolitik geleceğini, Türk dünyasının entegrasyon kapasitesini, Avrasya enerji ve ticaret hatlarının yeniden şekillenmesini ve bölgesel güç dengelerinin dönüşümünü doğrudan etkileyen çok katmanlı bir stratejik konudur. Öncelikle tarihsel arka plana bakmak gerekir.
Zengezur adı verilen bölge, tarihsel olarak Türk nüfusun yoğun yaşadığı ve Azerbaycan coğrafi bütünlüğü açısından kritik öneme sahip bir alan olarak görülmektedir. Sovyetler Birliği döneminde Josef Stalin’in uyguladığı sınır politikaları çerçevesinde bu bölge Ermenistan’a bırakılmış ve böylece Azerbaycan’ın Nahçıvan ile kara bağlantısı kesilmiş dolayısıyla eksklavlaşma süreci meydana gelmiştir. Bu durum yalnızca coğrafi bir ayrışma oluşturmamış, aynı zamanda Türk dünyasının fiziksel sürekliliğini de parçalamıştır. Dolayısıyla Zengezur tartışması aslında yüz yıllık tarihsel ve jeopolitik bir kırılmanın günümüzde yeniden gündeme gelmiş halidir.

Bugün söz konusu olan koridor, Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında doğrudan kara ve demiryolu bağlantısı kurulmasını hedeflemektedir. Ancak mesele bunun çok ötesindedir. Çünkü bu hattın açılması durumunda Türkiye’den başlayan bir ulaşım ağı, Nahçıvan üzerinden Azerbaycan’a, oradan Hazar geçişli Orta Koridor vasıtasıyla Orta Asya’ya ve hatta Çin’e kadar uzanabilecektir. Bu nedenle Zengezur Koridoru, yalnızca Azerbaycan’ın Nahçıvan ile bağlantısı değil, aynı zamanda Avrupa’dan Türkistan’a uzanan yeni Avrasya jeoekonomik hattının merkezi olarak değerlendirilmektedir.
Özellikle son yıllarda küresel ticaret yollarında yaşanan dönüşümler bu projenin önemini daha da artırmıştır. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında kuzey koridorlarının güvenilirliğinin tartışmalı hale gelmesi, Kızıldeniz ve Süveyş hattında yaşanan güvenlik krizleri ve Çin’in Kuşak-Yol Girişimi kapsamında alternatif güzergâhlara yönelme ihtiyacı, Orta Koridor’un stratejik değerini ciddi biçimde yükseltmiştir. İşte Zengezur Koridoru tam bu noktada devreye girmektedir. Çünkü Orta Koridor’un en önemli eksik halkalarından biri Güney Kafkasya’daki kesintisiz kara bağlantısı meselesidir.
Bunun yanı sıra mesele yalnızca ekonomiyle sınırlı değildir. Koridorun açılması Güney Kafkasya’daki güç dengelerini de değiştirecektir. 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı sonrasında Azerbaycan sahada önemli bir askeri ve siyasi üstünlük elde etti. Bu durum bölgede yaklaşık otuz yıl boyunca oluşmuş statükonun sona ermesine neden oldu. Zengezur Koridoru ise bu yeni jeopolitik gerçekliğin kurumsallaşması anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle Karabağ zaferi askeri bir dönüşümü temsil ederken, Zengezur Koridoru bu dönüşümün ekonomik ve stratejik altyapısını oluşturmaktadır.
Koridorun açılması aynı zamanda Türk dünyası açısından da sembolik ve stratejik anlam taşımaktadır. Uzun yıllardır kültürel söylem düzeyinde tartışılan Türk dünyası entegrasyonu, ilk kez somut bir jeopolitik ve ekonomik zemine oturma imkânı bulmaktadır. Türkiye’den çıkan bir demiryolu hattının kesintisiz şekilde Azerbaycan’a, oradan Kazakistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerine ulaşabilmesi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın da pratik anlamda güçlenmesine katkı sağlayacaktır. Bu nedenle Zengezur Koridoru, yalnızca bir transit geçiş hattı değil, aynı zamanda Avrasya merkezli yeni bir jeopolitik mimarinin omurgası olarak görülmektedir.

