Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Ege ve Doğu Akdeniz’de tansiyon yeniden yükseliyor. Türkiye ile Yunanistan’ı karşı karşıya getiren NAVTEX restleşmesinin arkasında yalnızca askerî tatbikatlar değil, milyarlarca dolarlık enerji ve denizaltı kablo projeleri de var.
Peki, Atina’nın hamlesi Ankara’ya ne mesaj veriyor? Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Esat Arslan, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a yaptığı değerlendirmede 2020’deki Oruç Reis krizini hatırlatarak kritik uyarıda bulundu: “Kışa doğru yeni bir NAVTEX krizi yaşanabilir.”

Ege ve Doğu Akdeniz'de yeniden NAVTEX restleşmesi yaşanıyor. Bu gerilimin arkasında ne var?
Prof. Dr. Esat Arslan: Doğu Akdeniz'de yeni bir restleşmeye doğru gidiyoruz. Türkiye ve Yunanistan'ın bir kez daha karşı karşıya olduğunu ifade etmek istiyorum. Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz konularında tırmanan gerilim, artık bölgede doğal bir görünüm kazanmaya başladı. Bu durumun yeni bir restleşmeye yol açtığını ilk olarak söyleyebilirim.
Ankara'nın özellikle deniz yetki alanlarını tartışmaya açmaya çalışan Atina'nın ikili tutumuna karşı bir duruş sergilediğini görüyoruz. Yunanistan'ın Fransa ve İtalya'yı da bu konuya dâhil etmeye çalıştığını görmekteyiz. Türkiye'nin Yunanistan'ı bir kez daha sert bir şekilde uyardığını söyleyebilirim. Şu anda Ege ve Doğu Akdeniz'de üç ayrı NAVTEX aynı anda çakışıyor. Bu yüzden gerilim yüksek görünüyor.
İlk bakışta bunu söylemekte yarar var. Ancak teknik olarak bu restleşme, 2020'deki gibi bir savaş gemisi restleşmesi değil. Daha çok hukuki pozisyonun kayda geçirilmesini ön plana çıkardığını ifade etmemiz lazım.

Peki, gerilimin arkasında ne var? İki ayrı projeden söz edebiliriz. Bunların aynı deniz alanına denk geldiğini ifade etmek istiyorum.
Yunanistan'ın Eunomia tatbikatı, 15 Ekim'de ilan edilen ve 16-22 Ekim tarihleri arasında Fransa, İtalya ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile gerçekleştirilen tatbikatla bu konunun özdeşleştirilmeye çalışıldığı bir olay.
19 Ekim'deki en kritik nokta, Meis'in güneyinde ve Çoban Adası olarak da bilinen Yunanistan'ın Kasos Adası çevresinde canlı atışlı bir tatbikat yapılması. Bölgede denizaltı kabloları da bulunuyor.
Biliyorsunuz, Great Sea Interconnector dediğimiz bir elektrik kablosu projesi var. İsrail'den başlayıp Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Girit üzerinden uzanan bu proje, bölgedeki enerji bağlantıları açısından önemli. Diğeri de hep alışık olduğumuz EMC, yani East to Med Corridor olarak adlandırılan Asya-Avrupa internet veri kablosu projesi.

Rük gemisinin 21 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında jeofizik çalışma yapacağı duyuruldu. Her iki projenin güzergâhı da Türkiye'nin Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasını ve Türkiye'nin kıta sahanlığı olarak ilan ettiği alanı kesiyor. Bunun bilinçli bir şekilde yapıldığını söyleyebilirim. Yunan basını da bu tatbikatın Türkiye'ye mesaj vermek amacı taşıdığını açıkça yazıyor.
Yani özellikle Yunanistan tarafından bir meydan okumayla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Türkiye, 25 Eylül'de 27 Ekim'e kadar beş bölgede tatbikat yapılmasına ilişkin NAVTEX ilan etmişti.
NAVTEX'i de doğru anlamamız gerekiyor. Navigational Telex, yani denizcilere duyuru anlamına geliyor. Burada tatbikat var, araştırma var ama aynı zamanda dikkatli olunması gerektiği bildiriliyor. NAVTEX denildiğinde bunun farklı bir hukuki olgu olarak algılanmaması gerekiyor.
Yunanistan'ın 12-20 Ekim tarihleri arasındaki faaliyetlerine karşılık Türkiye'nin şimdi Eunomia tatbikatına yönelik NAVTEX ilanlarıyla olası restleşmenin ortaya çıktığını görüyoruz.

