Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

ABD Başkanı Donald Trump, beraberinde siyasi kurmayları ve iş dünyası temsilcilerinden oluşan geniş bir heyetle Pekin'e gitti. 9 yıl aradan sonra Çin’i ziyaret eden ilk ABD başkanı olan Trump, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından resmi törenle karşılandı. Peki iki devin 'kontrolsüz çatışma istemiyoruz' mesajının perde arkasında hangi gizli pazarlıklar yatıyor?
Devlerin el sıkışması Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Hürmüz ve Kızıldeniz’deki krizler Orta Koridor’un değerini artırmaya devam ediyor. Diğer taraftan tüm dünyada petrol ve enerji krizi sürüyor. Küresel ekonomiyi kilitleyen süreçte uzlaşma mümkün mü ve anahtar kimde? Akademisyen Dr. Öğr. Üyesi Zekeriya Şahin, tarihi zirve hakkında tüm detayları Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a anlattı.

13-15 Mayıs 2026 tarihlerinde Pekin’de gerçekleşen Trump-Xi Jinping zirvesi, özellikle “İran Savaşı” sonrası gerilen küresel atmosferde ve teknoloji savaşlarının gölgesinde tarihi bir önem taşıyor. Bu görüşmenin dünya için öneminden biraz bahseder misiniz?
Zekeriya Şahin: ABD Başkanı Donald Trump, güçlü liderlere karşı farklı, zayıf liderlere karşı ise farklı bir tavır sergileyen bir başkandır. Bunu daha önce Sayın Cumhurbaşkanımız, Rus lider Putin ile yaptığı görüşmelerde ve Beyaz Saray’da ağırladığı Zelenski örneklerinde gördük.
Bu nedenle Çin lideri Xi ile yapacağı görüşme sadece ABD-Çin görüşmesi olarak değerlendirilmemelidir. Görüşme masasında İran ile yaşanan savaş, enerji, teknoloji, nadir toprak elementleri, tarım ürünleri, gümrük vergisi tarifeleri ve ticaret düzeninin yeniden pazarlığı gibi konular olacaktır.
Her ne kadar bu iki ülke birbirlerine ekonomik ve askerî anlamda sert rakipler olsalar da iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 600 milyar dolardır. Çin ve ABD, birbirleri için ithalat ve ihracatta vazgeçilmez ticari ortaklardır.

Pekin’de Trump ile Xi’nin aynı masaya oturması, İran Savaşı ve Hürmüz gerilimi sonrası küresel sistemin iki büyük aktörünün “kontrolsüz çatışma istemiyoruz” mesajı vermesi açısından önemlidir. Dünyanın bir nebze nefes alması açısından da önem taşımaktadır.
Görüşmenin gündeminde İran, Hürmüz, tarifeler, Tayvan, yapay zekâ ve teknoloji rekabeti öne çıkıyor. Özellikle daha önce Donald Trump’ın “Çip teknolojisini Çin’e kaptırmışız” açıklamasını ve gümrük vergisi tarifelerinde ABD Başkanının Çin’e uyguladığı tarifelere karşı Çin’in geri adım atmamasını hatırlarsak, bu zirve iki ülke arasında ihtiyatlı bir uzlaşı ihtimali üzerine yoğunlaşmaktadır.
ABD-Çin el sıkışması savaş ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaz; ancak kontrollü rekabet zeminini güçlendirebilir. Bu bir barış ittifakı değil, kriz yönetimi arayışıdır. Taraflar birbirini rakip görmeye devam eder; fakat enerji fiyatlarının patlaması, tedarik zincirlerinin kopması ve teknoloji savaşının küresel ekonomiyi kilitlemesi iki tarafın da çıkarına değildir.

ABD ve Çin arasındaki bu “el sıkışma”, dünyadaki savaş ihtimallerini gerçekten azaltır mı, yoksa bu sadece fırtına öncesi sessizlik mi?
Zekeriya Şahin: ABD-Çin el sıkışması savaş ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaz; ancak kontrollü rekabet zeminini güçlendirebilir. Bu bir barış ittifakı değil, kriz yönetimi arayışıdır. Taraflar birbirini rakip görmeye devam eder; fakat enerji fiyatlarının patlaması, tedarik zincirlerinin kopması ve teknoloji savaşının küresel ekonomiyi kilitlemesi iki tarafın da çıkarına değildir.
Ancak bu zirve doğrudan bir uzlaşı olarak değerlendirilmemelidir. ABD, Çin’in 2030 yılında dünyanın en büyük ekonomisi olma yolundaki çabalarını engellemek isteyecektir. ABD, geçtiğimiz günlerde Eastern Mediterranean Gateway Act tasarısı ile IMEC’i, yani Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru tasarısını onayladı. Amaç, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne alternatif bir rota oluşturmaktır.