Koridorun bölge açısından jeostratejik önemi nedir?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: Diğer taraftan koridorun güvenlik boyutu da son derece önemlidir. Güney Kafkasya, tarihsel olarak büyük güç rekabetinin yoğun yaşandığı bölgelerden biri olmuştur. Rusya, İran, Türkiye, Batı dünyası ve giderek artan biçimde Çin, bu coğrafyada nüfuz mücadelesi yürütmektedir. Zengezur Koridoru’nun hangi modelle açılacağı sorusu aslında “Bölgenin geleceğinde hangi güç daha etkili olacak?” sorusuyla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle mesele yalnızca ulaştırma değil, egemenlik, güvenlik, nüfuz alanı ve bölgesel liderlik meselesidir.
Ermenistan’ın “koridor” kavramına mesafeli yaklaşmasının temelinde de bu bulunmaktadır. Erivan yönetimi, egemenlik yetkilerinin zayıflayabileceğini ve ülkenin stratejik kontrol alanının daralabileceğini düşünmektedir. Azerbaycan ise 10 Kasım 2020 bildirisine dayanarak bu hattın açılmasının savaş sonrası normalleşme sürecinin doğal sonucu olduğunu savunmaktadır. Dolayısıyla Zengezur Koridoru tartışması teknik olmaktan çok siyasi ve jeostratejik bir karakter taşımaktadır.
Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve çeşitli küresel aktörlerin konuya artan ilgisi de koridorun uluslararası boyutunu göstermektedir. Çünkü artık mesele yalnızca Bakü ile Erivan arasında bir sınır problemi değildir. Enerji arz güvenliği, alternatif ticaret yolları, Çin-Avrupa lojistik dengesi ve Orta Asya’nın küresel sisteme entegrasyonu gibi çok daha geniş ölçekli stratejik meseleler bu projenin içine dahil olmuş durumdadır.
Dolayısıyla Zengezur Koridoru’nu yalnızca “bir yol projesi” şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Bu proje, Güney Kafkasya’nın yeni güç dengelerini, Türk dünyasının jeopolitik bütünleşmesini, Avrasya ticaret ağlarının yeniden yapılanmasını ve bölgesel aktörlerin stratejik konumlarını yeniden tanımlayabilecek ölçüde tarihsel öneme sahip bir jeopolitik dönüşüm projesidir.

Bu konumun Türkiye açısından önemi nedir?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: Zengezur Koridoru’nun Türkiye açısından taşıdığı önem, yalnızca Azerbaycan ile Nahçıvan arasında açılması planlanan bir ulaşım hattının desteklenmesiyle açıklanabilecek kadar dar bir mesele değildir. Bu proje, Ankara’nın son yıllarda giderek belirginleşen Avrasya merkezli jeopolitik vizyonunun, Türk dünyası stratejisinin ve çok eksenli dış politika yaklaşımının en önemli unsurlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Başka bir ifadeyle Zengezur Koridoru, Türkiye açısından sadece bir transit geçiş projesi değil, ekonomik, stratejik, diplomatik ve jeokültürel boyutları olan kapsamlı bir bölgesel güç projeksiyonudur.
Öncelikle Türkiye açısından meseleye coğrafi ve jeoekonomik açıdan bakmak gerekir. Türkiye uzun yıllardır Avrupa ile Asya arasında bir enerji ve ticaret merkezi olma hedefini sürdürmektedir. Özellikle son dönemde Ankara’nın geliştirdiği “Orta Koridor” yaklaşımı, Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret yollarında Türkiye’yi merkez ülke haline getirmeyi amaçlamaktadır. Bu stratejinin en kritik noktalarından biri ise Güney Kafkasya’daki bağlantısallığın kesintisiz hale gelmesidir. Zengezur Koridoru tam da bu eksik halkayı tamamlayacak nitelikte görülmektedir.
