Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

"Denizde yapılan teknik hata, karada toprak kaybı kadar ciddi sonuç üretir!" Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, gündemdeki 'Mavi Vatan Kanunu' için çok kritik bir uyarılarda bulundu.
Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayan Yaycı, Türkiye'nin haritalarda yapacağı tek bir hatanın hangi ülkeye yarayacağını, bu kanunun ülkemiz için neler ifade ettiğini, zamanlamasının önemini anlattı.
"Eğer bu hatayı yaparsak 462 bin kilometrekarelik alan eksik kalır" diyen Yaycı, gizli kalan büyük tehlikeyi ilk kez ifşa etti.

“Mavi Vatan Kanunu” hangi kuralları kapsıyor?
Prof. Dr. Cihat Yaycı: Öncelikle şunu ifade etmek gerekir: Bu çalışma, sadece teknik bir deniz hukuku düzenlemesi değildir. Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik, hükümranlık ve yargı yetkisini iç hukukta bütüncül biçimde tanımlama iradesidir.
Bu kanun; karasuları, iç sular, bitişik bölge, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, deniz bilimsel araştırmaları, enerji arama ve işletme faaliyetleri, deniz çevresinin korunması, deniz güvenliği, deniz yetki alanlarının ilanı ve koordinatlandırılması gibi birçok alanı kapsamalıdır.
En önemlisi de Türkiye’nin deniz yetki alanlarında kimin, hangi şartlarda, hangi faaliyeti yapabileceğinin açıkça ortaya konulmasıdır. Çünkü denizlerde hak sahibi olmak yetmez; o hakkı hukukla tarif etmek, ilan etmek, uygulamak ve korumak gerekir.

Türkiye’nin deniz yetki alanlarını iç hukukta tek bir çatı kanunla düzenlemesinin zamanlaması konusunda alt metin nedir? Neden şimdi gündeme geldi?
Prof. Dr. Cihat Yaycı: Aslında bu konu geç kalınmış ama son derece gerekli bir adımdır. Türkiye, uzun yıllar denizlerdeki haklarını büyük ölçüde diplomatik notalar, fiilî uygulamalar, NAVTEX ilanları ve uluslararası anlaşmalar üzerinden savunmuştur. Ancak artık deniz yetki alanları mücadelesi sadece sahada değil; hukukta, terminolojide, haritada ve mevzuatta da verilmektedir.
Doğu Akdeniz’de enerji rekabeti artmıştır. Ege’de Yunanistan’ın maksimalist talepleri devam etmektedir. Karadeniz’de güvenlik dengeleri değişmektedir. Kıbrıs etrafında yeni askerî ve enerji denklemleri kurulmaktadır. Böyle bir dönemde Türkiye’nin deniz yetki alanlarını tek bir kanun çatısı altında düzenlemesi, millî güvenlik ihtiyacıdır.
Bugün mesele sadece “denizde bulunmak” değil, denizdeki varlığını hukukla tahkim etmektir. Bu nedenle zamanlama stratejiktir.

Şu an yürürlükte olan Karasuları Kanunu veya mevcut mevzuatlar, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) haklarımızı korumada hangi noktalarda yetersiz kalıyor? Bu yeni kanun hangi yasal açıkları kapatacak?
Prof. Dr. Cihat Yaycı: Mevcut mevzuat parçalıdır. Karasuları Kanunu vardır; fakat Türkiye’nin kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, bitişik bölge, deniz bilimsel araştırmaları, enerji faaliyetleri ve deniz yetki alanlarının ilan prosedürleri bakımından kapsamlı, sistematik ve bütüncül bir çatı kanunu bulunmamaktadır.
Bu da uygulamada bazı boşluklar doğurmaktadır. Mesela MEB ilanı hangi usulle yapılacak? Koordinatlar nasıl belirlenecek? Hangi kurum yetkili olacak? Deniz yetki alanlarındaki ekonomik faaliyetlerin hukuki zemini nasıl kurulacak? Yabancı unsurların faaliyetleri nasıl denetlenecek? Bunların açık ve net düzenlenmesi gerekir.
Yeni kanun bu boşlukları kapatırsa Türkiye’nin eli güçlenir. Çünkü iç hukukta açıkça tanımlanmayan alanlar, uluslararası platformlarda daha kolay tartışmaya açılabilir. Denizlerde hukukî belirsizlik, stratejik zafiyet doğurur.
MEB ilanı konusunda Cumhurbaşkanına yetki tanınması devletin hızlı, merkezi ve stratejik karar almasını sağlar. Çünkü denizlerde bazen geç kalmak, hak kaybı doğurur.

