Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Ankara'nın Kızılcahamam ilçesinde bulunan Taşlıca köyünün yüz yıllar süren hikayesinin başlangıcı Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'ın bölgeyi fethettiği dönemde askerleriyle birlikte köye uğramasına dayanıyor. Köyde yaşayan ve ‘Anadolu'ya adını veren ebe' olarak anılan Kırmızı Ebe'nin, Selçuklu askerlerine ikram etmek için tastaki ayranı büyük bir taşın içine doldurduğu anlatılıyor. Bu taş ise günümüzde ‘Ayran Taşı' olarak biliniyor ve ‘Anadolu' isminin de buradan türediğine inanılıyor.

Köyde bulunan Kırmızı Ebe Türbesi, Oruç Gazi Türbesi ve Gelin Kayası gibi noktalar da ziyaretçilerin ilgisini çeken önemli alanlar arasında yer alıyor. Taşlıca Köyü'nün en dikkat çeken özelliklerinden biri ise neredeyse her kaya ve taşın bir efsaneye konu olması. Köy halkı, bu hikayelerin yüzlerce yıldır anlatıldığını ve bölgenin kültürel hafızasını oluşturduğunu ifade ediyor. Ayrıca köyde bazı geleneklerin günümüzde de sürdüğü, örneğin Gelin Kayası efsanesi nedeniyle davul çalmanın uğursuzluk getirdiğine inanıldığı ifade ediliyor. Doğal yapısı, efsaneleri ve tarihi dokusuyla öne çıkan Taşlıca Köyü, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.

Oruç Gazi, Kızılcahamam ilçesi ve çevresinde adı geçen, bölgenin Türkleşme süreciyle ilişkilendirilen tarihi şahsiyetlerden biri olarak biliniyor. Hakkında kesin ve ayrıntılı tarihi kayıtlar sınırlı olsa da, genellikle Osmanlı'da yaşamış bir akıncı beyi ya da yerel kahraman olarak anıldığı ifade ediliyor. Rivayetlere göre Oruç Gazi bölgenin fetih ve iskan sürecinde rol oynamış, özellikle kırsal alanların yerleşime açılmasına katkı sağladığı vurgulanıyor.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin hükümdarı 1. Alaeddin Keykubad'ın Taşlıca köyü ve çevresine geldiği sırada Kırmızı Ebe'nin Keykubad'ın askerlerine ayran ikram ettiğini ve ayranın garip bir şekilde herkese yettiğini belirten Taşlıca köyünde yaşayan Feridun Altınkaynak, "Alaeddin Keykubad burada konakladığı esnada askerler su ihtiyacını karşılamak için beklediğinde, buranın Kırmızı Ebe veya Kırgız Ebe diye adlandırılan ermiş kadın, getirdiği ayranı buradaki taşa boşaltıyor. Fakat taştaki ayran hiç eksilmiyor. Ayran taşındaki ayranın bitmediğini gören askerlerin her biri ayranını aldıktan sonra ‘ana doluyor, ana doluyor' diyor. Anadolu tabiri bu şekilde buradan çıkıyor. Askerler, ayranın bitmediğini, ayranın bereketli olduğunu anlatıyorlar. Bunu Selçuklu Sultanına bildiriyorlar. Selçuklu Sultanına da ‘burada mübarek bir kadın var' diyorlar. Bunu duyan Alaeddin Keykubad'ın Kırmızı Ebe'ye söylediği şey ‘dile benden ne dilersen' oluyor. Kadın ise ondan, ‘ben hiçbir şey istemiyorum, sizin muzaffer olmanızı istiyorum' diyor. Alaeddin Keykubad sonra şöyle bir karar alıyor. ‘Buraları sana yurtluk olarak bağışlıyorum. Buraya bundan sonra nallı at girmeyecek diyor. Yani vergi alınmayacak anlamında anlatılmış. Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar da vergi alınmadığı söyleniyor" diye konuştu.

Taşlıca köyüne ve Kırmızı Ebe'nin hikayesini araştırmak için farklı yerlerden birçok turist geldiğini ifade eden Altınkaynak, "Oruç Gazi'nin Kırmızı Ebe'nin oğlu olduğunu Alaaddin Keykubad'a söylediklerinde Keykubad ise, ‘bunu da Allah yolunda yetiştirin diyor'. Selçuklu döneminde Hoca Ahmet Yesevi, Anadolu'nun Türkleşmesinde rol oynadı. Buralar tamamen zaten Rum diyarı olduğu için, Hoca Ahmet Yesevi talebe olarak Oruç Gazi'yi yetiştirdikten sonra burada medrese kuruluyor. Hatta köyün aşağı tarafında medresesi olduğu, fakat uzun yıllar içerisinde yıkılıp harabe olduğu söyleniyor. Yerli turistlerden gelen çok. Bu taşın çalındıktan sonra belli bir süre sonra tekrardan buraya geldiği söyleniyor" şeklinde konuştu.

Altınkaynak, Taşlıca köyünün en güzel kızlarından biri olduğu Nigar gelinin, bir müddet sonra taş olduğu iddialarına ise, "Nigar gelin, Selçuklu döneminde buranın en güzel kızı olarak biliniyordu. O zamanlar zorla buradan alıp götürülmeye çalışıldığı sırada Oruç Gazi davul çalındığı için hem de gelini götürdükleri için, ‘rahatsız oluyorum' diye ikaz eder. 3 kere ikaz ettikten sonra ‘Allah sizi bildiği gibi yapsın' gibi bir ifade söyledikten sonra gelinin taş olma hikayesi olarak biliniyor" ifadelerini kullandı.

Oruç Gazi'nin, Hoca Ahmet Yesevi'nin yetiştirdiği önemli bir insan olduğunun altını çizen Altınkaynak, "Oruç Gazi, Hoca Ahmet Yesevi tarafından yetiştirildi. Buranın Müslümanlaşması ve Türkleştirilmesi için kendi yetiştirdiği talebeleri de var. Talebeleriyle beraber yaptıkları çalışmalarıyla birlikte bugüne kadar gelmişler. Anadolu'da Hoca Ahmet Yesevi'nin yetiştirdiği yüzlerce Alperen Gaziler var. Anadolu'nun her tarafına yayılmışlar" cümlelerine yer verdi.