Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Türkiye'nin su bütçesi kritik sınırda. Sadece musluktan akan suyu değil, tüm gıda sistemini etkileyecek olan çölleşme riski korkutucu bir hızla ilerliyor.
Önümüzdeki 5 yıl içinde hangi iller çölleşme eşiğine gelecek? İstanbul'da saatli su kesintileri kapıda mı? İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Müh. Böl. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayarak 5 yıl sonra çölleşecek şehirleri açıkladı.

Türkiye'nin son iki yıldır biriken bir su açığı olduğundan bahsediyorsunuz. Bu durum hakkında bilgi verir misiniz?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Türkiye, kişi başına düşen yıllık su miktarı bakımından zaten "su stresi" yaşayan bir ülke; 1.500 metreküpün altındayız. Bu yıl hariç, son iki yılda yağışlar uzun yıllar ortalamasının belirgin biçimde altında kaldı. Yani gökten gelen su hem barajlarımıza hem toprağa hem de yer altı su tablalarına yeterince inmedi. Üstelik tüketim aynı hızda devam etti; suyumuzun yaklaşık dörtte üçü tarımda, çoğu da hâlâ vahşi sulama dediğimiz, kaybın yüksek olduğu yöntemlerle kullanılıyor. Sonuç şu: "su açığı" dediğimiz şey aslında bir bütçe açığı gibidir — gelirden fazla harcadığınızda kasa boşalır. Biz de iki yıldır gelirimizden fazla su harcıyoruz, kasamız boşalıyor.

Yer altı sularının bu hızla tükenmesi, önümüzdeki 5 yıl içinde gıda güvenliğimizi nasıl etkileyecek?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Yer altı suyu, vatandaşın gözünün görmediği bir sigorta poliçesi gibidir; yağmur yağmadığında ona dayanırsınız. Konya Ovası'ndaki obruklar, bu sigortanın bittiğinin en somut göstergesi. Çiftçi, bir sezon önce 80 metreden çıkardığı suyu bu sezon 150 metreden çıkarmak zorunda kalıyor; bu hem maliyeti hem de enerji ihtiyacını katlıyor. Önümüzdeki 5 yıl içinde üç şeyi birlikte göreceğiz: Birincisi, suya bağımlı ürünlerde — mısır, şeker pancarı, yonca, bazı sebzelerde — rekoltede ciddi düşüş; ikincisi, market raflarında fiyat artışı; üçüncüsü, daha önce kendi yetiştirdiğimiz birçok üründe ithalata bağımlılık. Yani su krizi, marketteki fiş üzerinden vatandaşın cebine yansıyacak.
| Soru | Uzman Görüşü (Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu) | Önümüzdeki 5 Yıl İçin Beklenen Etkiler |
|---|---|---|
| Yer altı sularının bu hızla tükenmesi, önümüzdeki 5 yıl içinde gıda güvenliğimizi nasıl etkileyecek? | Yer altı suyu, vatandaşın gözünün görmediği bir sigorta poliçesi gibidir; yağmur yağmadığında ona dayanırsınız. Konya Ovası'ndaki obruklar, bu sigortanın bittiğinin en somut göstergesi. Çiftçi, bir sezon önce 80 metreden çıkardığı suyu bu sezon 150 metreden çıkarmak zorunda kalıyor; bu hem maliyeti hem de enerji ihtiyacını katlıyor. |
Sonuç olarak, su krizi, marketteki fiş üzerinden vatandaşın cebine yansıyacak. |

