Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Ankara’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi, küresel güvenlik mimarisinde belirginleşen ayrışmaları ve ittifakın Rusya’ya yönelik stratejik duruşunu yeniden merkeze taşıdı. Rusya Uzmanı Buğra Bekir Işılak, zirvenin sonuçlarını ve Moskova’nın ittifakın genişleme politikası ile Ukrayna konusundaki adımlarına ilişkin yaklaşımını analiz etti.
St. Petersburg Devlet Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler üzerine doktora yapan Rusya Uzmanı Buğra Bekir Işılak, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un konuya ilişkin sorularını cevapladı. Hem Kremlin’in resmi söylemleri hem de Rus basınındaki analizler üzerinden şekillenen bu görüşler, Türkiye’nin ittifak içindeki özgün konumunu gözler önüne seriyor. İşte detaylar...

Ankara’da gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi Rusya’da nasıl karşılandı?
Buğra Bekir Işılak: Geçtiğimiz günlerde Ankara’da gerçekleşen NATO liderler zirvesi, başından itibaren sonuçlarıyla birlikte, Rusya tarafından dikkatle takip edildi. Zirve, sürpriz kararlar doğuran tarihi bir dönüm noktası olarak değil, ittifakın uzun süredir Moskova’ya yönelik izlediği stratejik çizginin yeniden teyit edildiği bir zirve olarak değerlendirilmiştir. Moskova yönetimi ve genel olarak basındaki hâkim değerlendirmelerden biri: NATO’nun Avrupa’nın güvenliğini ortak ve bölünmez bir güvenlik anlayışından değil, Rusya’yı çevreleme ve askeri bakımdan sınırlandırmaya dayalı bir strateji üzerinden şekillendirmeyi sürdürdüğü yönündeydi.
Rusya açısından değerlendirildiğinde, zirve nihai bildirisinde, NATO’nun Rusya’yı başlıca güvenlik tehdidi olarak tanımlaması şaşırtıcı bir durum değildi. Aksine bu tanımlama, Rusya tarafında Moskova’nın NATO hakkında uzun zamandır dile getirdiği kaygıların teyitlenmesi olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Rus perspektifinde NATO’yla ve özelde 7-8 Haziran tarihli zirveyle ilişkili esas problem, Rusya’nın güvenlik kaygılarının ve önceliklerinin meşru bir zeminde müzakere konusu olarak ele alınmaması ve Avrupa güvenliğinin yalnızca ittifak üyelerinin güvenliği ile özdeşleştirilmesidir.

Kremlin yönetimi zirvenin ardından nasıl bir açıklama yaptı?
Buğra Bekir Işılak: Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesi de bu düzlemde değerlendirilmiş ve bahse konu bağlamda herhangi bir değişikliğin olmadığı ortaya konmuştur. Zirvenin bitiminin hemen ardından, kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov’un ilk açıklamaları, Moskova’nın tavrını ortaya koymuştur. Peskov, ‘’NATO’nun çatışma amacıyla oluşturulmuş bir araç” olduğunu, bu temel niteliğini hâlen koruduğunu ve kuruluş amacına bağlı kalmaya devam ettiğini ifade etti. İttifakın başlıca karşıtının önce Sovyetler Birliği, daha sonra ise onun ardılı olan Rusya Federasyonu olduğunu belirten Peskov, bu yaklaşımın günümüzde de sürdüğünü vurguladı. Bu çerçevede, Ankara Zirvesi’nin sonuç bildirisinde Rusya’nın yeniden temel tehdit olarak tanımlanmasını “yeni bir durum değil, zaten bildiğimiz bir gerçek” şeklinde değerlendirdi.
Hiç şüphesiz ki Moskova açısından, NATO’nun genişleme süreci, askeri altyapısının doğuya doğru yönelmesi, Ukrayna’ya sağlanan mühimmatlar, birbirinden bağımsız bir gelişme olarak değerlendirilmediğini ifade edebiliriz. Rusya, atılan bu adımları, tek bir stratejinin unsurları olarak değerlendirmektedir. NATO’nun attığı bu adımlara karşılık, Peskov, Rusya’nın güçlü ve kendine güvenli olması gerektiğini ifade etmiştir.

Rusya, zirvede Ukrayna konusunda verilen mesajları nasıl değerlendirdi?
Buğra Bekir Işılak: Bir diğer konu ise Ukrayna meselesidir. Nihai bildiride Ukrayna’nın NATO üyeliğine ilişkin açık bir perspektif sunulmaması, ittifak içerisinde, tam bir siyasi mutabakat bulunmadığı yönünde yorumlanabilir. Bu durum, bazı batılı ülkelerin, Ukrayna’nın NATO üyeliğinden ötürü doğurabileceği doğrudan çatışma riskini üstlenmek istememekte ve buna karşılık olarak, askeri desteği devam ettirerek, Rusya üzerindeki baskıyı korumak istediğine işaret etmektedir.