Benim yıllardır ifade ettiğim temel prensip şudur:
İlan edilmeyen hak, zamanla tartışmalı hale gelir.
Türkiye haklı olduğu alanlarda sadece savunmada kalmamalı; haklarını ilan eden, uygulayan ve koruyan bir devlet olarak hareket etmelidir.

“Mavi Vatan” haritası ve koordinatları, Misak-ı Millî’nin denizlerdeki karşılığı olarak yorumlanabilir mi?
Prof. Dr. Cihat Yaycı: Mavi Vatan, Türkiye’nin denizlerdeki hak ve menfaat alanlarının adıdır. Elbette tarihî, stratejik ve millî bir anlam taşır. Ancak bunu duygusal bir slogan olarak değil, hukukî ve jeopolitik bir doktrin olarak değerlendirmek gerekir.
Misak-ı Millî nasıl kara vatanında millî iradenin sınır bilincini ifade ediyorsa, Mavi Vatan da denizlerde Türkiye’nin hak, yetki ve menfaat bilincini ifade eder.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Mavi Vatan bir yayılmacılık projesi değildir. Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan meşru deniz yetki alanlarının adıdır. Türkiye kimsenin hakkını istememektedir; fakat kendi hakkından da vazgeçmemelidir.
Diğer bir noktada mavi vatan haritasının doğu Akdeniz kısmında karşılıklı kıyıların çok iyi ifade edilmelidir. Eğer Suriye, Lübnan ,İsrail ve Filistin‘le karşılıklı kıyılarımız ihmal edilirse, büyük bir alan ve hak kaybına uğrarız. Diğer yandan 462.000 km² olarak sürekli deklere ettiğimiz mavi vatan yüzölçümü de eksik kalır. Üstelik bu alanları Güney Kıbrıs Rum yönetimine kaptırırız. Bu alanların kaptırılması ise deniz hak ve menfaatlerimizin kaybı. Bu alanlardaki canlı ve cansız kaynakların Güney Kıbrıs Rum yönetimine verilmesi anlamına gelir. Bilhassa belirtmek isterim ki, Suriye ile yapılacak anlaşma deniz yan sınırı anlaşması değil karşılıklı kıyılara istinaden deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması olmalıdır. Yani bir münhasır ekonomik bölge paylaşımı olmalıdır. Karpaz Burnu, deniz yetki alanları sınırlandırma prensiplerine uygun olarak, çevrelenerek yapılmalıdır bu da. Yani yarın bir gün birileri Suriye ile anlaşma yapıyoruz dediğinde, eğer deniz yan sınırı anlaşması yapmışlarsa bu bizim için bir kazanç değil çok büyük bir kayıp olmuş olur.

Bu kanun çalışması uluslararası cephede nasıl yankılanır?
Prof. Dr. Cihat Yaycı: Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bundan rahatsız olacaktır. Çünkü Türkiye’nin deniz yetki alanlarını iç hukukta sistematik hale getirmesi, onların yıllardır oluşturmaya çalıştığı maksimalist haritaları ve siyasi tezleri zayıflatır.
Özellikle Seville Haritası benzeri dayatmalara karşı Türkiye’nin kendi hukukunu, kendi koordinatlarını ve kendi deniz yetki alanı yaklaşımını netleştirmesi son derece önemlidir.
Uluslararası cephede bazı çevreler bunu “gerilim artırıcı” gibi göstermeye çalışabilir. Oysa tam tersine, hukukî belirlilik gerilimi azaltır. Türkiye ne istediğini, nerede hak sahibi olduğunu ve hangi zeminde hareket ettiğini açıkça ortaya koyarsa, muhatapları da Türkiye’nin kararlılığını görmek zorunda kalır.

Mavi Vatan sadece askerî bir hat değil, aynı zamanda ekonomik kaynak. Bu kanunun Türkiye’nin denizlerdeki ekonomik haklarına nasıl faydası olur?
Prof. Dr. Cihat Yaycı: Mavi Vatan sadece donanmanın dolaştığı bir alan değildir. Mavi Vatan; enerji, balıkçılık, deniz ulaştırması, limanlar, kablolar, boru hatları, madenler, deniz üstü rüzgâr enerjisi, hidrokarbon kaynakları ve deniz ticareti demektir.
Bu kanun doğru hazırlanırsa Türkiye’nin denizlerdeki ekonomik faaliyetlerine güçlü bir hukukî zemin kazandırır. Sondaj ruhsatlarından deniz üstü enerji tesislerine, bilimsel araştırmalardan balıkçılık haklarına kadar birçok alanda Türkiye’nin egemen ve hükümran haklarını güçlendirir.
Bugün enerji bağımsızlığı ile deniz yetki alanları birbirinden ayrı düşünülemez. Doğu Akdeniz’de, Karadeniz’de ve Ege’de deniz yetki alanlarını hukukî olarak tahkim eden Türkiye, yalnız güvenliğini değil, ekonomik geleceğini de güvence altına almış olur.

