Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Merkez Bankası’nın faiz kararı öncesinde piyasalar 200 baz puanlık indirimi fiyatlamaya başlarken, Ekonomist Dr. Sefer Humar’dan dikkat çeken bir tahmin geldi. Faiz indiriminin büyüklüğünden çok enflasyonla mücadelede izlenecek yolun belirleyici olacağını vurgulayan Humar, olası kararın piyasalar üzerindeki etkilerini Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a değerlendirdi. Humar, piyasaların yönünü belirleyecek asıl unsurun enflasyonda kalıcı düşüş ve Merkez Bankası’nın vereceği mesajlar olacağını vurguladı.

Merkez Bankası’nın faiz kararına ilişkin beklentiniz nedir?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: Şahsi kanaatim, Merkez Bankası’nın bu toplantıda 100 baz puanlık bir faiz indirimine gitmesinin daha olası olduğu yönünde. Piyasalarda 200 baz puanlık bir indirim beklentisinin de fiyatlanmaya başladığını görüyoruz. Ancak ben kararın büyüklüğünden çok, mevcut ekonomik koşulların ne ölçüde bir indirime imkân verdiğine ve Merkez Bankası’nın nasıl bir yol haritası ortaya koyacağına odaklanıyorum.
Enflasyonla mücadelede henüz yolun sonuna gelmiş değiliz. Fiyat artışlarında dönemsel gerilemeler yaşansa da enflasyonun yeniden hızlanma riski göz ardı edilmemeli. Özellikle hizmet fiyatlarındaki katılık, kira ve gıda maliyetleri, enerji fiyatlarındaki hareketlilik ve beklentiler, para politikasının hareket alanını belirleyen temel unsurlar. Dolayısıyla faiz indirimlerinin yalnızca ekonomik faaliyeti destekleyen bir adım olarak değil, fiyat istikrarı hedefiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü önemli olan faizin düşmesi değil, faizler düşerken enflasyonla mücadelede elde edilen kazanımların korunabilmesidir.

Faiz indirimi piyasaları nasıl etkiler?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: Piyasalar açısından baktığımızda, 100 baz puanlık bir indirim gerçekleşirse ve daha yüksek bir indirim beklentisi fiyatlanmışsa ilk aşamada bir miktar hayal kırıklığı yaşanabilir. Ancak bu tepkinin kalıcı olup olmayacağını yalnızca faiz kararı belirlemez. Merkez Bankası’nın karar metni, enflasyon görünümüne ilişkin değerlendirmesi ve önümüzdeki döneme yönelik mesajları da son derece önemli olacaktır. Piyasalar sadece bugünkü kararı değil, yarının nasıl şekilleneceğini de fiyatlar.
Borsa İstanbul açısından faiz indirimleri, zaman içerisinde finansman maliyetlerinin azalması ve yatırımcıların alternatif getiri arayışının değişmesi üzerinden destekleyici olabilir. Ancak burada bütün hisselerin aynı ölçüde olumlu etkileneceğini düşünmek doğru olmaz. Şirketlerin borçluluk yapısı, kârlılığı, nakit akışı ve büyüme potansiyeli belirleyici olmaya devam edecektir. Döviz piyasasında ise faiz kararını tek başına değerlendirmek yerine rezervleri, sermaye hareketlerini, dış finansman ihtiyacını ve Türk lirasına duyulan güveni birlikte ele almak gerekir.

Türkiye ekonomisinin güçlü yönlerini de bu değerlendirmeden ayrı tutmamak gerekiyor. Bankacılık sistemimizin kurumsal altyapısı, risk yönetimi tecrübesi ve finansal piyasalarımızın gelişmişliği önemli avantajlarımız arasında. Üretim kapasitemiz, girişimcilik kültürümüz ve stratejik coğrafi konumumuz da doğru politikalarla desteklendiğinde ciddi bir büyüme potansiyeli sunuyor. Elbette bu güçlü yönler, enflasyonla mücadele ve finansal istikrar konusundaki hassasiyetleri ortadan kaldırmıyor; aksine bu potansiyeli kalıcı refaha dönüştürmek için öngörülebilir ve tutarlı bir ekonomi politikasını daha değerli hâle getiriyor.
Benim beklentim, Merkez Bankası’nın temkinli hareket ederek 100 baz puanlık bir indirimle ilerlemesi yönünde. Bununla birlikte, önümüzdeki dönemde piyasaların asıl yönünü belirleyecek unsurun faiz indirimlerinin hızından çok, enflasyonda kalıcı düşüşün sağlanıp sağlanamayacağı olacağını düşünüyorum. Çünkü ekonomik güven, yalnızca faizlerin düşmesiyle değil, fiyatların istikrara kavuşacağına ilişkin inancın güçlenmesiyle oluşur.

Ez cümle, yatırım tavsiyesi olmamakla birlikte, faiz indirimi piyasalar için bir fırsat oluşturabilir; ancak bu fırsatın kalıcı bir ekonomik iyileşmeye dönüşmesi için enflasyonla mücadelede kararlılığın korunması gerekiyor. Türkiye’nin potansiyeli yüksek. Önemli olan, kısa vadeli piyasa beklentileriyle uzun vadeli ekonomik hedefler arasında doğru dengeyi kurabilmek. Bence önümüzdeki dönemin temel meselesi de tam olarak bu olacak.