Türkiye'nin Yunanistan'ın tatbikat ilanına karşılık yayımladığı NAVTEX, Atina'ya nasıl bir mesaj veriyor?
Prof. Dr. Esat Arslan: 16 Ekim'de Antalya istasyonu üzerinden de 1018/26 numaralı bir NAVTEX yayımlandığını düşünüyorum. Burada verilmek istenen mesaj, söz konusu bölgenin Yunanistan'ın değil, Türkiye'nin sorumluluğunda olduğu ve Yunan istasyonunun bu konuda yetkili olmadığı yönünde. Burası Türk kıta sahanlığı olarak değerlendiriliyor.
İkinci NAVTEX'te ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin EMC araştırmasına karşı çıkılıyor. Doğrudan ifade etmek istiyorum: Larnaka istasyonunun bu konuda duyuru yetkisi olmadığı, söz konusu sahanın Türkiye'nin kıta sahanlığı olduğu belirtiliyor.
Türkiye ile Yunanistan arasında, Yunanistan'ın Ege olarak adlandırdığı Adalar Denizi'nde kıta sahanlığı meselesi önemli sorunlardan biri.
Peki, bunun diplomatik karşılığı ne? Türkiye açıkça, Dışişleri Bakanlığının da sık sık kullandığı ifadeyle, oldubittiye, yani de facto duruma izin vermeyeceğini söylüyor. Bu önemli.
Kablo döşemek için kıta sahanlığımda benim yazılı onayım gerekiyor. Benim yazılı onayım olmadan bu işi yapamazsınız. Koordinasyon olmadan geçemezsiniz, diyor. Fransa'yı ve İtalya'yı yanına almak, mevcut statüyü hiçbir şekilde değiştirmez. Ben oradayım, benim kıta sahanlığım üzerinde oldubittiye izin vermem, mesajını veriyor.
Yunanistan'a yönelik mesajı değerlendirirken 2020'deki Oruç Reis krizini hatırlamak gerekiyor. Kabloyu döşemek istiyorsan araştırma gemine donanma refakati gerekir. Bu da senin için risk oluşturur, şeklinde bir yaklaşım söz konusu.

NAVTEX ilanları uluslararası hukuk bakımından ne ifade ediyor? Tek başına deniz yetki alanları konusunda hukuki bir sonuç doğuruyor mu?
Prof. Dr. Esat Arslan: Bu, hepimizin ve özellikle vatandaşlarımızın merak ettiği önemli bir konu. NAVTEX'in hukuken ne ifade ettiğini doğru anlamak gerekiyor.
NAVTEX tek başına egemenlik oluşturmaz. Az önce de ifade etmeye çalıştığım gibi, denizcilere duyuru anlamına gelir. Bir bölgede tatbikat veya araştırma yapılacağını bildirmek, denizcileri dikkatli olmaları konusunda uyarmak amacıyla yayımlanır.
Uluslararası deniz hukuku açısından önemli olan nokta şu: Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde de deniz yetki alanları, NAVTEX ilanıyla belirlenmez. Bu alanlar anlaşmalar, kıta sahanlığına ilişkin hukuki esaslar ve mahkeme kararları çerçevesinde değerlendirilir.

Ancak siyasi kayıt çok önemli. Eğer bir ülke, kendi kıta sahanlığında başka bir ülkenin faaliyeti gerçekleşirken itiraz etmezse bu durum, ileride zımni kabul tartışmalarına konu olabilir. Türkiye, böyle bir kabulün söz konusu olmadığı yönündeki tutumunu ortaya koymak için her seferinde karşı NAVTEX yayımlıyor. Bana göre bu doğru bir hareket tarzı.
Yani Türkiye, itirazını kayda geçiriyor. NATO terminolojisiyle ifade edecek olursak rezervini koyuyor; hakkını saklı tuttuğunu belirtiyor.
Bu nedenle itirazların kayıt altına alınması önemli. NAVTEX tek başına bir deniz alanı kazandırmaz ancak ileride bir mahkemeye gidildiğinde, “Ben 2026 yılında itiraz ettim” demek ve bunu belgelemek açısından delil niteliği taşıyabilir.


