Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

2008’de yayımlanan ve kısa sürede modern edebiyatın klasikleri arasına giren Masumiyet Müzesi, Kemal Basmacı ile Füsun Keskin’in saplantılı ve melankolik aşkını anlatırken, romandaki eşyaların Çukurcuma’daki gerçek bir müzede sergilenmesiyle okuru gerçekle kurmaca arasında düşünmeye davet ediyor. Diziyi izlerken ve kitabı okurken insanların aklına şu soru geliyor: Masumiyet Müzesi gerçek mi?

2008’de yayımlanan Masumiyet Müzesi adlı kitap, 2012 yılında müzeye dönüştü. Yolu Beyoğlu’na düşenlerin uğramadan edemediği Masumiyet Müzesi popülerliğini son dönemde artırdı. Bir dijital yayın platformunda dizisi çekilen bu kitap son zamanlarda sosyal medyada gündem oldu. Resmî açıklamalara ve Orhan Pamuk’un röportajlarına göre, Kemal Basmacı ve Füsun Keskin gerçek kişiler değildir. Masumiyet Müzesi tamamen kurgusal bir eserdir. Ancak Pamuk, bu kurguyu o kadar titiz bir gerçeklikle örmüştür ki, okurlar karakterlerin nefes aldığına inanmakta güçlük çekmiyor.

Orhan Pamuk, romanı yazmaya başlamadan çok önce, 1990’lı yıllardan itibaren müze fikrini kafasında şekillendirmiş ve hikâyede adı geçen eşyaları eskicilerden, bitpazarlarından toplamaya başlamıştır. Dolayısıyla müzede gördüğünüz 4172 adet izmarit, Füsun’un küpesi ya da Kemal’in sakladığı tuzluklar, aslında "gerçek" nesnelerdir; ancak bu nesneler karakterlere değil, o dönemin İstanbul’una aittir. Pamuk sevdiği, hoşuna giden eski eşyaları tanıdıkların evlerinden ve eskicilerden toplayarak işe başladı. Sonra yavaş yavaş Kemal ile Füsun’un hikâyesini oluşturdu. Romana uygun bir eşyayı bir eskici dükkânında görüp alıyor, sonra bu eşyayı yazdığı romanda tasvir ediyordu. Bazen karşılaştığı bir eşya romana yeni bir hikâye sunuyor, bazen da hikâyeye uygun eşya arıyordu. Müzedeki en büyük ve hakiki eşya, bir zamanlar içinde Keskin ailesinin yaşadığı ve sonra müzeye çevrilen binadır.

Çukurcuma’da bulunan Masumiyet Müzesi, dünyada bir romanın içinden çıkan ilk müze olma özelliğini taşıyor. Müze, sadece bir aşk hikâyesini değil, aynı zamanda 1950-2000 yılları arasındaki İstanbul hayatını, gündelik objeler üzerinden bir arşiv gibi sunuyor. Orhan Pamuk, karakterlerin gerçekliği sorulduğunda genellikle şu vurguyu yapıyor: "Müzeler sadece sanat eserlerini değil, hatıraları ve gündelik hayatın ruhunu da korumalıdır. Kemal ve Füsun benim hayal gücümün ürünleri olsa da onların hissettiği acı, özlem ve eşyalara yükledikleri anlamlar hepimiz için gerçektir."

Tıpkı bir romanını ilk yayımladığı günlerde sorulan, “Bu romanı niye yazdınız?” sorusu gibi Pamuk’un bu soruya verilecek tek cümlelik bir cevabı yok. “Müzeleri sevdiğim için,” Pamuk’un sık sık verdiği cevaplardan biri. Pamuk İstanbul adlı otobiyografik kitabında anlattığı gibi 23 yaşına kadar ressam ve mimar olmayı düşlemiş, sonra birden ikisini de bırakıp yazar olmuş ve içindeki ölü ressamın düşlerini hep görmüştü. Pamuk, bu soruyu müzenin kataloğu Şeylerin Masumiyeti’nin giriş yazılarında tartışıyor.