Bugün Türkiye’nin Azerbaycan ve Orta Asya ile kara bağlantısı büyük ölçüde Gürcistan üzerinden sağlanmaktadır. Ancak bu güzergâh hem coğrafi olarak daha uzun hem de stratejik anlamda tek hatta bağımlılık riski taşımaktadır. Zengezur hattının açılmasıyla birlikte Türkiye-Nahçıvan-Azerbaycan bağlantısı doğrudan kurulmuş olacak ve böylece Ankara’nın Orta Asya coğrafyasına erişimi daha kısa, daha ekonomik ve daha güvenli bir yapıya kavuşacaktır. Bu durum yalnızca taşımacılık maliyetlerini azaltmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin Avrasya ticaretindeki stratejik ağırlığını da artıracaktır.

Türkiye açısından koridorun en önemli boyutlarından biri de Türk dünyasıyla ilgilidir. Özellikle son yıllarda Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsallaşmasıyla birlikte Ankara, Türk dünyasıyla ilişkilerini kültürel söylem düzeyinden çıkararak ekonomik, stratejik ve jeopolitik düzleme taşımaya çalışmaktadır. Ancak bugüne kadar Türk dünyası entegrasyonunun önündeki en büyük sorunlardan biri fiziksel bağlantının sınırlı olmasıydı.
Zengezur Koridoru’nun açılması, Türkiye ile Azerbaycan arasında doğrudan kara bağlantısı sağlayacağı için, Türk dünyasının coğrafi sürekliliğini önemli ölçüde güçlendirecektir.
Bu nedenle Ankara açısından mesele yalnızca Bakü ile dayanışma değildir. Koridor aynı zamanda Türkiye’nin Türk dünyası vizyonunun somutlaşması anlamına gelmektedir. Çünkü ilk kez Anadolu’dan çıkan bir ulaşım ağı, doğrudan Hazar havzasına ve oradan Orta Asya’ya bağlanma potansiyeline kavuşacaktır. Bu durum Türkiye’nin bölgesel nüfuz alanını genişletebileceği gibi, Avrasya jeopolitiğinde daha merkezi bir aktör haline gelmesine de katkı sağlayabilir. Koridorun enerji politikaları açısından taşıdığı önem de oldukça büyüktür.
Türkiye son yıllarda enerji geçiş ülkesi olmanın ötesine geçerek enerji merkezi olmayı hedeflemektedir. TANAP, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Güney Gaz Koridoru gibi projeler bu stratejinin temel parçalarıdır. Zengezur Koridoru’nun açılması durumunda Güney Kafkasya üzerinden geçecek yeni enerji hatları, elektrik bağlantıları ve fiber optik altyapılar Türkiye’nin bölgesel enerji denklemindeki konumunu daha da güçlendirebilir. Özellikle Avrupa’nın Rus enerjisine bağımlılığı azaltmaya çalıştığı bir dönemde, Hazar havzası kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılmasında Türkiye’nin rolü daha kritik hale gelmektedir.

Diğer taraftan Zengezur Koridoru’nun güvenlik ve savunma boyutu da bulunmaktadır. Türkiye, son yıllarda Güney Kafkasya’da daha görünür ve aktif bir aktör haline gelmiştir. İkinci Karabağ Savaşı sırasında Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi ve askeri destek, bölgedeki güç dengelerini ciddi biçimde değiştirmiştir. Zengezur Koridoru’nun açılması, bu yeni bölgesel düzenin kalıcı hale gelmesi açısından da önem taşımaktadır. Çünkü koridor yalnızca ekonomik entegrasyon değil, aynı zamanda Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığının derinleşmesi anlamına gelmektedir.
Bununla birlikte Ankara açısından mesele yalnızca bölgesel değil, küresel rekabet bağlamında da değerlendirilmektedir. Günümüzde dünya siyaseti giderek daha fazla ulaşım koridorları, enerji hatları ve lojistik ağlar üzerinden şekillenmektedir. Çin’in Kuşak-Yol Girişimi, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru projeleri, Rusya’nın kuzey-güney ulaşım stratejileri ve Batı’nın alternatif ticaret güzergâhları arayışı bu dönüşümün örnekleridir. Türkiye, Zengezur Koridoru sayesinde bu büyük küresel rekabetin merkezindeki transit ülkelerden biri olmayı hedeflemektedir.
