Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Japonya, dünya genelinde obezite oranının en düşük olduğu ülkelerin başında geliyor. Özellikle Japon kadınlar, yaşları ilerledikçe bile ince ve fit yapılarını büyük ölçüde korumayı başarıyor. Bunun arkasında estetik müdahaleler ya da aşırı diyet programları değil, nesilden nesile aktarılan beslenme alışkanlıkları yatıyor. Beslenme uzmanları, Japon kadınların sırrının mutfaklarında her gün kullandıkları basit bir besin grubunda gizli olduğunu belirtiyor. İşte Japon kadınların ince kalma sırrı ve her gün sofralarından eksik etmedikleri besinler.
Japonya'da yetişkin nüfustaki obezite oranı yüzde 4'ün altında seyrediyor. Bu rakam ABD'deki yüzde 42'lik obezite oranıyla kıyaslandığında çarpıcı bir fark ortaya koyuyor. Avrupa ülkelerinin çoğunda da obezite oranları yüzde 20'nin üzerinde seyrederken, Japonya bu tabloda açık ara en düşük orana sahip ülke konumunda bulunuyor. Peki Japonlar ve özellikle Japon kadınlar bu sonuca nasıl ulaşıyor? Cevap pahalı diyetlerde ya da yoğun spor programlarında değil, günlük beslenme rutininde gizli. Japon mutfağının temel yapı taşları olan bazı besinler ve yeme alışkanlıkları, vücut ağırlığının doğal yollarla kontrol altında tutulmasını sağlıyor. İşte Japon kadınların ince kalmasının ardındaki beslenme sırları.
Japon kadınların mutfağında her gün mutlaka bulunan besin grubu fermente gıdalar. Miso, natto, turşu (tsukemono), soya sosu ve fermente pirinç sirkesi Japon mutfağının vazgeçilmez parçaları arasında yer alıyor. Fermente gıdalar bağırsak florasını güçlendiren probiyotik bakteriler içeriyor ve sağlıklı bir bağırsak florası metabolizmanın düzgün çalışmasının temel koşullarından biri. Araştırmalar, bağırsak mikrobiyomundaki dengenin kilo kontrolüyle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Japon kadınların büyük çoğunluğu güne bir kase miso çorbasıyla başlıyor ve bu alışkanlık hem sindirimi destekliyor hem de uzun süreli tokluk hissi sağlıyor. Fermente gıdaların düzenli tüketimi, yalnızca kilo kontrolüne değil bağışıklık sisteminin güçlenmesine ve cilt sağlığının korunmasına da katkı sağlıyor.
Japon beslenme kültürünün en belirgin özelliklerinden biri "ichiju sansai" adı verilen geleneksel sofra düzeni. Bu düzen bir çorba ve üç yan yemekten oluşuyor ve her öğünde beş ila yedi farklı besin tüketilmesini sağlıyor. Ancak her bir porsiyonun miktarı Batı standartlarına kıyasla oldukça küçük. Küçük tabaklar ve kaseler kullanılması, hem görsel doygunluk sağlıyor hem de toplam kalori alımını doğal yollarla sınırlıyor. Bu yaklaşım diyette mahrumiyet hissi olmadan kalori kontrolü sağlamanın en etkili yollarından biri olarak kabul ediliyor. Beyin, tabaktaki çeşitliliği gördüğünde doygunluk sinyalini daha erken gönderiyor ve kişi daha az kaloriyle tatmin oluyor.
Japonya, dünyada kişi başı en fazla deniz ürünü tüketen ülkelerden biri. Balık, karides, ahtapot ve özellikle yosun Japon mutfağının temel protein kaynakları arasında yer alıyor. Deniz ürünleri yüksek protein ve omega-3 yağ asitleri içerirken, kırmızı ete kıyasla çok daha düşük kaloriye sahip. Yosun ise Japon mutfağının gizli kahramanı olarak öne çıkıyor. Nori, wakame ve kombu gibi yosun türleri neredeyse sıfır kalorili olmalarına rağmen iyot, demir, kalsiyum ve lif açısından son derece zengin. Yosunun içerdiği alginat bileşeni, yağ emilimini yüzde 75'e kadar azaltabiliyor. Japon kadınlar yosunu çorbalara, salatalara ve pirinç sarmalara ekleyerek günlük olarak tüketiyor.
Japon kadınların gün boyunca en çok tükettikleri içecek yeşil çay. Japonya'da kişi başı yıllık yeşil çay tüketimi dünya ortalamasının çok üzerinde seyrediyor. Yeşil çayın içerdiği kateşin ve EGCG bileşikleri metabolizmayı hızlandırıcı etki gösteriyor. Araştırmalar, günde üç ila beş fincan yeşil çay içmenin günlük enerji harcamasını yüzde 3 ila 4 oranında artırabildiğini ortaya koyuyor. Bu etki tek başına dramatik görünmese de yıllar boyunca sürdürüldüğünde kilo yönetiminde belirgin farklar ortaya koyuyor. Yeşil çay aynı zamanda güçlü bir antioksidan kaynağı olarak hücre yaşlanmasını yavaşlatıyor ve cilt sağlığını koruyor. Japon kadınlar yeşil çayı şekersiz tüketiyor ve bu alışkanlık günlük kalori alımını düşüren bir diğer faktör olarak öne çıkıyor.
Japon beslenme felsefesinin belki de en güçlü prensibi "hara hachi bu" adı verilen kural. Bu kural yüzde 80 doygunluk hissedildiğinde yemeği bırakmayı öğütlüyor. Beyinin doygunluk sinyali göndermesi yaklaşık 20 dakika sürdüğü için çoğu insan bu sinyali almadan önce fazla yemiş oluyor. Japon kadınlar yavaş yiyerek ve her lokmayı iyice çiğneyerek beyne doyma mesajının ulaşması için zaman tanıyor. Bu alışkanlık günlük kalori alımını yüzde 15 ila 20 oranında azaltıyor ve herhangi bir diyet programı uygulamadan doğal bir kalori kısıtlaması sağlıyor. Okinawa'da yaşayan ve dünyanın en uzun ömürlü insanları arasında yer alan kadınlar, bu prensibi nesiller boyu uyguluyor.