Bu projenin mimarı olarak Mavi Vatan Kanunu'nun ülkemize katkısı konusunda genel değerlendirmeniz nedir?
Prof. Dr. Cihat Yaycı: Bu kanun, doğru hazırlanır ve Mavi Vatan doktrininin ruhuna uygun şekilde yasalaşırsa tarihî bir adım olur.
Çünkü Mavi Vatan yalnızca bir harita değildir. Mavi Vatan; hukuktur, egemenliktir, enerji güvenliğidir, deniz jeopolitiğidir ve gelecek nesillere bırakılacak millî bir emanettir.
Türkiye denizlerde sadece haklı olmakla yetinmemeli; hakkını ilan eden, hukukileştiren, uygulayan ve koruyan devlet olmalıdır.
Ayrıca özellikle vurgulamak isterim ki, Mavi Vatan’ın Doğu Akdeniz ayağında yapılacak en küçük teknik hata dahi Türkiye açısından çok büyük stratejik kayıplara yol açabilir.
Burada en kritik meselelerden biri, Doğu Akdeniz’de “karşılıklı kıyılar” prensibinin doğru ve eksiksiz şekilde esas alınmasıdır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yalnızca Mısır veya Libya ile değil;
* Suriye,
* Lübnan,
* İsrail,
* Filistin ile de karşılıklı kıyıları bulunmaktadır.
Eğer hazırlanacak haritalarda, koordinatlarda veya hukukî düzenlemelerde bu karşılıklı kıyı ilişkileri ihmal edilirse, Türkiye çok büyük deniz alanlarını fiilen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne bırakmış olur.
Bu yalnız harita meselesi değildir. Bu;
* deniz yetki alanı kaybı,
* enerji kaynaklarının kaybı,
* hidrokarbon rezervlerinin kaybı,
* balıkçılık haklarının kaybı,
* deniz ulaştırma ve enerji koridoru haklarının kaybı anlamına gelir.
Aynı zamanda Türkiye’nin yıllardır savunduğu ve yaklaşık 462 bin kilometrekare olarak ifade ettiğimiz Mavi Vatan yüzölçümünün eksilmesi sonucunu doğurur.

Bilhassa altını çizmek isterim:
Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin en büyük stratejisi, Türkiye’nin karşılıklı kıyı ilişkisini yok saymak ve kendisini bölgenin merkez devleti gibi göstermektir. Türkiye bu oyuna düşmemelidir.
Özellikle Suriye ile ileride yapılabilecek herhangi bir deniz anlaşması konusunda çok dikkatli olunmalıdır.
Burada yapılması gereken şey: “yan sınır anlaşması” değil,
karşılıklı kıyılar esas alınarak yapılacak bir deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşmasıdır.
Yani mesele yalnız bir hat çizmek değildir.
Münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlığı paylaşımının uluslararası deniz hukukunun temel prensiplerine göre yapılmasıdır.
Eğer birileri yarın çıkıp:
“Biz Suriye ile deniz anlaşması yaptık”
derse, bunun içeriğine bakılmalıdır.

Şayet yapılan şey yalnızca bir “yan sınır düzenlemesi” ise, bu Türkiye açısından büyük bir stratejik kayıp anlamına gelebilir. Çünkü böyle bir durumda Türkiye:
* İsrail,
* Filistin,
* Lübnan
ile olan karşılıklı kıyı ilişkisini zayıflatmış, hatta bazı alanlarda tamamen kaybetmiş olabilir. Bu da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin önünü açar. Bu nedenle Karpaz Burnu’nun etkisi de, deniz yetki alanı sınırlandırma prensiplerine uygun şekilde dikkate alınmalıdır.
Karpaz yok sayılarak yapılacak herhangi bir sınırlandırma: KKTC’nin ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarını zayıflatır.
Mavi Vatan yalnız bugünün değil, gelecek nesillerin egemenlik alanıdır. Bu nedenle çizilecek her koordinat, atılacak her imza, hazırlanacak her harita, jeopolitik sonuç doğurur. Denizde yapılan teknik hata, karada toprak kaybı kadar ciddi sonuç üretir.