Ayrıca koridorun açılması Türkiye-Ermenistan ilişkileri açısından da dolaylı bir etkiye sebep olabilir. Eğer bölgesel ulaşım hatları açılır ve ekonomik iş birliği zemini oluşursa, Güney Kafkasya’da daha istikrarlı bir güvenlik mimarisi kurulma ihtimali artabilir. Ankara uzun süredir Ermenistan ile normalleşme sürecini Azerbaycan-Ermenistan barış süreciyle paralel yürütmektedir. Bu nedenle Zengezur Koridoru, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda diplomatik normalleşme açısından da önemli bir eşik olarak görülmektedir.
Sonuç olarak Zengezur Koridoru’nun Türkiye açısından önemi, yalnızca Nahçıvan’a ulaşım sağlayacak bir kara hattı olmasının çok ötesindedir. Bu proje Türkiye’nin Avrasya stratejisini, Türk dünyası vizyonunu, enerji merkezi olma hedefini, bölgesel nüfuz kapasitesini ve küresel ticaret ağlarındaki rolünü doğrudan etkileyebilecek ölçüde stratejik bir girişimdir. Bu nedenle Ankara, Zengezur meselesini sıradan bir ulaşım projesi olarak değil, 21. yüzyıldaki jeopolitik konumunu şekillendirecek temel dosyalardan biri olarak değerlendirmektedir.

İran bu koridorun açılmasına neden sıcak bakmıyor?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: İran’ın Zengezur Koridoru’na yönelik mesafeli ve zaman zaman sert tepki veren yaklaşımını anlayabilmek için meseleyi yalnızca Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri çerçevesinde değil, İran’ın tarihsel güvenlik algısı, bölgesel nüfuz mücadelesi, jeoekonomik çıkarları ve Güney Kafkasya’ya yönelik stratejik perspektifi bağlamında değerlendirmek gerekir. Çünkü Tahran açısından Zengezur Koridoru meselesi basit bir ulaşım projesi değil, bölgedeki güç dengelerini değiştirme potansiyeli taşıyan jeopolitik bir dönüşüm sürecidir.
Öncelikle İran’ın Güney Kafkasya’ya bakışı tarihsel olarak güvenlik merkezlidir. İran, kuzey sınırlarında oluşabilecek her türlü yeni jeopolitik yapılanmayı ulusal güvenliği açısından dikkatle takip etmektedir. Bunun temel nedeni, Güney Kafkasya’nın tarih boyunca İran’ın etki alanı olarak gördüğü bölgelerden biri olmasıdır. Dolayısıyla Tahran, bölgede kendi nüfuzunu azaltabilecek ya da rakip aktörlerin etkisini artırabilecek gelişmelere karşı son derece hassas davranmaktadır.
İran’ın Zengezur Koridoru’na yönelik temel kaygılarından biri, Ermenistan ile olan doğrudan kara bağlantısının stratejik önemini kaybetme ihtimalidir. Bugün İran açısından Ermenistan yalnızca komşu bir ülke değildir, aynı zamanda Güney Kafkasya’da Türkiye-Azerbaycan eksenine karşı denge unsuru olarak görülen önemli bir jeopolitik ortak niteliği taşımaktadır. Eğer Zengezur Koridoru açılır ve Azerbaycan’ın Nahçıvan ile doğrudan bağlantısı sağlanırsa, İran-Ermenistan hattının bölgesel stratejik değeri azalabilir. Bu durum Tahran’ın Güney Kafkasya’daki manevra alanını daraltabilecek bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

Bunun yanında İran’ın en büyük rahatsızlıklarından biri, Türkiye’nin ve genel anlamda Türk dünyasının bölgedeki etkisinin artma ihtimalidir. Zengezur Koridoru, Türkiye ile Azerbaycan arasında kesintisiz kara bağlantısı sağlayacağı için, Ankara’nın Orta Asya’ya erişimini önemli ölçüde kolaylaştıracaktır. İran ise bunu yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir genişleme olarak okumaktadır. Özellikle Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesi, Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığının derinleşmesi ve Orta Asya ile entegrasyon projelerinin hız kazanması, Tahran’da “bölgesel çevrelenme” kaygısını artırmaktadır.