Rus basını Ankara Zirvesi'ni nasıl değerlendirdi?
Buğra Bekir Işılak: Rus basını ise, zirveyi, birlik görüntüsünün arkasında bazı görüş ayrılıklarının bulunduğu bir toplantı olarak değerlendirmiştir. Zirve sadece Rusya karşıtlığı çizgisinden ele alınmayarak, ittifakın kendi içerisinde ayrılıkları da dahil ederek geniş bir biçimde yer vermiştir.
Kommersant gazetesi, Ankara Zirvesi’ni NATO liderlerinin ortak bir söylem oluşturmakta ve tek sesle konuşmakta zorlandıkları bir toplantı olarak değerlendirdi. Gazete özellikle Ukrayna’ya yönelik 70 milyar avroluk yardım planının kabul edilmesine rağmen, üye ülkelerin bu desteğin kapsamı ve kendi katkıları konusunda farklı tutumlar sergilediğine yer vermiştir. Buradan hareketle, İttifakın Rusya’yı “uzun vadeli bir tehdit” olarak tanımlamasına rağmen, bu tehdide karşı hangi üyenin ne ölçüde mali ve askerî sorumluluk üstleneceği konusunda belirsizliklerin devam ettiği ve ortak bir tutum geliştirilemediği söylenebilir.

Zirvede ABD ve Avrupa'nın Ukrayna yaklaşımı arasında nasıl bir fark öne çıktı?
Buğra Bekir Işılak: Donald Trump’ın, Avrupa ülkelerine yönelik sert eleştirileri, NATO üyelerinin savunma harcamaları, İran krizi, Grönland meselesi ve Amerikan çıkarları üzerinde yoğunlaşması zirvede Ukrayna gündeminin kısmen geri planda kalmasına yol açmıştır. Avrupalı ülkeler, çatışmayı kendi güvenlikleri perspektifinden ele alırken, Washington’un Ukrayna krizini, küresel öncelikler ve kendi stratejik çıkarları çerçevesinde ele aldığı ifade edilebilir.
Elbette söz konusu ayrılıklar, NATO’nun tamamen zayıfladığı veya dağılmakta olduğu şeklinde ele alınmamıştır. Ancak ittifak her ne kadar dışarıdan tek gibi görünse de arka planda farklı çıkarların, siyasi önceliklerin ve farklı güvenlik algılarının bulunduğu pek çok kez vurgulanmıştır. Dolayısıyla, NATO Rusya karşıtı söylemde her ne kadar birleşmiş olsa da bu politikanın maliyetini ve risklerini paylaşma konusunda aynı bütünlüğü gösterememektedir. Ayrıca Kremlin’in ABD’ye yönelik değerlendirmesi, Avrupa ülkelerine kıyasla daha da ihtiyatlı idi. Moskova, daha önce de olduğu gibi Trump’ın barış ve müzakere çağrısına ilişkin açıklamalarını bütünüyle geri çevirmemiştir. Washington’ın siyasi çözüm arayışını destekleme yönündeki açıklamalarının olumlu karşılandığına yer verilmiştir. Ancak Rusya açısından bir temel sorun ise, ABD’nin aynı anda Ukrayna’ya silah sevkiyatını sürdürmesiydi. Bu durum ‘’ikililik’’ olarak nitelendirilmiştir. Rusya’nın perspektifinden bakıldığında, bir taraftan çatışmanın diplomatik yollarla bitirilmesi gerektiği ifade edilirken diğer taraftan askeri destek taahhütlerin verilmesi, barış iddialarının inandırıcılığını zayıflatmaktadır.

Rus basınında Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili hangi değerlendirmeler öne çıktı?
Buğra Bekir Işılak: Kommersant’ta öne çıkan bir diğer konu ise, Başkan Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında süregelen yakınlık olmuştur. Gazete, Trump’ın zirvede ‘’büyük saygıyla’’ söz ettiği tek liderin Erdoğan olduğunu yazmıştır.
Kommersant, Trump'ın Erdoğan ile görüşmesinde S400 nedeniyle uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasının gündeme geldiğini ileri sürdü.
Ayrıca, Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen, ittifakın Rusya’ya karşı sert çizgisini temsil eden ülkelerle aynı kategoride olmadığı değerlendirilmektedir. Bunun altında hiç şüphesiz ki Ankara’nın Moskova ile enerji, ticaret, turizm başta olmak üzere hem küresel hem de bölgesel meselelerde ilişkilerini yakından sürdürmesidir.
Diğer birçok batılı müttefiklerden farklı olarak Türkiye, Rusya ile iletişimi tamamen kesmeyen, ağır baskılara rağmen Rusya ile iletişim kanallarını açık tutan ve var olan anlaşmazlıkları doğrudan temas yoluyla yönetmeye çalışan bir aktör konumundadır. Türkiye’nin batı yaptırımlarına katılmaması, enerji iş birliğini sürdürmesi ve Ukrayna krizinin çözümü konusunda geçmişte pek çok kez taraflar arasında müzakerelere ev sahipliği yapması, Rusya perspektifinden pek çok kez, Ankara’nın diğer NATO üyelerinden farklı bir dış politika izlendiği düşüncesini güçlendirmiştir. Ayrıca Türkiye’nin çok taraflı ve bağımsız ve milli bir politika sürdürmesi, Rusya açısından Ankara’yı yalnızca bir NATO ülkesi değil, aynı zamanda kriz dönemlerinde gerektiğinde arabuluculuk rolü üstlenebilen, özerk bir bölgesel aktör olarak algılanmasına neden olmuştur.