Deniz seviyesindeki yükselişe dikkat çekmiştiniz. Bu durum Türkiye'yi hangi açılardan vuracak?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Türkiye'nin 8.300 kilometrelik kıyı şeridi var; bu hem büyük bir avantaj hem de büyük bir kırılganlık. Deniz seviyesi yükselişi bizi üç koldan vuracak. Birincisi, alçak rakımlı sahil yerleşimleri — İzmir Körfezi çevresi, İstanbul'un bazı sahilleri, Samsun, Mersin gibi yerlerde — fırtına ve taşkın riski büyüyor. İkincisi, tarım: Çukurova, Söke Ovası, Bafra ve Çarşamba Ovaları gibi gıda ambarlarımızda tuzlu su, tatlı su tabakasının altına girerek toprağı çoraklaştırıyor. Üçüncüsü, içme suyu: Sahile yakın kuyularımıza tuzlu su karışımı başlıyor, bu da o bölgelerde içme suyu kaynaklarını kullanılamaz hâle getirebilir. Yani deniz seviyesi yükselişi sadece "sahildeki ev sular altında kalır mı?" meselesi değil; tarımı, içme suyunu ve turizmi ilgilendiren çok katmanlı bir tehdittir.

Musluktan su akarken kuraklık yaşanıyor olabilir mi? Bu aşamaya geldiğimizi nasıl anlarız?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Evet, hem de en tehlikeli aşama tam da budur. Bilimsel olarak üç tür kuraklıktan bahsederiz: meteorolojik kuraklık (yağış azalır), tarımsal kuraklık (toprak susuzlaşır), hidrolojik kuraklık (barajlar, akarsular, yer altı suları çekilir). Musluktan su akıyor olması, sadece şebekenin hâlâ çalıştığını gösterir; arkadaki rezervin sağlıklı olduğunu değil. Vatandaşın bakacağı işaretler şunlardır: gece saatlerinde su basıncının düşmesi, planlı ya da plansız su kesintilerinin sıklaşması, suda tat ve koku değişikliği, barajların doluluk oranlarının yüzde 30'un altına inmesi. Bu işaretlerden birkaçı bir arada görülüyorsa, "musluktan su akıyor ama biz aslında kuraklığın içindeyiz" demektir.

İstanbul için "su bitti" senaryosu ne zaman gerçek olur?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: İstanbul iki kez bu eşiğe çok yaklaştı — 2014 ve 2021 yıllarında baraj doluluk oranları yüzde 20'lerin altına indi, "şu kadar günümüz kaldı" manşetleri attı gazeteler. Şehir, 16 milyonu aşan nüfusla büyümeye devam ediyor, betonlaşma su havzalarını baskılıyor. Melen ve Yeşilçay gibi destek sistemleri var ama bunlar da iklim koşullarına bağımlı. Eğer mevcut tüketim hızı, mevcut yağış düşüşü ve mevcut nüfus artışı birlikte devam ederse, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde İstanbul'un birkaç hafta boyunca ciddi kısıtlamalarla yüzleşmesi gerçekçi bir senaryo. "Bitti" demek doğru olmaz çünkü destek hatları var, ama "günlük belirli saatlerde su verilebilir" aşamasına gelinebilir. Asıl mesele şu: İstanbul'un su krizini yaşaması için çölleşmeye gerek yok; arka arkaya iki kurak kış yeter.

Hangi illerimiz önümüzdeki 5 yıl içinde "çölleşme" riskiyle tam anlamıyla yüzleşecek?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Çölleşme, bir gecede olan bir şey değil; toprağın su tutma kapasitesini kademeli olarak kaybetmesidir. Türkiye'de bu riskin en yoğun olduğu kuşak, İç Anadolu'nun güneyi ve Güneydoğu Anadolu'dur. Konya, Karaman, Aksaray, Niğde — yani Konya Kapalı Havzası — birinci sırada. Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır'ın güneyi ve Iğdır Ovası ciddi risk altında. Ankara'nın güney ilçeleri, Eskişehir'in bazı bölgeleri ve Kayseri'nin doğu kesimi de bu kuşağa giriyor. Buradaki kritik nokta şudur: Çölleşme önce toprağın mineralleşmesiyle başlar, sonra tarımsal verim düşer, ardından köyler boşalır ve en sonunda geri dönüşü olmayan eşiğe gelinir. Önümüzdeki 5 yıl, bu illerde "geri dönüşü olmayan eşik" tartışmasının ana gündem maddesi olacağa benziyor.