İran’ın konuya yaklaşımında etnik ve sosyopolitik boyut da önemli bir yer tutmaktadır. İran nüfusunun önemli bir kısmını Azerbaycan Türkleri oluşturmaktadır. Tahran yönetimi tarihsel olarak etnik temelli bölgesel hareketliliklere karşı oldukça hassas bir politika izlemektedir. Güney Kafkasya’da Azerbaycan’ın güçlenmesi ve Türk dünyası entegrasyonunun derinleşmesi, İran içerisinde milliyetçi ve kimlik temelli tartışmaların etkisini artırabileceği endişesini doğurmaktadır. Bu nedenle İran, Zengezur Koridoru’nu yalnızca dış politika meselesi olarak değil, aynı zamanda iç güvenlik perspektifiyle de değerlendirmektedir.
İran’ın ekonomik kaygıları da oldukça belirgindir. Halihazırda Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki ulaşımın önemli bölümü İran üzerinden sağlanmaktadır. Bu durum İran’a hem ekonomik gelir hem de stratejik transit avantajı sağlamaktadır. Eğer Zengezur Koridoru açılırsa, İran’ın bu transit rolü önemli ölçüde zayıflayabilir. Özellikle bölgesel ticaret ağlarının Türkiye-Azerbaycan-Orta Asya eksenine kayması, İran’ın jeoekonomik ağırlığını azaltabilecek bir gelişme olarak görülmektedir.
Son yıllarda küresel güç rekabetinin Güney Kafkasya’ya daha fazla yansıması da İran’ın kaygılarını artırmıştır. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği’nin bölgedeki diplomatik etkinliğini artırmaya çalışması, İran tarafından dikkatle takip edilmektedir. Tahran, Zengezur Koridoru üzerinden Batı’nın Güney Kafkasya’da daha kalıcı bir stratejik varlık oluşturabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle İran medyasında ve resmi açıklamalarda zaman zaman koridorun “Batı destekli jeopolitik proje” veya “NATO etkisini artıracak girişim” şeklinde tanımlandığı görülmektedir.

Rusya faktörü de İran’ın hesaplamalarında önemli yer tutmaktadır. Geleneksel olarak Moskova ile Tahran, Batı etkisini sınırlama konusunda zaman zaman benzer pozisyonlar alabilmektedir. Ancak son dönemde Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Güney Kafkasya’daki etkisinin görece zayıflaması, İran’ın bölgesel yalnızlık kaygısını artırmıştır. İran, Türkiye-Azerbaycan ekseninin güçlendiği ve Batı’nın bölgeye daha fazla dahil olduğu bir denklemde kendi nüfuz kapasitesinin gerileyebileceğini düşünmektedir.
Bu nedenle İran son dönemde alternatif güzergâhları öne çıkarmaya çalışmaktadır. Özellikle “Aras Koridoru” olarak ifade edilen ve Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki bağlantının İran üzerinden sağlanmasını öngören model, Tahran açısından daha kabul edilebilir bir seçenek olarak değerlendirilmektedir. Çünkü bu model İran’ın transit önemini korumasına imkân tanırken, Zengezur üzerinden oluşabilecek jeopolitik dönüşümün etkisini de sınırlayabilir.
