Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek, Editör Masası'nda gündemin öne çıkan başlıklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Gürlek; kamuoyunda yakından takip edilen "fon soruşturması" süreci, faili meçhul dosyalarındaki son durum ve "Terörsüz Türkiye" hedefine yönelik yürütülen adli çalışmalar başta olmak üzere, yargı gündemindeki kritik başlıklara dair soruları cevapladı.

İşte Bakan Gürlek'in açıklamalarından satırbaşları:
"Evet, İstanbul Başsavcısıyken daha sonra, yani 2026 yılının özellikle ağustos ayında vatandaşlarımızdan çok yoğun şikâyetler geliyordu. Siz de biliyorsunuz, burada meşru kazanç ile haksız kazancı ayırmak lazım. Yani meşru kazanç, vatandaşlarımızın birikimlerini borsada, hisselerde değerlendirmesidir. Bir de meşru olmayan kazanç var. Yani kısa sürede haksız bir şekilde, 'balon hisse' diye tabir edilen hisselerden anormal bir şekilde kısa sürede gir-çık yapılarak sağlanan bir kazanç var.
Bu durum tabii dikkatimizi çekmişti. Arkadaşlarımız da bu konuda özellikle SPK'ye soruşturma izni için yazı yazdı. Hatta şahsen de görüştük. Sağ olsun Sayın Bakanımız da bu süreci takip ediyordu; fonlarla ilgili açıklamaları vardı. Ağustos ayında yazdığımız müzekkereye en son soruşturma izni verildi. Fon soruşturması bu şekilde başladı. Başsavcılık ancak soruşturma izni verildiği zaman bu suçlara bakabiliyor. Şu an devam eden bir soruşturma süreci var.

Ama tabii ben şunu ifade etmek istiyorum: Özellikle Türk piyasası, Türk ekonomisi çok güçlü; bizim göz bebeğimiz. Buradaki küçük bir kısımdan meydana gelen bir hadiseyi genele yaymamak gerekiyor. Sürecin en başından beri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan süreci takip ediyor, anlık olarak bilgilendirme yapılıyor. Hazine ve Maliye Bakanımızla da sürekli olarak bu konuda görüşmeler yaptık, toplantılar düzenledik. Biliyorsunuz, en son Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Finansal İstikrar Komitesi / Koordinasyon Kurulu toplandı, Maliye Bakanımız da bu kurulda yer alıyor.
"Şimdi tabii biz 17 Eylül itibarıyla SPK tarafından, biliyorsunuz, fonların tasfiyesine karar verildi. Karar verildiği an biz başsavcılık olarak verilen soruşturma izinleri kapsamında bütün önleyici tedbirleri aldık. Özellikle şu an itibarıyla 85 şüpheli tutuklandı, 207 kişi hakkında işlem yapıldı. Bunları ekranlara da verebiliriz, rakamları... Ve birçok kişinin mal varlığı donduruldu. Aynı şekilde mal kaçırılmasının önlenmesi için de arkadaşlarımız gerekli tedbirleri aldılar. Çünkü biliyorsunuz, mal kaçırma çok yoğun yapılabiliyor. Soruşturma aşamasında da gördük Serdar Bey bunu.

Soruşturmadan iki gün sonra —yani isim vermeyeyim— fonlardan tutuklu olan bir şahsın eşi yurt dışına 40 milyon civarında bir havale, transfer için talimat vermişti. Ama tabii İstanbul Başsavcılığımızın yazısı uyarınca bu transfer talimatı önlendi.
Burada Devlet Denetleme Kurulu da devreye girdi. Biliyorsunuz, 'Özellikle burada kurumların bir ihmali var mı?' diye... Kurumlarımız çok saygın kurumlar. Bunların ihmali olup olmadığı konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız Devlet Denetleme Kuruluna görev verdi. Onlar inceleyecek; daha sonradan bir ihmal, kusur, kasıt ya da kötü niyet varsa kurumlarla ilgili de bir çalışma yapılacak.
Ama şunu söylemek istiyorum ben: Burada özellikle fon soruşturmasıyla ilgili biz şunu gördük. Gerçekten iyi niyetle, bir kısım vatandaşlarımızın dişinden tırnağından artırarak yatırdığı meşru bir yatırım var. Bunlar elbette normal. Ama bir de şunu gördük: Özellikle kapalı fonlarda ya da açık fonlarda tamamen aldıkları tüyolarla, içeriden aldıkları bilgilerle, manipülatif hareketlerle, kötü niyetle kısa sürede gir-çık yaparak inanılmaz, fahiş miktarda kazanılan paralar var.

