Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konuk olduğu Tgrt Haber ekranlarında ruhsal hastalıklara ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin antidepresen kullanım artış hızında dünya çapında ikinci sırada olduğunun altını çizen Tarhan, sosyal medya ve modern kültürün ruh sağlığı üzerine etkilerini değerlendirdi. İşte detaylar…
Ruhsal hastalıkların tedavi edilebilir boyutlarda olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yaşanan sıkıntıların aşılması ve yardım alınması gereken sürelerle ilgili şu bilgileri verdi:
"Kişinin 3 gün kendisini depresif hissetmesi halinde bu durum 3 gün içinde düzelebilmektedir. 3 günden fazla sürmesi durumunda yardım alınmasını öneriyoruz. Eğer bu durum 15 günden fazla sürerse zaten ciddi klinik destek gerekiyor. Depresif ruh halinin bulunması, depresyonda bir ölüm ve intihar riski olmasının dışında ciddi bir yeti yitimine yol açıyor. İş verimliliği düşüyor, iş yerinde viziteye çıkmalar artıyor, stres yükseliyor, hata yapma ve yanlış kararlar verme durumları ortaya çıkıyor. Toplumda grup stresi oluşuyor."

Aile yapısındaki değişimlere ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) uyarılarına değinen Prof. Dr. Tarhan, toplumsal bağların zayıfladığına dikkat çekti:
"Ailenin hane kırılganlığındaki artış bizim toplumsal olarak güçlü tarafımızdı. Şu anda evlilik dışı doğum oranı Türkiye'de %2,9 seviyesinde. Dünyaya göre çok düşük ama Kuzey Avrupa'da %56'larda; İsveç, İspanya ve Fransa'da %59, İzlanda'da %69, Almanya'da %40 civarında. Bu durum evliliğin bir güven yuvası ve insanların sığınağı haline gelen ruhsal durumlarda, kişilerin zor zamanlarında sığınacağı insanları kaybettiğini gösteriyor.
Dünya Sağlık Örgütü de geleceği bekleyen 3 büyük tehlike belirledi: Gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. Yalnızlık bizde de ciddi bir sorun. TDK tarafından 'kalabalık içinde yalnızlık' şeklinde ifade edilen bu durum için biz sıcak ilişkileri seven bir toplum olsak da bağlantımız çok, bağlanmamız zayıf. İnsan ilişkilerinde derin ve kaliteli bağlanma zayıfladı. Bunu aileden başlayarak sosyal ağları güçlendirme şeklinde ele almalıyız."

Psikiyatrik hastalıkların toplumda etiketlenmesi sebebiyle insanların son noktada tedaviye başvurduğunu belirten Tarhan, ilaç kullanım oranlarındaki hızlı yükselişe işaret etti:
"Depresyon ve anksiyete bozukluklarının tedavisi mümkündür, tedavi edilmeyecek hastalık grubundan değildir. Ancak psikiyatrik hastalıklar etiketlendiği için insanlar son noktaya gelince tedaviye gidiyor. Antidepresan kullanımı açısından ABD en hızlı artış gösteren ülke konumundayken, kullanım miktarındaki artış hızı açısından Türkiye ikinci sırada yer alıyor. Türkiye'de hastalıklar dünyaya göre daha az ancak artış hızı oldukça fazla."

Ruh sağlığının bozulduğuna dair işaretleri aktaran Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal medya ve modern kültürün etkilerini şu sözlerle sıraladı:
"Kişinin ruh sağlığının bozulması iş verimliliğini düşürüyor. Kadınlarda depresyon türü; ağlama, içe kapanma, enerji ve istek azalması, ölüm düşüncelerinin akla gelmesi, iştah artışı veya azalması, uyku bozuklukları ve algılama yavaşlığı şeklinde görülebiliyor. Bir eşyayı bir yerden bir yere koymak gözde büyüyorsa, içte bir elem ve keder varsa, sabah iç sıkıntısıyla uyanılıyorsa ve bu 3 günden fazla sürüyorsa yardım alınmalı.
Şizofreni gibi durumlar genetik ve biyolojik boyutu olan, her yıl yüz bin kişilik şehirde 180 kişi civarında sabit görülen hastalıklardır. Ancak depresyon, anksiyete ve panik bozukluk genetik değil, yaşam felsefesiyle ilgilidir. Batı ve Hollywood kültürü yaşam felsefemizi haz odaklı bir noktaya indirdi. Hız, haz ve hırs olarak tanımladığımız '3H' bir insanda fazlaysa, o kişi depresyona ve mutsuz olmaya adaydır. Sosyal medyada kendisini başkalarıyla kıyaslayan gençler depresif hissedebiliyor. Eğer aile güvenli bir alansa sosyal medyanın zararı az oluyor ancak parçalanmış ve sorunlu ailelerde bu durum hızla hastalığa dönüşüyor."

Günümüz psikiyatrisinde tedavi imkanlarının oldukça geliştiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açıklamasını şöyle tamamladı:
"Bu rahatsızlıklar tedavi edilemeyen gruptan değildir. Şu anda tedavide oldukça başarılıyız; beyin fonksiyonlarını ölçerek tedavi yapabiliyoruz. İleri vakalarda bile hastaları hastaneye yatırmadan ayaktan tedavi edebiliyoruz. Bunun için en önemli birinci adım kişilerin durumun farkına varmasıdır."