Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını bir kez daha hatırlatan Prof. Dr. Nüzhet Dalfes, tehlikenin boyutunun sanılandan çok daha büyük olduğuna işaret etti. "Mesele sadece sıcaklığın 1-2 derece artması değil; aşırı iklim olaylarıyla, kuraklıkla ve deniz seviyelerindeki yükselmeyle yüzleşmek" dedi; iklim krizinin deprem gibi belirsiz değil, sonucu kesin olarak bilinen bir tehdit olduğunu söyledi.
İşte Prof. Dr. Nüzhet Dalfes’in, Tgrthaber.com Editörü Şenay Yurtalan’a yaptığı ezber bozan açıklamaların tüm ayrıntıları…

İklim krizinin arkasındaki temel nedenin insan kaynaklı faaliyetler olduğunu belirten Prof. Dr. Dalfes, durumun vitesi bozulmuş ve yokuş aşağı hızla giden bir araca benzediğini söyledi:
"Alkolikler nasıl alkole bağımlıysa, biz de fosil yakıtlara bağımlı bir uygarlığa sahibiz. Bugün atmosfere karbondioksit salınımını tamamen durdursak bile son 150-200 yılda biriken gazlar nedeniyle okyanuslardaki ısınma ve buzullardaki erime durmayacak."

İklim değişiminden en çok etkilenen bölgelerin başında Akdeniz tipi iklimlerin geldiğini kaydeden Dalfes, hem sıcaklık artışının hem de yağışlardaki azalmanın bölgeyi "topun ağzına" koyduğunu ifade etti.
Denizlerdeki ısınma ve tuzluluk değişimlerinin yanı sıra Süveyş Kanalı üzerinden gelen istilacı (lesepsiyen) türlerin Doğu Akdeniz ve Ege ekosistemini tehdit ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Dalfes:
Kızıldeniz'den gelen balık, yumuşakça ve yosun gibi canlıların yerli türlerle rekabete girdiğini,
Bölgedeki besin zincirini ve biyoçeşitliliği bozduğunu,
Karbondioksit emilimi nedeniyle denizlerin asitliğinin artarak (bazikliğinin azalarak) kabuklu deniz canlılarının yaşamını tehlikeye attığını belirtti.

Türkiye denizlerinin durumuna da değinen Dalfes, Marmara Denizi için çok dikkat çekici ifadeler kullandı. Marmara'nın en kaba tabirle bir "kanalizasyon çukuru" gibi kullanıldığını ve iklim krizine bile gerek kalmadan insanların eliyle yok edildiğini vurgulayan Dalfes:
"Marmara, başka hiçbir ülkeyle paylaşmadığımız kendi denizimiz. Ancak müthiş bir kirlenmeyle karşı karşıya. Oksijen seviyeleri son 20-30 yıldır çok hızlı düşüyor. Kısa vadede kirlilik, orta ve uzun vadede ise iklim değişimi Marmara’yı adeta öldürüyor."
Karadeniz'de ise üst tabakanın giderek ısındığını, tuzlandığını ve sığlaştığını belirten uzman, bu durumun balık stokları üzerinde ciddi sonuçlar doğuracağını ekledi.

Grönland ve Antarktika buzullarının erimesiyle yüzyılın sonuna doğru deniz seviyelerinin 50 cm ila 1 metre, hatta önümüzdeki süreçte daha da fazla artabileceği uyarısında bulunan Dalfes, Türkiye kıyılarının durumunu şöyle özetledi:
"Türkiye genel olarak yüksek bir plato ülkesi olsa da deniz kenarlarında çok önemli değerlerimiz ve deltalarımız var. Betonlaşmış kıyılar 50 cm'lik artışı kaldırabilir belki ama kumsallarımız için bu durum, o alanların önemli ölçüde kaybedilmesi anlamına geliyor."

Sera gazlarının iklim üzerindeki etkilerinin 1890'larda Svante Arrhenius ve Eunice Newton Foote gibi bilim insanları tarafından keşfedildiğini, 1960'lardan bu yana da bilgisayar modelleriyle kesinleştirildiğini hatırlatan Prof. Dr. Nüzhet Dalfes, konunun tartışmaya kapalı bir scientific (bilimsel) gerçeklik olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin önünde deprem ve iklim değişimi gibi iki büyük gerçek bulunduğunu ifade eden Dalfes, sözlerini şöyle tamamladı:
"Depremin ne zaman olacağını öngörmek imkansız ancak iklim konusunda başımıza ne geleceğini çok iyi biliyoruz. Türkiye su zengini bir ülke değil. Su kaynaklarımızı, tarımımızı ve şehirlerimizi bu gerçeğe göre acilen yeniden organize etmeliyiz."