Donald Trump’ın heyetinde Elon Musk, Tim Cook ve Jensen Huang (Nvidia) gibi teknoloji devlerini bizzat yanında götürmesinin anlamı ne?
Zekeriya Şahin: Trump’ın Elon Musk, Tim Cook ve Nvidia CEO’su Jensen Huang gibi isimleri yanında götürmesi oldukça semboliktir. Bu durum, görüşmenin sadece diplomasi değil; çipler, yapay zekâ, elektrikli araçlar, batarya teknolojisi, üretim zinciri ve veri egemenliği pazarlığı olduğunu göstermektedir. Nvidia’nın Çin pazarı, Apple’ın üretim zinciri ve Tesla’nın Çin’deki yatırımları, ABD-Çin ilişkisinin artık klasik dış politikadan çok teknoloji-jeoekonomi hattında yürüdüğünü ortaya koymaktadır.

Sizce Çin, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimde arabulucu bir rol üstlenebilir mi?
Zekeriya Şahin: Zirvede elbette Hürmüz gerilimi gündeme gelecektir. Çin, Hürmüz geriliminde arabulucu rolü oynayabilir; çünkü İran ile ekonomik bağı güçlüdür, enerji güvenliği Hürmüz’e bağlıdır ve petrol akışının kesilmesi Çin ekonomisini de olumsuz etkiler. Ancak Pekin, açık şekilde ABD’nin yanında konumlanmaz. Daha çok sessiz diplomasi, ekonomik baskı, Tahran’ı masada tutma ve enerji akışını güvence altına alma çizgisinde hareket eder. Daha önce Trump’ın “Çin’in yardımına ihtiyacımız yok” açıklaması ise Washington’un arabuluculuğu kabul etmekte zorlandığını göstermektedir.

Ayrıca Çin arabuluculuk rolü üstlense dahi, İran ile ABD arasında Pakistan üzerinden yürütülen müzakerelerde de açıkça görüldüğü üzere iki ülkenin hiçbir müzakere maddesi üzerinde anlaşamadığı görülmektedir. İran, bu varoluşsal savaşında çok ciddi ekonomik zararlar görüyor olsa da bu gerilim ABD’de de önemli ekonomik etkiler göstermektedir. Başta benzin fiyatları olmak üzere pompa fiyatları 5 dolar seviyelerine ulaşmış durumdadır. Enflasyon verileri yüzde 3,8 ile en yüksek seviyelerde açıklanmış ve ABD halkı bu durumdan oldukça rahatsız olmuştur. Keza Trump’ı Kasım ayında bir ara seçim beklemektedir.

ABD ve Çin arasındaki bu “hassas denge” arayışı, Türkiye’nin hem savunma sanayii hem de lojistik (Orta Koridor) stratejilerini nasıl etkiler?
Zekeriya Şahin: Türkiye açısından bu tablo iki sonucu öne çıkarır. Birincisi, savunma sanayiinde bağımsızlık ihtiyacının artmasıdır. ABD-Çin rekabeti derinleştikçe çip, motor, sensör, yapay zekâ ve elektronik harp sistemlerinde dışa bağımlılık stratejik risk hâline gelir. Türkiye’nin İHA/SİHA, füze, radar, deniz platformları ve siber savunma alanlarında yerli kapasiteyi büyütmesi daha kritik hâle gelecektir.
İkincisi, lojistikte Orta Koridor’un önemi artacaktır. Hürmüz, Kızıldeniz veya Süveyş hattındaki kriz büyüdükçe Çin-Avrupa ticaretinde alternatif kara ve demir yolu güzergâhları daha değerli hâle gelir. Türkiye; Kafkasya, Hazar geçişi, Zengezur tartışmaları, Bakü-Tiflis-Kars hattı ve Kalkınma Yolu ile bu yeni jeoekonomik denklemde merkez ülke olma şansına sahiptir.

Özetle bu zirve, dünyaya “büyük güçler konuşuyor” mesajı vermektedir; ancak kalıcı bir barış garantisi değildir. Asıl mesele şudur: ABD ve Çin savaşı durdurmak için değil, savaşın kendi çıkarlarını yakmasını önlemek için masaya oturmaktadır. Türkiye ise bu hassas dengede hem savunma bağımsızlığını artırmalı hem de doğu-batı ticaret koridorlarının vazgeçilmez ülkesi olma stratejisini hızlandırmalıdır.