Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Kusursuz cinayet var mıdır, yoksa sadece henüz çözülememiş sırlar mı var? Aramızda dolaşan 'reaksiyonel' katillerden tabağınızdaki son lokmaya kadar şüpheyle bakmanızı sağlayacak bir değerlendirme...
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Adli Tıp Uzmanı Profesör Doktor Hakan Kar, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a tüyler ürperten ve duygulandıran detayları anlattı.

Bir ölümün ‘normal’ mi yoksa şüpheli mi olduğunu ilk bakışta nasıl anlarsınız?
Prof. Dr. Hakan Kar: Bir ölümün normal mi yoksa şüpheli mi olduğunu anlamak için öncelikle ölümleri iki ana gruba ayırıyoruz: doğal ölümler ve adli ölümler. Doğal ölümler, bir hastalığa bağlı ya da o hastalığın beklenen bir komplikasyonu sonucunda meydana gelen ölümlerdir.
Adli ölümler ise ölümün kökenine göre; intihar, cinayet, kaza ve ani, beklenmedik, şüpheli tüm ölümleri kapsar. Bu tür ölümlerde, Ceza Muhakemesi Kanunu gereği savcı ile birlikte adli tıp uzmanı tarafından adli otopsi yapılır.
Adli otopsi sürecinde ilk olarak ölen kişinin kimliklendirilmesi gerçekleştirilir. Ardından ölüm zamanının belirlenmesine yönelik bulgular incelenir. Son aşamada ise ölüm nedeni ortaya konmaya çalışılır. Bu aşamada kan, idrar gibi biyolojik örnekler ile iç organlardan alınan parçalar toksikolojik ve patolojik açıdan değerlendirilir. Elde edilen bulgular doğrultusunda kesin ölüm nedeni belirlenir.

Adaletin sağlanmasında adli tıp ne kadar belirleyici?
Prof. Dr. Hakan Kar: Adli tıp, adaletin sağlanmasında son derece kritik bir role sahiptir. Hukuk insanla ilgilenir; adli tıp da aynı şekilde insanla ilgilenir.
Bir kişi yaralanma, kaza, darp, trafik kazası, cinsel saldırı ya da ölüm gibi durumlara maruz kaldığında; bu olayların hukuki boyutunun değerlendirilmesinde adli tıp devreye girer. Yaralanmanın ağırlığının belirlenmesi, kullanılan maddelerin tespiti, kusur oranlarının değerlendirilmesi, cinsel saldırı vakalarında delillerin ortaya konması ve ölüm vakalarında ölüm zamanı ile nedeninin belirlenmesi gibi birçok konuda adli tıp hukuka yardımcı olur.
Adli tıp oldukça geniş bir alandır. Adli psikiyatri, adli toksikoloji ve adli genetik gibi birçok alt dalı içerir. Ülkemizde adli tıp hizmetleri iki ana yapı altında yürütülür: Adalet Bakanlığı’na bağlı Adli Tıp Kurumu ve üniversitelerin adli tıp anabilim dalları. Ancak dosya yükü oldukça fazla ve adli tıp uzmanı sayısı henüz yeterli değil. Önümüzdeki yıllarda yeni uzmanların yetişmesiyle bu açığın kapanacağını umuyoruz.

En sık karşılaştığınız ölüm nedeni nedir ve bu size toplum hakkında ne söylüyor?
Prof. Dr. Hakan Kar: Ölüm nedenlerini iki başlık altında değerlendirmek daha doğru olur: yaralanmaya bağlı olanlar ve olmayanlar.
Yaralanmaya bağlı olmayan ölümlerde en sık karşılaştığımız neden kalp-damar hastalıklarıdır. İkinci sırada ise beyinle ilgili hastalıklar, özellikle beyin kanamaları gelir.

Kalp-damar hastalıklarının bu kadar yaygın olmasının temel nedenleri arasında beslenme alışkanlıklarımız önemli bir yer tutuyor. Yağ ve kolesterol açısından zengin, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ile birlikte yoğun sigara kullanımı damar tıkanıklıklarına ve buna bağlı kalp krizlerine yol açıyor.
Bunun yanında fiziksel aktivite eksikliği de önemli bir faktör. Düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve stresten uzak bir yaşam tarzı ile kalp sağlığını korumak ve sağlıklı yaşlanmak mümkündür.
Yaralanmaya bağlı ölümlerde ise ülkemizde ilk sırada trafik kazaları yer alıyor. Hem sürücü hem de yaya olarak trafik kazaları ciddi bir ölüm nedenidir. Bu durum, trafik kurallarına yeterince uyulmamasıyla ilişkilendirilebilir. Sadece cezalarla bu sorunun çözülemeyeceğini düşünüyorum. Asıl ihtiyaç olan şey, toplumsal bilinç ve farkındalığın artırılmasıdır.

Bir katilin davranışlarından ya da bedenden ‘hikâye okumak’ mümkün mü?
Prof. Dr. Hakan Kar: Bir katilin davranışlarından ya da bedeninden bir hikâye çıkarmak aslında mümkündür; ancak bu, doğrudan adli tıbbın değil, adli psikiyatrinin alanına girer.
Adli tıp uzmanları genellikle faille birebir temas kurmaz. Daha çok olayın fiziksel ve biyolojik yönleriyle ilgileniriz. Suçlu profillemesi dediğimiz süreç ise adli psikiyatrinin konusudur.
Dosya içindeki detaylar, failin davranış kalıpları, kullanılan yöntemler ve yakalanmamak için başvurduğu stratejiler analiz edilerek bir suçlu profili oluşturulabilir. Ülkemizde çoğunlukla “reaksiyonel cinayetler” görülmektedir. Yani ani öfke patlamaları sonucu, tartışma veya gerilim anında işlenen suçlar daha yaygındır. Planlı ve seri cinayetler ise nispeten daha azdır.

Kariyeriniz boyunca “Bu dosyayı asla unutamam” dediğiniz, sizi en çok zorlayan vaka hangisiydi?
Prof. Dr. Hakan Kar: Meslek hayatımız boyunca çok sayıda sarsıcı ve üzücü vakayla karşılaşıyoruz. Bu nedenle en önemli konulardan biri de kendi psikolojik sağlığımızı koruyabilmek.
Ben bu konuda iş ve özel hayatı kesin sınırlarla ayırmaya çalışıyorum. Mesai saatleri içinde işime odaklanıp, sonrasında işle ilgili düşünmemeye gayret ediyorum. Dosyaların işte kalması gerektiğine inanıyorum.
Beni en çok etkileyen vakalar genellikle çocuklara ve kadınlara yönelik suçlar oluyor. Bu nedenle uzmanlık alanımı özellikle cinsel şiddet ve çocuk istismarı üzerine yoğunlaştırdım.

Spesifik bir örnek vermek gerekirse, hem cinsel saldırıya uğrayıp hem de öldürülen kadın ve çocuk vakaları beni derinden etkiliyor. Ancak bu duygusal yükün mesleki tarafsızlığımızı etkilemesine izin vermemeliyiz.
Ülkemizde kadın ve çocuk olmak çoğu zaman daha zor. Bu nedenle mağdur durumdaki bireylerin haklarını savunmak ve faillerin adalet karşısında hesap vermesine katkıda bulunmak benim için büyük bir manevi değer taşıyor. Bu alanda çalışmayı bir sorumluluk olarak görüyorum.