Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Neden sürekli benzer olaylar ya da kişiler sizi buluyor? Sizi üzen kişi ve olaylara dönüp duruyor musunuz? Çocuklukta karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar yetişkinlikte yanlış eş ve iş seçimlerine yol açıyor. Uzman Psikolog Serkan Kalgan, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a yaptığı açıklamada beynin sağlıklı olanı değil "tanıdık" olanı tercih etme eğiliminde olduğundan bahsetti.
Bu ezberlenmiş reflekslerin kişileri sürekli benzer kısır döngülere hapsettiğini belirten Kalgan, tükenmişlik ve kronik stresin arkasındaki çocukluk travmalarına dikkat çekerek, bu döngüden kurtulmanın yolunun farkındalık ve profesyonel destekten geçtiğini vurguladı.

Çocuklukta karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçlar, yetişkinlikte partner/iş yeri tercihlerimizi nasıl etkiler?
Uzman Psikolog Serkan Kalgan: Her çocuğun dünyaya geldikten sonra psikolojik olarak ihtiyaç duyduğu temel unsurlar söz konusudur. Bunlar; güvenli bağlanma, özerklik, yeterlilik, kimlik duygusu, oyun, keyif, ihtiyaçlarını ve duygularını özgürce ifade etme, gerçekçi sınırlar ve özdenetim diye kategorize edebiliriz. Bunlar sağlıklı ve yeterince karşılanmadığı durumlarda olumsuz diyebileceğimiz temel inançlar oluşmasına sebebiyet verir.
Çocuklukta karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçlar; yetişkinlikte kime aşık olduğumuzu, hangi iş ortamlarında kaldığımızı ve kendimize nasıl davrandığımızı etkileyebilir. Karşılanmayan bu ihtiyaçlarımızdan dolayı "tanıdık gelen" ortam ya da kişileri seçme eğilimimizi artırabilir ya da bu tanıdık gelenden uzak durabilmek için aşırı çaba harcanmasına sebebiyet verebilir. Çocukken bunlar ile başa çıkabilmek için bazı yöntemler geliştirilir. Bu yöntemler çocukluk döneminde işe yarar gibi gözükebilir. Fakat yetişkinliğimizde ilişkilerimizi ve iş hayatımızı olumsuz etkileyebilir.

Bunu birkaç örnek ile şöyle açıklayabiliriz: örneğin çocukluk döneminde yoğun eleştirilere maruz kalmış bir kişi, kendisini yeterince iyi olduğuna ikna edemediği için yetişkinlik hayatından partner olarak; eleştirel, memnuniyetsiz, sürekli onayına ihtiyaç duyduğu birini tercih edebilir. Sürekli eleştirilen bu çocuk; sürekli daha iyisini yapmalıyım inancı geliştirebilir ve iş hayatında mükemmeliyetçi, dinlenemeyen, başarıdan keyif alamayan ya da kısa süreli keyif alan birine dönüşebilir.
Ailesi tarafından ancak başarılı olduğunda sevgiyi alabilen biri ise mesela iş hayatında "hayır" demekte zorlanabilir, sürekli mesaiye kalabilir, işkoliklik geliştirebilir. Burada kişi farkında olmadan çalışma kavramına başka anlamlar yüklemiş olur; sevilme, değer görme gibi.
Duygusal olarak yoksun bırakılan bir çocuk yine yetişkin hayatında kendisine tanıdık geleceği için; duygusal olarak mesafeli, kişinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamayacak partnerler tercih edebilir. İlişkisi içerisinde ilgi bekler hem alamaz hem de genelde ifade edemez. İlişki içerisinde kendisini hep eksik hisseder. Temel inancı kimsenin onu anlamayacağı üzerinedir ve farkında olmadan gidip kendisini anlamayacak ya da görmeyecek partnerler tercih edebilir. Yakın, sıcak, ilgili biri ile karşılaştığında ise bu kişiyi yapay ya da samimiyetsiz olarak nitelendirme ihtimali yüksek olur.

Bir diğer örnek ise çocukluğunda; ebeveyn kaybı ya da boşanma yaşayan, tutarsız ebeveyn davranışlarına maruz kalan, sevginin düzensiz ya da dengesiz verildiği bir ortamda büyüyen birinin temel inancı nasıl olsa bir gün terkedileceği şeklinde olabilir. Dolayısı ile yetişkinlik hayatında; yoğun kıskançlık, sürekli ayrılık korkusu yaşayabilir. Yine bu tanıdık olana çekilme durumundan dolayı farkında olmadan; güvensiz, kendisini aldatacak ya da evli insanlarla ilişki kurabilir. Diğer bir taraftan “nasıl olsa bir gün terkedileceğim” inancından dolayı; romantik ilişkiye girmekten kaçınabilir.

Başarı odaklı ya da sürekli tükenmişlik yaşanmasının altında yatan sebepler nelerdir?
Uzman Psikolog Serkan Kalgan: Çocukluk deneyimleri sırasında oluşan bu temel inançlardan bir kısmı ise yine yetişkinlik hayatımızda; sürekli başarı odaklı ya da tükenmişlik yaşamamıza sebebiyet verir. Bunlar birbirini tetikleyen durumlar olarak gerçekleşir. Örneğin; yeterince iyi olmak yetmez, hata yapmamalıyım, daha fazlasını başarmalıyım iç sesine sahip birini kısa süreli başarılar tatmin etmez. Hemen yeni bir hedef bulunur ya da yükseltilir. Bu da kronik strese ve tükenmişliğe yatkınlığımızı artırır.