Biz şu an zaten bunlarla ilgili soruşturmayı başlattık. Biz; SPK, Borsa İstanbul ve aynı zamanda biliyorsunuz Merkezi Kayıt Kuruluşu var, oradan gelen bütün listeler uyarınca, manipülatif hareketler yapan, kısa sürede fahiş ya da olağan dışı kazanç sağlayan tüm kişilere —bunların içinde şirketler de var, gerçek kişiler de var— karşı İstanbul Başsavcılığı olarak tedbir kararları koyduk.
Bunların bir kısmı tutuklandı, bir kısmı firari, yurt dışına çıkış yasakları var. Devam eden bir süreç var, bu tamamen bağımsız yargının gözetiminde. Ama burada şunu ben tekrar hatırlatmak istiyorum: Yani Türk piyasası, Türkiye fonları, Borsa İstanbul bizim göz bebeğimiz. Biz özellikle bunun altını çizmek istiyoruz. Burada yürüyen bir süreç var, biz titizlikle yürütüyoruz. Yatırımcılarımızın, iyi niyetli yatırımcılarımızın, hisselerimizin, şirketlerimizin özellikle bu süreçten etkilenmemesi lazım.

Burada da özellikle Cumhurbaşkanımız en baştan beri sürece el koyduğu için burada Cevdet Yılmaz —biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Yardımcımız— başkanlığında bir Finansal İstikrar Kurulu oluşturuldu. Özellikle bunlar kararlar alıyorlar. SPK, bağımsız kurul, bir kısım kararlar da aldı. Biz Başsavcılık olarak süreci takip ediyoruz. Ama biz sadece verilen izin kapsamında, yani SPK tarafından gönderilen listeler ve Borsa İstanbul ile Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından gönderilen listeler kapsamında işlem yapabiliyoruz. Yani sonuçta Başsavcılıkta teknik olarak veri yok. Bu rutin işlemler, günlük işlemler, borsanın işlemleri, devam eden süreçler tamamen bağımsız kurullar tarafından yürütülen süreçler.
Burada kurulan kurul, Sayın Cevdet Yılmaz başkanlığında kurulan kurul, kararlar aldı. Biz de katıldık toplantıya. Tabii SPK özellikle bir kısım kararlar aldı. Kendi aldığı kararlara göre burada iyi niyetli yatırımcının 1 milyon TL'ye kadar olan paralarının iadesi konusuna karar verildi. Şimdi burada bir sistem kuruldu, Serdar Bey, bunu anlatmak istiyorum ben. Özellikle bizim elimizde şu tespitler var: Az önce söylediğim gibi SPK'dan ve Borsa İstanbul'dan gönderilen kayıtlara göre başsavcı arkadaşlarımız ve savcı arkadaşlarımız şunu tespit ettiler: Kısa sürede manipülatif hareketlerle inanılmaz... Ve mesela 2 ayda girilmiş, çok yüksek miktarlarda çıkış yapılmış, yani bir kâr çıkışı yapılmış. Bunlarla ilgili bir çalışmamız var, listemiz var. Zaten bu kişiler tutuklandı, mal varlıklarına el koyduk. Buralarda özellikle kurulan kurulun kararları ve SPK'nın kararları uyarınca şahsi mallarına da el koyduk. Biliyorsunuz bu işte portföy yöneticilerinin, fon yöneticilerinin bütün mal varlığına el koyduk.

