Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Altı asır boyunca üç farklı kıtaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu'nun ulaştığı en geniş sınırların güncel siyasi haritadaki karşılığı milyonlarca kişiyi hayrete düşürüyor. Genellikle sadece Orta Doğu ve Balkanlar ekseninde bilinen Osmanlı topraklarının, aslında bugünkü modern dünyanın tam altmış dört farklı bağımsız ülkesini kapsadığı ortaya çıkıyor. Tarihçilerin modern haritalar üzerine yaptığı son uyarlamalar, imparatorluğun Avrupa'nın kalbinden Afrika'nın derinliklerine kadar uzanan o devasa etki alanını net bir şekilde gözler önüne seriyor. Bir zamanlar İstanbul'dan yönetilen bu uçsuz bucaksız coğrafyanın bugünkü sakinlerini harita üzerinde görenler büyük bir şaşkınlık yaşıyor. İşte ders kitaplarındaki sınırları tamamen aşan ve kıtaları birbirine bağlayan o eşsiz haritanın arkasında yatan çarpıcı coğrafi gerçekler.
Osmanlı İmparatorluğu denildiğinde pek çok kişinin aklına Anadolu, Yunanistan, Mısır ve Arabistan yarımadası gibi temel bölgeler geliyor. Ancak on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda gücünün zirvesine ulaşan bu devasa yapı, doğuda Hazar Denizi'nin kıyılarına, batıda Fas sınırlarına, kuzeyde Polonya steplerine ve güneyde Hint Okyanusu'na kadar uzanan muazzam bir toprak bütünlüğünü kontrol altında tutuyordu. Bugün Birleşmiş Milletler'e üye olan tam altmış dört farklı devletin toprakları, geçmişte ya tamamen ya da kısmen Osmanlı sancakları ve eyaletleri olarak İstanbul'daki Topkapı Sarayı'ndan yönetiliyordu. Bu devasa haritayı günümüz sınırlarıyla üst üste koyduğumuzda ortaya çıkan tablo, sadece askeri bir gücü değil, aynı zamanda dünya üzerindeki en büyük lojistik ve idari ağlardan birinin nasıl kusursuzca işlediğini kanıtlıyor.
İmparatorluğun Avrupa kıtasındaki sınırları incelendiğinde, şaşkınlık verici bir tabloyla karşılaşılıyor. Sadece balkan ülkeleri olan Bulgaristan, Sırbistan veya Bosna Hersek değil; bugünün çok popüler turizm merkezleri olan Macaristan, Slovakya, Romanya, Moldova ve hatta Ukrayna'nın tüm güney şeridi ile Kırım yarımadası yıllarca Osmanlı egemenliğinde huzur içinde yaşadı. Kuzeyde Polonya (Lehistan) topraklarının bir kısmı ile Rusya'nın güney stepleri de bu geniş etki alanından nasibini aldı. Tarihçiler, Osmanlı donanmasının Akdeniz'i bir "Türk Gölü" hâline getirdiği dönemlerde İtalya'nın güneyindeki Otranto kıyılarının bile kısa süreliğine imparatorluk sınırlarına dahil edildiğini hatırlatıyor.
Afrika kıtasındaki durum ise çok daha derin ve geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Sadece Mısır veya Cezayir ile sınırlı kalmayan bu hakimiyet; batıda Libya ve Tunus'u tamamen içine alırken, güneye doğru inildikçe bugünkü Sudan, Cibuti, Eritre ve Somali'nin kuzey bölgelerine kadar dayandı. Kızıldeniz'in tüm kontrolünü elinde tutan Osmanlı orduları, Afrika boynuzundaki bu stratejik noktaları ellerinde tutarak Portekizlilerin Hint Okyanusu'ndaki genişlemesine en büyük engeli teşkil etti. Ortadoğu ve Asya kıtasında ise bugünkü Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin ve İsrail topraklarının tamamı yüzyıllar boyunca aynı sancağın altında barış içinde yönetildi. Doğuda ise İran'ın batı kesimleri, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan toprakları dönemsel olarak haritanın o muazzam genişliğine dahil oldu.
Modern atlaslara bakıldığında bir zamanlar Osmanlı toprağı olduğuna inanılması en güç olan coğrafyalar, tarihseverlerin en çok ilgisini çeken detayları barındırıyor:
· Avrupa'nın kalbindeki Slovakya ve Macaristan: Viyana kapılarına kadar dayanan orduların ardında bıraktığı ve yüzyılı aşkın süre doğrudan İstanbul'a bağlı birer eyalet olarak yönetilen bu ülkeler, bugün bile mimarilerinde Türk izlerini barındırıyor.
· Afrika derinliklerindeki Eritre ve Somali: Kızıldeniz ticaretini korumak amacıyla kurulan Habeş Eyaleti'nin sınırları içinde yer alan bu uzak Afrika ülkeleri, imparatorluğun güneye doğru ulaştığı en uç noktalar olarak biliniyor.
· Arap yarımadasındaki petrol devleri: Bugün gökdelenleriyle ünlü Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri coğrafyası, o dönemde Basra körfezini koruyan stratejik Osmanlı sancakları olarak haritada yerini aldı.
· Kuzeydeki Ukrayna ve Rusya stepleri: Karadeniz'in kuzeyindeki geniş düzlükler ve stratejik kaleler, Kırım Hanlığı üzerinden yüzlerce yıl boyunca imparatorluğun tahıl ambarı görevini üstlendi.
Böylesine devasa ve birbirinden tamamen farklı iklimlere, dillere, dinlere sahip altmış dört ülkeyi asırlarca bir arada tutan gücün, sadece kılıçla değil Osmanlı Barışı adı verilen o eşsiz adalet ve hoşgörü sistemiyle sağlandığı dünya tarihçileri tarafından her fırsatta dile getiriliyor.