Bu gelişmeler Türkiye ile Yunanistan arasındaki normalleşme sürecini nasıl etkiler?
Prof. Dr. Esat Arslan: Normalleşme süreci etkilenir ama kopmaz. 2023 tarihli Atina Bildirgesi'ni hatırlayın. Erdoğan ve Miçotakis arasındaki görüşmeler devam ediyor. Bu görüşmeler için bir model ortaya konuldu. Siyasi diyalog ayrı, teknik ve askerî gerilimler ayrı ilerliyor.
Dışişleri Bakanlığı pozitif gündemden söz ediyor, savunma tarafında ise Mavi Vatan yaklaşımı öne çıkıyor. İkisi de paralel bir şekilde ilerliyor.
Yaşananlar 2020'deki gibi değil. O dönemde fırkateynler birbirini kilitlemişti. Şimdi ise gemiler arasında doğrudan bir temas yok. Daha çok bir anons savaşı, adeta bir alanı işaretleme mücadelesi söz konusu. Doğu Akdeniz'deki restleşme de bu şekilde ortaya çıkıyor.
Türkiye'nin kıta sahanlığını kesen ve Güney Kıbrıs üzerinden İsrail'e uzatılması planlanan denizaltı elektrik kablosu projesi için hazırlıklarını sürdüren bir Atina faktörü var. Projenin güzergâhıyla örtüşen bölgede çok uluslu bir askerî tatbikat düzenlenmesi de bu durumu ortaya koyuyor.
Yunanistan hükümeti, gerekli duyuruların yapılmasının Yunan makamlarının yetki alanına girdiğini belirtiyor. Ayrıca projenin uygulanması için Türkiye'den izin alınmasının gerekmeyeceğini savunuyor.
Karşılıklı restleşme sürerken, Yunanistan'ın denizaltı kablosu projesi için anlaştığı Fransız gemisi Abella Marengo da bölgede araştırma yapmaya hazırlanıyor. Yunan basınında 2026 yılı için Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gaz boru hattı planladığı, bu kablo projesinin de buna karşı bir hamle olduğu yönünde değerlendirmeler yer alıyor.
Bütün bunlar, enerji güvenliği ve enerji arz güvenliği rekabetinin normalleşme sürecinin önüne geçmeye başladığını gösteriyor.

Önümüzdeki günlerde bizi ne bekliyor?
Prof. Dr. Esat Arslan: Önümüzdeki günlerde ne olacağına baktığımızda, bugünden başlayarak 22 Ekim'e kadar Eunomia tatbikatının canlı atış safhası gerçekleştiriliyor. Özellikle Kasos civarının kritik olduğunu ifade etmek istiyorum. Yunanistan'ın Kasos Adası olarak adlandırdığı, bizim için Çoban Adası olan bölge çevresindeki canlı atışlı tatbikatlar, NAVTEX ilanları nedeniyle önem taşıyor.
22 Ekim, tatbikatın son günü olması nedeniyle en riskli gün olarak değerlendirilebilir.
21 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin EMC araştırma gemisi sahaya girecek mi? Girerse Türk Deniz Kuvvetleri tarafından izlenecektir. Muhtemelen NAVTEX ilanına konu olan bölgede gemi taciz edilmeyecek ancak yakından takip edilecektir.
Kasım ayında Great Sea Interconnector kablosuna ilişkin ihale kararı da gündeme gelebilir. Avrupa Birliği bu projeyi finanse ediyor, Fransa da destekliyor. Türkiye ise izin vermeyeceğini söylüyor.
Eğer kablo döşeme gemisi bölgeye gelirse 2020'deki Oruç Reis krizine benzer bir filo krizi yaşanabilir.
Kısa vadede kendi şahsi kanaatimi ifade etmek istiyorum: Bir çatışma beklemiyorum. Ancak kablo projeleri ertelenmezse kışa doğru yeni bir NAVTEX krizi daha yaşanabileceğini düşünüyorum. Şimdilik, az önce de ifade ettiğim gibi, taraflar anonslarla alanı işaretliyor.