Bunlar belirlenen ilkeler çerçevesinde, TMSF'de de bir iade hesabı açıldı. Özellikle iade etmek isteyen, gönüllülük esasına göre iade etmek isteyen kişilere karşı... Dün TMSF Başkanımızla görüştüm, 5 kişi bu hesaplara iadede bulundu. Bunlar, bütün mal varlıkları hukuk çerçevesinde, hukuk ilkeleri çerçevesinde TMSF'ye devrediliyor. Daha sonra haksız kazanç sağlayan, fahiş kazanç sağlayan kişiler elbette TMSF'ye bunların iadesini yapacak. İadesini yaptıktan sonra da savcılık gerekli yazıyı yazacak.
SPK Kanunu, yani Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet, 107. maddesi var. Bu manipülasyon suçu burada düzenleniyor. Sizin söylediğiniz şekilde, yani zararın iki katını karşılaması etkin pişmanlık sebebi. Ama yani bu soruşturmanın kapanması, dosyanın kapanması anlamına gelmiyor. Sadece kanunda düzenlenen bir indirim sebebi. Yani zararı giderilenler hakkında bir işlem yapılmayacak algısı yanlış. Mutlaka onlarla ilgili işlem yapılacak ki şu an tutuklananlar var. Fahiş kazanıp da aynı şekilde yurt dışına çıkış yasağı ya da mal varlığı tedbiri uygulananlar da var. Devam eden bir süreç var burada."
Hakemler dosyası olarak adlandırılan dosya; resmî belgede sahtecilik ve mobbing iddiası üzerine bir soruşturma başlatılmıştı. Özellikle biliyorsunuz, bazı hakemlere ayrıcalık gösterilerek belirli maçlara verildiği, bazı hakemlerin klasman dışı bırakıldığı, bu konuda hakemlere mobbing yapıldığı hususunda bir soruşturma başlatılmıştı. Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Bey tutuklandı, devam eden bir süreç var.

Elbette burada biliyorsunuz hakemlerin resmî sınavları oluyor. Bu sınav sorularının önceden dağıtıldığı, bazı hakemlere mobbing yapıldığı, özellikle bazı hakemlere bilerek kötü not verilerek ya da disiplin süreçleri başlatılarak görev almasının engellendiği iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma yürüttü. Bildiğim kadarıyla dün iki hakem daha tutuklandı. Şu an gözaltı ve tutuklu sayısı beş, adli kontrol sayısı iki.
Devam eden bir süreç var ama ben şunu söylemek istiyorum: Türk futbolunun temiz olması lazım. Ben de takip ediyorum, bütün insanlarımız ekranları başından takip ediyor. Yani biz hakemlerin adalet çerçevesinde, hiç kimseye bağlı olmadan, kurallara riayet ederek maçları yönetmesini istiyoruz. Ama maalesef yürüttüğümüz soruşturmalarda bunun böyle olmadığını gördük. Buna dair dosyada deliller var. İşte bir kısım MASAK raporlarını sizler de paylaştınız, HTS kayıtları var, özellikle WhatsApp yazışmaları var. Merkez Hakem Kurulu Başkanı ile başka kişiler arasındaki yazışmalarda hakemlere baskı yapıldığı, mobbing uygulandığı ya da bazı hakemlerin bazı maçlarda özel olarak görevlendirildiği, aynı şekilde sınavlarında ayrıcalık tanındığı, sınav sorularının verildiği iddiasıyla devam eden bir süreç var. İnşallah, biz Türk futbolunun temiz olmasını istiyoruz.