Sonuç olarak İran’ın Zengezur Koridoru’na sıcak bakmamasının temelinde yalnızca bir ulaşım hattına yönelik teknik itirazlar bulunmamaktadır. Tahran açısından mesele, Güney Kafkasya’daki güç dengelerinin değişmesi, Türkiye ve Azerbaycan’ın bölgesel etkisinin artması, İran’ın transit rolünün zayıflaması, Batı etkisinin bölgeye daha fazla nüfuz etmesi ve kendi ulusal güvenlik algısının dönüşmesi gibi çok katmanlı stratejik kaygılarla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle İran, Zengezur Koridoru meselesini yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik ve güvenlik merkezli bir perspektifle değerlendirmektedir.

Eğer Ermenistan ile anlaşma sağlanamazsa, alternatif plan nedir ve bunun Türkiye’ye etkisi ne olur?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: Zengezur Koridoru konusunda Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı ve kapsamlı bir uzlaşının sağlanamaması ihtimali, son yıllarda bölgesel diplomasi açısından en çok tartışılan senaryolardan biri haline gelmiştir. Çünkü koridor meselesi yalnızca teknik bir transit hattı tartışması değil, egemenlik, güvenlik, bölgesel nüfuz ve jeopolitik yönelimlerle doğrudan bağlantılı çok katmanlı bir dosyadır. Bu nedenle taraflar arasında yaşanabilecek olası bir tıkanıklık durumunda hangi alternatif modellerin devreye gireceği ve bunun bölgesel dengeleri nasıl etkileyeceği oldukça önemli hale gelmektedir.

Bugün en güçlü alternatif senaryo, Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki bağlantının İran üzerinden sağlanmasıdır. Son dönemde Bakü ile Tahran arasında Aras Nehri boyunca yeni ulaşım ve lojistik hatlarının geliştirilmesine yönelik çeşitli anlaşmalar yapılması da bu ihtimalin ciddi biçimde değerlendirildiğini göstermektedir. Bu model genel olarak “Aras Koridoru” şeklinde adlandırılmaktadır. Söz konusu güzergâh, Azerbaycan’ın batı bölgelerinden başlayarak İran toprakları üzerinden Nahçıvan’a ulaşmayı hedeflemektedir.
Aslında bu alternatif modelin ortaya çıkması, Güney Kafkasya’daki jeopolitik rekabetin ulaştığı noktayı göstermesi açısından son derece önemlidir. Çünkü Azerbaycan ve Türkiye açısından temel hedef, Nahçıvan ile kesintisiz kara bağlantısının sağlanmasıdır. Eğer Ermenistan üzerinden geçecek Zengezur hattı siyasi nedenlerle açılamazsa, bu durumda İran güzergâhı pragmatik bir çözüm olarak öne çıkmaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, İran üzerinden kurulacak bağlantı teknik anlamda ulaşım sorununu çözebilir, fakat Zengezur Koridoru’nun taşıdığı stratejik ve jeopolitik anlamı tam olarak karşılamaz.
Çünkü Zengezur Koridoru’nun esas önemi yalnızca bir transit geçiş sağlaması değildir. Bu proje aynı zamanda Türk dünyasının fiziksel bütünleşmesini simgeleyen stratejik bir hat olarak görülmektedir. İran üzerinden geçecek alternatif model ise Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağlantıyı üçüncü bir ülkenin kontrol alanına bağımlı hale getirmektedir. Bu durum Ankara ve Bakü açısından uzun vadeli stratejik planlamalarda önemli bir dezavantaj olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye açısından meseleye bakıldığında, İran güzergâhına bağımlılık çeşitli riskler içermektedir. Öncelikle Ankara, son yıllarda çok yönlü dış politika anlayışı çerçevesinde alternatif ulaşım ve enerji hatları oluşturmaya çalışmaktadır. Bunun temel nedeni, herhangi bir transit güzergâhta tek bir ülkeye bağımlı kalmanın oluşturabileceği stratejik kırılganlıklardır. İran ise Batı yaptırımları, bölgesel krizler ve dönemsel gerilimler nedeniyle uluslararası sistemde istikrarsızlık riski taşıyan aktörlerden biri olarak görülmektedir. Dolayısıyla Türkiye açısından Orta Asya bağlantısının tamamen İran güzergâhına dayanması, uzun vadeli stratejik öngörüler bakımından ideal bir tablo olarak değerlendirilmemektedir.