Bazı insanlar çocuklukta alamadığı sevgiyi, ilgiyi, değeri başarılı olmak üzerinden elde etmeye çalışabilir. Bu da onların sürekli tetikte ve daha çok çalışmasına sebebiyet verebilmektedir. Bundan dolayı da tükenmişlik gerçekleşebilmektedir. Tükenmişlik her zaman çok çalışmak olarak nitelendirilmemelidir. Kişi kendi duygularını sürekli bastırır, kendi ihtiyaçlarını erteler, yapması gereken işlerde yardım istemez, kendini dinlendirmeyi bilmez, sürekli bir performans sergilemesi gerektiği düşüncesi ile hareket ederse de tükenmişlik gerçekleşebilir.

Bizi tüketen eş ya da işi fark etmemize rağmen neden yeniden benzer seçimler yapmaya devam ederiz?
Uzman Psikolog Serkan Kalgan: Beyin farkında olmadan çoğunlukla sağlıklı olanı değil tanıdık olanı tercih etme eğilimindedir. Bu tanıdık olan güvende hissettirir ve doğru gelen olarak yorumlanır. Çocukluk döneminde oluşan bu inançlarımızın kendi kendini doğrulama eğilimi genelde fazla olur. Yeni ve farklı deneyimler genelde ilk başta tedirgin edici, korkutucu geldiği için benzer döngü içerisinde kalmayı tercih etme eğilimimiz daha fazla olur.

Örneğin; Eleştirel bir ailede büyüyen biri, sürekli eleştiren bir yöneticiyi veya eşi ilk başta "zor ama başarılı" olarak değerlendirebilir. Duygusal olarak ulaşılmaz ebeveynlerle büyüyen biri, mesafeli partnerlere daha güçlü bir çekim hissedebilir. Sürekli ulaşılması zor biri çekici gelebilir ya da duygusal iniş çıkışları çok olan bir ilişki “büyük aşk” olarak nitelendirilebilir. Bu durumlar bu ilişkilerin sağlıklı olduğu anlamına gelmez sadece tanıdık bir örüntü olmasından kaynaklanır.
Bu konuda önemli olan nokta: önce partner/iş ilişkilerimiz içerisinde kendi ihtiyaçlarımızı, sınırlarımızı, değerlerimizi doğru belirlemek ve bu ilişkilerin bunları ne kadar karşılayabildiğini gözlemlemek. Eğer bizim için yeterli olmadığını düşünüyor isek bunu ilişkilerimiz içerisinde sağlıklı taleplere dönüştürmeye çabalamalıyız.

Kişi kendi hayatında sürekli tekrarlayan bir döngüde olduğunu nasıl fark edebilir?
Uzman Psikolog Serkan Kalgan: Bu durum yapısı itibari ile biraz güç gerçekleşmektedir ne yazık ki. Çünkü kişilerin içinde bulunduğu durumu hayatının gerçeği ya da kaderi gibi yorumlama eğilimi yüksektir. Bu konuda kişinin kendi farkındalığı, kendini analiz edebilme becerisi ön plana çıkmaktadır. Kendine, yaşadıklarına uzaktan bakabilmeli ve objektif değerlendirebilmelidir.
Hayatımıza giren insanlar, çalıştığımız şehirler ya da iş yerleri değişse de yaşadıklarımızın bize düşündürdüğü ve hissettirdikleri benzer olur. İlk gözlemlerimiz buna yönelik olabilir. Örneğin; sürekli kendimizi yetersiz hissettiğimiz bir iş, sürekli "terk edilecek miyim?" endişesi yaşadığımız bir romantik ilişki, sürekli fedakarlık yapan tarafta bulunduğumuz arkadaş ilişkilerimiz gibi.

Farklı kişiler ile benzer sonuçlar alıyorsak mesela. Neden sürekli benzer olaylar ya da kişiler beni buluyor diye sorguluyor isek bir döngü olduğunu gözlemleyebiliriz. Yaşadığımız olaylara sıkça benzer tepkiler veriyor isek; çatışmadan kaçınma, insanların isteklerine çoğunlukla evet demek, kimseye ihtiyaç duymuyor gibi hareket etmek, sürekli çalışmak, duyguların daha az ifade edilmesi. Genelde günlük tutma alışkanlığı ve geriye dönüp bunları okumak, bu döngülerin farkına varmamızı daha kolaylaştırmaktadır.
| Soru Numarası | Soru Metni |
|---|---|
| 1 | Hayatınızın son 5-10 yılını düşündüğünüzde; ilişkilerinizde hep nasıl insanları seçiyorsunuz? |
| 2 | İş hayatınızda daha çok hangi konularda zorlanıyorsunuz? |
| 3 | Arkadaşlık ilişkilerinizde genelde hangi rolleri üstleniyorsunuz? |
| 4 | Ailenizin yanında iken kendinizi nasıl hissediyorsunuz? |
Unutmamak lazım ki; yaşanılan bu durumlar ve etkileri; farkındalık, güvenli ilişkiler ve alınacak profesyonel bir destek ile değişebilir, dönüşebilir.