Serdar Bey, hukukta şöyle bir durum vardır: Savcılarımız somut verilere göre, delillere göre hareket eder. Elbette bu konuda şikâyetler yapılmıştır, ihbarlar geliyordur ama somutlaştırmak gerekir. Yani şu derbi maçında şu hakemin kural hatasını kasıtlı olarak ya da bir menfaat karşılığında yaptığına dair somut bir veri olması lazım. Bu konuda elbette şikâyetler yapılmıştır ama burada hukuk delillere göre hareket eder. Sizin söylediğiniz bakımdan ben arkadaşlarla görüştüğümde bana bir şey olmadığını söylediler. Somut veri olması lazım; burada somut veri çok önemli. MASAK raporları önemli, HTS kayıtları önemli. Dediğiniz gibi hakemlere sınav sorularının önceden verilmesi, bazı hakemlerin özellikle mobbing yapılarak klasman dışı bırakılması, derbi maçlarına belirli bir hakem grubunun yönlendirilmesi; bunlar önemli. Ama somut veri varsa, sizin söylediğiniz gibi özellikle hakemlerin kural hatasını bilerek yaptığı ya da kötü niyetle yaptığı veya bir menfaat karşılığında yapıp yapmadığı, bunların hepsi araştırılıyor. Ama şu an için öyle bir şey yok sizin de söylediğiniz gibi.
Elbette, şimdi Futbol Federasyonu biliyorsunuz disiplin yönünden bakıyor, oranın kendi birimleri var. Ama tabii savcılık farklı bakıyor. Futbol Federasyonu o süreçte, özellikle bahis sürecinde de futbolcular, menajerler ya da bahis konusunda bize verileri vermişti. Ancak onların yürüttüğü süreç ile bizim yürüttüğümüz süreç farklı. Futbol Federasyonu disiplin cezası verebiliyor; disiplin olarak bir kulüp başkanına ya da bahse karışan birisine hak yoksunluğu cezası verebiliyor. Orada verilen hak yoksunluğu savcılık anlamında her zaman adli suç oluşturmayabiliyor, bizim baktığımız kriterler farklı. Biz tabii daha farklı değerlendiriyoruz. Örneğin bir yasa dışı bahis suçu olabilmesi için bir futbolcunun kendi maçında oynamış olması gerekiyor. Başka bir maçta oynadığı zaman, eğer futbolcu o maçta yer almamışsa bu adli açıdan suç sayılmayabiliyor. Ama Futbol Federasyonuna göre bu bir disiplin cezası konusudur. Bunların ikisinin kriterleri farklı. Onlarla da istişare halindeyiz, bize gerekli bilgi ve belgeleri veriyorlar. Yani şu an bir koordinasyon süreci var."
'Terörsüz Türkiye' süreci Yusuf Bey bizim için çok önemli; biz bunu 'Türkiye Yüzyılı' projesi olarak görüyoruz. Gerçekten 40 yılı aşkın bir süreden beri gençlerimiz, evlatlarımız, devletin güvenliği her anlamda maalesef zarara uğratıldı. Bizim artık geleceğimiz, yani bu süreçten dönüş yok; ok yaydan çıktı. Meclisimize, sağ olsun özellikle destek veren Sayın Milletvekillerimize ben teşekkür ediyorum. Sayın Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş Bey gerçekten önderlik yaptı. Bu konuda 467 gibi yüksek bir rakamla kabul edildi. Yasanın kabul edilmesi farklı, bu kanunun yürürlüğe girmesi farklı. Kanunun yürürlüğe girebilmesi için elbette birinci madde var: Örgütün tüm unsurlarıyla ve silahlarıyla birlikte tasfiye edilmesi süreci var.

Bu Terörsüz Türkiye sürecinde biliyorsunuz bir kurul oluşturuldu. Bu kurul, Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz Başkanlığında; bizler de Adalet Bakanlığı olarak bu kurulda yer alıyoruz. Toplantılar yapıldı, iki defa toplandık. Alt kurullar kuruldu, devam eden bir süreç var. Özellikle örgütün tasfiyesinin tüm unsurlarıyla birlikte tespiti ve tasdiki mekanizması var. Bu tabii Milli Güvenlik Kurulu tarafından yürütülüyor. Bununla ilgili hem Milli Savunma Bakanlığımız hem İstihbarat Başkanlığımız hem de Milli Güvenlik Kurulumuz çalışıyor. Süreç devam ediyor, çok şükür şu ana kadar iyi gidiyor. Özellikle yargı olarak biz, bu süreci sabote etmek/provoke etmek isteyen maalesef bazı oluşumlar karşısında yumyumayacağız, göz açtırmayacağız. Statlarda kontrollerimizi yapıyoruz, İçişleri Bakanlığımızla da istişare halindeyiz. Yani bu sürecin nihayete ermesi bizim için çok önemli. Terörsüz Türkiye demek, insanlarımızın artık enerjilerini ve güçlerini yatırıma, üretime yöneltmesi demek; oradaki gençlerimizin yeni bir iş potansiyeline kavuşması demek. İnşallah sürecin tamamlanmasını temenni ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Sayın Devlet Bahçeli'nin özellikle cesur çıkışlarıyla birlikte bu süreç başladı. İnşallah tamamına erer, biz de bu sürecin Adalet Bakanlığı olarak takipçisiyiz.
Özellikle faili meçhul suçlar konusunda toplumda bir duyarlılık olduğunu biliyordum Adalet Bakanı olunca. Biz bu hassasiyeti Gülistan Doku olayında da gördük. Gülistan Doku gencecik bir kızımız; cinayet mi, intihar mı derken bir kargaşa vardı ama şu an olayın rengi net olarak ortaya çıktı. Bu hassasiyetten sonra arkadaşlarımızla istişare yaptık. Bakanlığımızın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde sadece bu suçlara ve dosyalara bakan bir birim kurduk: Faili Meçhul Suçlarla Mücadele ve Araştırma Daire Başkanlığı.

