Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Ter kokusu özellikle yaz aylarında can sıkıcı bir hal alabiliyor. Her gün duş alınsa bile oluşabilen kokular kişinin özgüvenine ciddi bir darbe vuruyor. Bu nedenle de hem kozmetik hem de tıbbi açıdan birçok farklı yöntem deneniyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Aslı Tatlıparmak, Tgrthaber.com Editörü Şenay Yurtalan'a yaptığı açıklamada insanları sosyal medyada yer alan kürlere karşı uyardı. Ter kokusunu önlediği iddia edilen kürlerin bilimsel bir karşılığı olmadığına dikkat çeken Tatlıparmak, temiz bir ten kokusuna sahip olmak için yapılması gerekenleri aktardı.

Dermatoloji uzmanı Prof. Dr. Aslı Tatlıparmak, ter kokusunun nedenlerini aktarırken beslenme alışkanlıklarının vücut kokusunu etkileyebileceğine dikkat çekti. “Aslında sanılanın aksine terin kendisi çoğu zaman kokusuzdur.” diyen Tatlıparmak, “Yani ortaya çıkan koku, terin ciltteki bakterilerle birleşmesi sonucu ortaya çıkıyor. Tükettiğimiz bazı gıdaların içindeki bileşenler de ter yoluyla dışarı atıldığı için bu kokunun daha yoğun ya da daha hafif hissedilmesine neden olabiliyor.
Özellikle yaz aylarında hastalarından bu konuda çok fazla soru aldığını belirten Tatlıparmak, “Birçok kişi bu durumun sadece hijyenle ilgili olduğunu düşünüyor ama aslında beslenme düzeni, stres seviyesi, hormonlar ve metabolizma da sürecin bir parçası.” İfadelerini kullandı.

Sosyal medyada anlatıldığı gibi tek bir besinle güzel kokmanın mümkün olmadığına dikkat çeken uzman isim, beslenmenin vücut kokusu üzerinde etkisi olduğunun bilimsel bir gerçek olduğuna dikkat çekti.
Prof. Dr. Aslı Tatlıparmak bazı gıdaların ter kokusunu belirgin şekilde artırabildiğine dikkat çekti ve
“Özellikle kırmızı et, sarımsak, soğan, yoğun baharat tüketimi, alkol ve fazla kafein daha ağır bir vücut kokusuna neden olabiliyor. Buna karşılık sebze ve meyve ağırlıklı beslenme, bol su tüketimi ve daha dengeli bir diyet genellikle daha fresh bir ten kokusuyla ilişkilendiriliyor.

Özellikle antioksidan açısından zengin yeşil sebzeler, su oranı yüksek gıdalar ve düzenli su tüketimi vücudun daha dengeli çalışmasına destek olabiliyor.” Şeklinde konuştu.
Ter kokusuyla mücadelede ilk adımın her zaman günlük alışkanlıkları düzenlemek olduğuna dikkat çeken Tatlıparmak, “Düzenli duş almak, terin ciltte uzun süre kalmasını önlemek, pamuklu ve nefes alan kıyafetler tercih etmek oldukça önemli.
Yeterli su içilmesi ve stres yönetimi de bazı kişilerde ter kokusunun belirgin şekilde azalmasına yardımcı olabiliyor. Sosyal medyada sık gördüğümüz limon, karbonat veya sirke gibi yöntemler ise kısa süreli etki gösterebilse de bilinçsiz kullanımda genellikle ciltte tahrişe yol açabiliyor.” dedi.

Özellikle yaz aylarında kliniğine başvuran hastalarından en sık duyduğu konulardan birinin yoğun terleme nedeniyle sosyal hayatta rahatsız hissetmeleri olduğunu belirten Prof. Dr. Aslı Tatlıparmak, “Bazı hastalarım gün içinde birkaç kez kıyafet değiştirmek zorunda kaldıklarını söylüyor. Bazıları ise tokalaşmaktan bile çekindiklerini ifade ediyor. Bu noktada kişiye uygun medikal çözümler gerçekten yaşam kalitesini ciddi şekilde artırabiliyor.
İlk basamakta genellikle güçlü antiperspirantlar tercih ediyoruz. Özellikle alüminyum klorür içeren ürünler ter bezlerini geçici olarak baskılayarak terlemeyi azaltabiliyor. Hafif ve orta düzey terleme yaşayan kişilerde oldukça faydalı sonuçlar görüyoruz. Ancak hassas ciltlerde zaman zaman yanma veya tahriş gelişebildiği için kontrollü kullanım önemli.” Değerlendirmesinde bulundu.

El ve ayak terlemesi yaşayan hastalarda ise iyontoforez yönteminin öne çıktığını belirten Tatlıparmak, “Hastalarımdan bu yöntemi ilk duyduklarında çekinenler oluyor ama aslında oldukça konforlu bir uygulama. Düşük seviyeli elektrik akımıyla ter bezlerinin çalışması azaltılıyor ve özellikle avuç içi terlemesinde başarılı sonuçlar alınabiliyor.” şeklinde konuştu

Prof. Dr. Aslı Tatlıparmak en sık yaptığı ve oldukça etkili uygulamaların başında ise terleme botoksu yer aldığını ifade etti. “Özellikle koltuk altı terlemesi yaşayan hastalarda çok etkili sonuçlar görüyoruz. Botoks, ter bezlerine giden sinyalleri geçici olarak durdurarak terlemeyi ciddi oranda azaltıyor. İşlem kısa sürüyor, sosyal hayata dönüş çok hızlı oluyor ve çoğu hastam özellikle yaz aylarında büyük rahatlama yaşadığını söylüyor. Bu ara özellikle düğün ve yaz sezonu yaklaşırken terleme botoksuna olan talebin belirgin şekilde arttığını söyleyebilirim.
Daha ileri vakalarda ağızdan ilaç tedavileri veya cihaz uygulamaları da değerlendirilebilir. Ancak burada önemli olan, tedavinin kişiye özel planlanması.

Ter kokusu çoğu zaman basit bir problem gibi görüldüğünü ama gözlemlerine göre bazı kişilerde sosyal hayatı ciddi şekilde etkileyebildiğinin altını çizen Tatlıparmak, “Özellikle yaz aylarında kişiler özgüven kaybı yaşayabiliyor, sosyal ortamlarda rahatsız hissedebiliyor ve günlük yaşam konforları düşebiliyor. Burada en önemli nokta, sosyal medyada dolaşan her öneriye bilinçsizce yaklaşmamak. Özellikle “mucize kür” gibi sunulan yöntemlerin çoğunun bilimsel karşılığı yok.
Bazı doğal ürünler yanlış kullanıldığında ne yazık ki cilt bariyerine zarar verebiliyor. Ayrıca yoğun terleme ve kötü koku bazen yalnızca sıcak havaya bağlı olmayabiliyor. Hormonal problemler, tiroid hastalıkları, metabolik durumlar veya aşırı terleme hastalığı gibi altta yatan nedenler de değerlendirilmelidir. Bu nedenle uzun süredir devam eden ve yaşam kalitesini etkileyen durumlarda terleme sorunundaki altta yatan nedeni bulmak için mutlaka dermatolojik destek almak gerekiyor.” İfadelerini kullandı.