Bunun yanında İran üzerinden geçecek alternatif hattın ekonomik ve lojistik maliyetleri de tartışma konusudur. Her ne kadar teknik olarak uygulanabilir olsa da, Türkiye-Azerbaycan-Orta Asya hattında hedeflenen hızlı ve kesintisiz entegrasyon açısından Zengezur güzergâhı çok daha kısa ve avantajlı bir rota sunmaktadır. Özellikle demiryolu taşımacılığı, enerji transferi ve ticaret koridorları açısından Ermenistan üzerinden geçecek doğrudan bağlantının jeoekonomik değeri daha yüksek görülmektedir.
Diğer taraftan Ermenistan ile anlaşma sağlanamaması yalnızca ulaştırma projelerini değil, bölgesel normalleşme sürecini de olumsuz etkileyebilir. Son yıllarda Türkiye ile Ermenistan arasında yürütülen normalleşme görüşmeleri büyük ölçüde Azerbaycan-Ermenistan barış sürecine paralel ilerlemektedir. Eğer Zengezur meselesi çözümsüz kalırsa, Güney Kafkasya’da kalıcı barış ortamının oluşması zorlaşabilir. Bu durum bölgedeki güvenlik risklerinin devam etmesine ve dış aktörlerin müdahale alanının genişlemesine yol açabilir.

Özellikle Güney Kafkasya’nın büyük güç rekabetine açık yapısı düşünüldüğünde, çözümsüzlük senaryosu bölgeyi daha kırılgan hale getirebilir. Rusya, İran, Batı dünyası ve Türkiye arasında süren nüfuz mücadelesi, istikrarsızlık ortamlarında daha görünür hale gelmektedir. Dolayısıyla Zengezur konusunda yaşanabilecek uzun süreli bir tıkanıklık, yalnızca Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkileri değil, genel anlamda bölgesel güvenlik mimarisini de etkileyebilir.
Ancak mevcut tabloya bakıldığında tamamen kopmuş bir diplomatik süreçten söz etmek doğru değildir. Aksine taraflar zaman zaman sert açıklamalar yapsa da, müzakerelerin farklı formatlarda devam ettiği görülmektedir. Özellikle son dönemde ABD, Avrupa Birliği ve bölgesel aktörlerin diplomatik girişimleri, tarafları tamamen çatışmacı bir çizgiden uzak tutmaya çalışmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki süreçte “koridor” kavramı yerine daha yumuşak ve egemenlik hassasiyetlerini gözeten modellerin gündeme gelmesi mümkündür.
Örneğin Ermenistan’ın egemenliğini koruyacağı ancak transit geçişlerin uluslararası garantiler veya özel rejimlerle kolaylaştırılacağı hibrit modeller üzerinde durulmaktadır. Böyle bir formül, hem Azerbaycan’ın bağlantı talebini karşılayabilir hem de Ermenistan’ın egemenlik kaygılarını azaltabilir. Türkiye açısından da bu tarz bir çözüm, bölgesel entegrasyon hedefleri bakımından önemli bir kazanım anlamına gelecektir.
Sonuç olarak Ermenistan ile anlaşma sağlanamaması halinde İran üzerinden alternatif güzergâhların devreye girmesi teknik olarak mümkündür. Ancak bu seçenek, Zengezur Koridoru’nun temsil ettiği büyük jeopolitik vizyonun tam anlamıyla yerine geçebilecek nitelikte değildir. Türkiye açısından Zengezur meselesi yalnızca bir ulaşım projesi değil, Türk dünyası entegrasyonu, Avrasya stratejisi, enerji güvenliği ve bölgesel nüfuz kapasitesiyle doğrudan bağlantılı tarihsel bir jeopolitik dönüşüm dosyasıdır. Bu nedenle Ankara, alternatif senaryoları değerlendirirken dahi Zengezur hattını uzun vadeli stratejik hedeflerin merkezinde tutmaya devam etmektedir.