Mahkemelerden özellikle faili meçhul kalmış dosyaları aldık; 640 civarında dosya aldık. Buradaki arkadaşlarımız teknik bir ekip. Bunlar doğrudan soruşturma yürütmüyorlar; bu dosyalarla kararlılıkla mücadele edilmesi konusunda savcılarımızı ve başsavcılarımızı teşvik ediyorlar. Yeni teknolojiyi kullanıyoruz. Suç tarihi itibarıyla 20 yıl önce işlenmiş bir cinayetteki delil elde etme yöntemi ile şu anki mevcut teknolojide delil elde etme yöntemi çok farklı. Adli tıp, HTS baz istasyonu çakıştırması, genetik inceleme... Bunlar şu an çok daha hızlı ve güncel bir şekilde yapılabiliyor. Biz tamamen bu amaçla kurduk.
Ben her zaman şunu söylüyorum: Suç ne kadar karanlığa gömülürse gömülsün, elbette bir gün gün yüzüne çıkar. Bu, devletin gücünü ve adalet mekanizmasının işlediğini gösterir. Vatandaşlarımız da bundan çok memnun. Özellikle 20 yıl önce aydınlatılmamış, tozlu raflarda kalmış bir cinayetin sanığının adalet önünde hesap vermesi çok önemli. Biz bu sürece ve daire başkanlığına çok önem veriyoruz. Ancak bizim yaptığımız doğrudan bir soruşturma değil; teknik olarak arkadaşlarımızla istişare ve iş birliği halinde çalışıyoruz. 20 yıl önce işlenen bir cinayette gözden kaçırılan bir husus varsa farklı bir bakış açısı getirilebiliyor. Teknik bir birim kurduk, onlar talimat doğrultusunda olay yerine gidip gerekirse inceleme yapabiliyorlar.

Olumlu dönüşler de aldık. Biliyorsunuz Muhsin Yazıcıoğlu, Gülistan Doku... Bunlar toplumda hassasiyet oluşturan, toplum vicdanını yaralayan olaylar. Bunların şu ana kadar çözülmemiş olması, çözülmeyeceği anlamına gelmiyor. Çok olumlu dönüşler aldık ve şu ana kadar 56 dosya aydınlatıldı. Yani raflarda tozlanmış 56 dosyayı çıkardık ve hukuk çerçevesinde cinayeti işleyenleri adalet önüne çıkardık. Burada Fenerbahçe otobüs saldırısından tutun da baktığımız çok çeşitli dosyalar var. Uğur Mumcu dosyasına da bakıyoruz. Yine yakın zamanda MİT mensubumuz Kaşif Kozinoğlu'nun 2011 tarihinde cezaevindeki ölümünün şüpheli olup olmadığını tespit etmek için ona da bakıyoruz.
Vatandaşımız için önemli olan şu: Vatandaşımız diyor ki 'Adalet ne olursa olsun kararlılıkla işliyor, bu şahısların yaptıkları yanına kâr kalmıyor.' Biz bu iradeyi ve kararlılığı göstermek için bu birimi kurduk. Savcı arkadaşlarımızla sürekli görüştüğümüz için çok şükür 56 tane aydınlatılmamış cinayeti ortaya çıkardık.
2009 yılındaki helikopter kazası sebebiyle rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nu tekrardan rahmetle yâd ediyorum. Onunla ilgili biliyorsunuz yakın zamanda Ankara Başsavcılığımız ikinci bir operasyon yaptı. FETÖ o tarihlerde devletimizin bütün kurumlarına, bütün kılcal damarlarına maalesef sızmıştı. Biz şu an gördüğümüz geniş pencereden, bunun FETÖ örgütünün talimatıyla gerçekleşen örgütsel bir eylem olduğuna kanaat getirdik. İrademiz ve yaptığımız operasyonlar o yönde.
Somut delil bazında anlatmak gerekirse: F-4 pilotunun bizzat kendisinin ve eşinin Adil Öksüz ile görüşmeleri, olay gününden önce Elazığ mahrem imamlarıyla toplantı yapılması, Adil Öksüz'ün olaydan önce Türkiye'ye gelip toplantıya katılması ve olayın gerçekleştiği günden bir gün önce yurt dışına çıkması gibi somut deliller var. Aynı şekilde 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ortaya çıkan ByLock yazışmalarında bu olaya atıf yapılması; 'Tereyağından kıl çeker gibi bu olayı yaptık, hocamız çok memnun' şeklinde yazışmaların bulunması, F-4 pilotunun eşinde Adil Öksüz'ün parmak izinin bulunması ve HTS baz istasyonu kayıtları gibi birçok delil ve emare mevcut. Yani geniş pencereden baktığımız zaman, bunun o tarihlerde devletin kılcal damarlarına çöken hain örgüt tarafından yapıldığına dair Ankara Başsavcılığımızda oluşan kanaat yüksek. İkinci bir dalga yapıldı biliyorsunuz; ilk dalgada tutuklamalar olmuştu, ikinci operasyon da gerçekleştirildi. Devam eden bir süreç var, tamamen bağımsız yargı tarafından işleyen bir süreç. Ancak sorunuza tekrar dönecek olursak, bunun örgütsel eylem olduğuna dair çok fazla delil var.
Kaşif Kozinoğlu devletin dış operasyonlarında görev almış bir MİT mensubuydu. Kendisi hakkında o zaman maalesef FETÖ terör örgütü tarafından başlatılan Ergenekon-Balyoz soruşturma sürecinde Türkiye'ye gelmesi isteniyor; geliyor ve tutuklanıyor. 2011 yılında Silivri Cezaevindeyken gerçekleşen ölümünün sebebi o tarihte kalp krizi olarak adlandırılmıştı.

Burada bir cezaevi personelinin ihbarı üzerine soruşturma başlatıldı. Cezaevi personeli olayı çok net anlattı; bunun bir örgüt tarafından yönlendirildiğini, kalp krizi olmadığını, müdahalede geç kalındığını ifade etti. Bununla ilgili Silivri Başsavcılığımız bir süreç yürütüyor. Elbette daha önce verilen takipsizlik kararı kaldırıldı; gözaltılar ve tutuklamalar yapıldı. Bildiğim kadarıyla 9 tutuklu var. Fethi kabir yapıldı, öncelikli olarak kesin ölüm sebebini öğrenmemiz gerekiyor. Kalp krizini tetikleyen bir ilaç kullanımı mı var, geç müdahale mi var yoksa doktorlar bilerek mi göz yumdu? Bunu tespit etmemiz gerekiyor.

Fethi kabir yapıldı ancak Adli Tıp Kurumu henüz rapor sunmadı, incelemeler sürüyor. İtirafçı beyanları ve tutuklamalar var, şu an devam eden bir süreç. Biz de takip ediyoruz. Bu da aynı şekilde Faili Meçhul Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının yapmış olduğu çalışmalar kapsamında gün yüzüne çıkan bir dosya. Biz de merak ediyoruz ama Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız soruşturmayı tüm yönleriyle yürütüyor. Adli Tıp Kurumu raporunun sonucunu bekliyoruz. Ancak gelinen aşamada, rahmetlinin doğal bir ölümden ziyade bir müdahale sonucu öldüğüne ilişkin tespitler var. Soruşturma süreci devam ettiği için daha fazla detay paylaşamıyorum
Kurtlar Vadisi'ni tabii biliyorsunuz, bunun bir bölümünde... Tam olarak şu an hatırlayamıyorum. Burada aynı karakter, yani ölüm gerçekleşmeden önce Kazım Kaşifoğlu isimli bir karakter, aynı şekilde bir devlet görevlisi ve Silivri Cezaevinde. Olay birebir benziyor. Çünkü 16 dakikalık bir elektrik kesintisi var. Yani henüz söz konusu 2011 tarihli Kaşif Kozinoğlu vefat etmeden önce bu dizide işlenmiş, birebir işlenmiş. Daha sonra, iki gün sonra da Kaşif Kozinoğlu'nun ölümü gerçekleşiyor.

Buradaki savcı arkadaşlarımız senaristleri bilgi sahibi sıfatıyla dinlediler. Yani 'Siz bunu nereden biliyordunuz?' diye soruldu. Çünkü birebir canlandırma aynı: Oradaki karakter ismi benziyor, karakter devlet görevlisi, yer Silivri Cezaevi, elektrik kesintisi yaşanıyor... Ve daha sonra bakıyoruz, Kaşif Kozinoğlu'nun 2011 tarihindeki ölümüyle ilgili detaylar birbirini tutuyor. Bu elbette bir şüphe gerektiriyor. Buradaki savcı arkadaşlarımız tabii bu senaryoyu yazan üç kişiyi bilgi sahibi/tanık olarak dinlediler. Şu an araştırmalar devam ediyor ama bu dediğiniz gibi şüpheli bir durum. Yani olay dizide yayınlandıktan iki gün sonra gerçek eylem gerçekleşiyor.

Tabii, birebir bakın: Cezaevindeki elektrik kesintisi de var. Bu gerçekte de yaşanıyor, dizide de var. Yani sanki dizide prova ediliyor, iki gün sonra bu olay gerçekleşiyor. Elbette bu bir şüphe. Şüphe olduğu için savcı arkadaşlarımız da mecburen buradaki senaristleri bilgi sahibi olarak dinlediler. Bu araştırılması gereken bir konu. Evet, FETÖ'nün o dönem diziler yoluyla pek çok mesaj verdiğini hepimiz biliyoruz."
Alihan Kuriş suç örgütüyle ilgili olarak örgüt kurma ve yönetme iddiasıyla mali yönden bir inceleme yapılmıştı. Nitelikli dolandırıcılık ve kara para aklama suçlarıyla ilgili bir soruşturma başlatılmıştı. Geçen bir operasyon yapıldı; bildiğim kadarıyla şu an 100 civarında tutuklu sayısı var, el konulan şirketler var. Bu konuda Ankara Başsavcılığımız araştırmalarını sürdürüyor.

Özellikle Alihan Kuriş örgütün lideri olarak görünen kişi. Onun tutuklanmasından ve şahsi hayatını lüks içinde yaşadığının ortaya çıkmasından sonra örgütün alt kademelerinde bir çözülme başladı. Yeni itirafçı beyanları geliyor. Alihan Kuriş'in yaşamış olduğu şatafatlı hayattan dolayı alt tabakada bir serzeniş var, bu nedenle itirafçı beyanları artmaya başladı. Ankara Başsavcılığı konuyu titizlikle araştırıyor.

Şu an bildiğim kadarıyla 162 şüpheli, 100 tutuklu ve 26 adli kontrol tedbiri var. El konulan şirketler mevcut; bu şirketler kayyum olarak TMSF'ye devredildi. Devam eden süreç tamamen mali yönden yürütülüyor. Özellikle örgüt kurma, dolandırıcılık ve kara para aklama kapsamındaki bu soruşturmada yeni itirafçı beyanlarıyla birlikte bir çözülme yaşanıyor. Ankara Başsavcılığımız hukuk kuralları çerçevesinde soruşturmayı sürdürüyor
Süresiz nafaka, yoksulluk nafakası Türk Medeni Kanunu'nun 175 ve 176. maddelerinde düzenlenmiştir. Anayasa Mahkememiz, bir ilk derece mahkemesinin başvurusu üzerine bu konuda bir iptal kararı verdi ve yeni bir kanun yapılması için 9 ay süre tanıdı. Biz Meclis kapanmadan önce süresiz nafakayla ilgili bir çalışma yapmıştık. Tabii Meclisimiz açıldı; bu konudaki paketi inşallah Meclise sunacağız.

Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını ben de okudum. Orada belirtildiği gibi mevcut uygulama hakkaniyete biraz aykırı. Özellikle bir günlük evlilik yapıp ömür boyu nafaka almak hem vicdanlara hem de hakkaniyete aykırılık oluşturuyor. Yapacağımız yeni teklif ve düzenlemeyle daha adil, daha hakkaniyetli bir sistem getirmek istiyoruz.

Burada elbette kadınlarımızın mağdur olmaması gerekiyor. Bu doğrultuda hâkimlerimize bir takdir yetkisi veriyoruz. Aile mahkemesi hâkimimiz tarafları bizzat dinleyerek, onların sosyal ve ekonomik durumları ile kusur durumlarını dikkate alarak gözlemine göre gerekirse tekrardan süresiz nafaka kararı verebilir veya nafaka için belirli bir süre koyabilir. Hâkimlerimiz somut olaya, tarafların ekonomik durumlarına ve mağduriyet durumlarına göre hakkaniyet kuralları çerçevesinde karar alabilecekler.
Bu şekilde bir düzenleme hazırladık. Süreçte evlilik süresi de dikkate alınacak. Ancak hâkimimiz durum ve şartlara göre isterse eskisi gibi süresiz nafaka verebileceği gibi belirli bir süre de tayin edebilecek. Anayasa Mahkememizin iptal kararından sonra elbette yeni bir hukuki düzenleme yapılması gerekiyor. İnşallah bunu Meclisimize sunmayı düşünüyoruz. Sayın milletvekillerimiz de takdir ederlerse bu konuda Mecliste gerekli çalışma yapılacaktır.
Tabii, Finansal İstikrar Kurulu kararlar aldı. Ben de bu kurulda olduğum için biliyorum, burada kesinlikle öyle bir şey yok. Bakın Serdar Bey, burada haksız kazanç sağlayan ile yasal, yani meşru kazanç sağlayanı ayırmamız lazım. Şu an bizim operasyon yaptığımız bu fon sahipleri gibi, aynı şekilde manipülasyon yapanlar olduğu gibi haksız ve fahiş kazanç sağlayanlara ilişkindir.

Burada kesinlikle bunların bütün mal varlıklarına el koyduk. Haksız kazançların sonuna kadar üzerine gideceğiz ve bunları iade ettireceğiz, nitekim iade de ettiriyoruz. Mal varlıklarına el koyup TMSF'ye devrediyoruz. Kurulun almış olduğu kararlarda kesinlikle vatandaşlarımıza —yani bu borsalarda, hisselerde ya da fonlarda dahli olmayan vatandaşlarımıza— bir külfet getirilmeyecek, bunun altını net olarak çiziyorum. Kesinlikle ucu kime giderse gitsin, ismi ne olursa olsun kararlılıkla mücadele ediyoruz. Bakın; tutuklamalar yapıldı, tüm mal varlıklarına, taşınmazlarına el koyduk. Kaçırdıkları malları mutlaka getireceğiz. TMSF de hukuk kuralları ve kurulun almış olduğu kararlar çerçevesinde bunları yine yatırımcılara, Tazmin Merkezine ödettirecek.

Burada zaten işleyen bir süreç var. Biz elbette bu işin teknik kısmını bilmiyoruz, sadece adli süreci yürütüyoruz. Ama vatandaşlarımız şundan emin olsunlar: Fahiş kazanç elde eden, haksız ve meşru olmayan yollarla kısa sürede kazanç sağlayan kişiler ile meşru bir şekilde bu fonlara ve hisselere giren vatandaşlarımızı birbirinden ayırıyoruz. Bu paraların sonuna kadar hazineye kazandırılması için hukuk kuralları çerçevesinde elimizden geldiğince çalışıyoruz. Şahsi mallarına da el koyduk, kaçırdıkları mallara da el koyduk. Sizin de takip ettiğiniz gibi teker teker bulduk; özel aldığı evleri bulduk, başkasına devrettiği villaları bulduk ve hâlen de çalışıyoruz. Biz bunların tamamını hazineye kazandıracağız. Daha sonra da Kurulumuz ve SPK, aldığı kararlar ve hukuk kuralları çerçevesinde bunların aktarımını gerçekleştirecektir