Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin deniz yetki alanları açısından kritik öneme sahip Türkiye-Libya anlaşmasında yaşanan son gelişme, bölgedeki güç dengelerini yeniden gündeme taşıdı. Libya Temsilciler Meclisinin anlaşmaya yönelik kararı, Türkiye’nin Mavi Vatan stratejisi ve Libya’nın doğusu ile batısıyla geliştirdiği ilişkiler açısından yeni bir dönemi açıyor.
Katar Lusail Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Muhammed Mazhar Şahin, anlaşmanın Türkiye’ye sağlayacağı stratejik kazanımları Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a değerlendirdi.

Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması nedir?
Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması, 27 Kasım 2019’da imzalanan ve iki ülkenin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarını belirleyen stratejik bir anlaşmadır. Bu anlaşmayı yalnızca teknik bir sınırlandırma metni olarak değerlendirmek, ortaya koyduğu jeopolitik anlamı gözden kaçırmak olur. Çünkü mesele, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarını koruması, denizlerden dışlanma girişimlerine karşı kendi tezlerini ortaya koyması ve Mavi Vatan yaklaşımını diplomatik zeminde somutlaştırmasıdır.
Türkiye, Doğu Akdeniz’in en uzun ana kara kıyılarından birine sahiptir. Buna rağmen Yunanistan’ın adalara geniş deniz yetki alanları tanıyan yaklaşımı, Türkiye’nin denizlerdeki hareket alanını daraltmayı hedeflemektedir. Türkiye-Libya anlaşması, bu yaklaşım karşısında Türkiye’nin kendi coğrafi konumunu, kıyılarını ve millî çıkarlarını esas alan tarihî bir adımdır.
Türkiye, Doğu Akdeniz’de kendisine biçilen sınırları kabul etmek yerine kendi haklarını ve tezlerini ortaya koymuştur. Anlaşmanın temel stratejik anlamı budur.

Anlaşmada belirlenen deniz sınırı hangi coğrafi alanı kapsıyor? Harita üzerinde nasıl bir hat görülüyor?
Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Haritada Türkiye’nin güney kıyıları ile Libya’nın kuzey kıyıları arasında, Doğu Akdeniz’de uzanan bir deniz yetki alanı sınırlandırması görüyoruz. Bu hat, Girit Adası’nın doğu ve güneydoğusuna yakın deniz sahasından geçerek iki ülkenin deniz yetki alanlarını belirliyor.
Anlaşmayla Türkiye ve Libya, karşılıklı mutabakata dayanan bir sınırlandırma ortaya koymuştur. Böylece Türkiye’nin güney kıyıları ile Libya’nın kuzey kıyıları arasındaki coğrafi ilişki, iki ülkenin hak ve çıkarları temelinde ele alınmıştır.
Buradaki kritik nokta şudur: Yunan adalarının varlığı, Türkiye’nin Anadolu kıyılarından kaynaklanan deniz yetki alanlarının yok sayılması için bir gerekçe oluşturamaz. Adaların sınırlandırmadaki etkisi, coğrafi koşullar ve hakkaniyet ilkesi çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Türkiye-Libya anlaşması, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin deniz yetki alanlarını koruması bakımından stratejik bir dayanak oluşturmuştur.

Anlaşma iki ülkeye denizlerde hangi hakları sağlıyor?
Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Anlaşma, Türkiye ile Libya’nın kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasına ilişkin mutabakatını ortaya koymaktadır.
Kıta sahanlığı, deniz yatağı ve toprak altındaki doğal kaynaklar üzerinde haklar sağlar. Münhasır ekonomik bölge ise uluslararası deniz hukuku çerçevesinde deniz yatağı, toprak altı ve su kütlesindeki belirli ekonomik faaliyetler bakımından kıyı devletine egemen haklar ve yetkiler tanır.
Bu haklar, başta petrol ve doğal gaz olmak üzere denizlerdeki doğal kaynakların araştırılması ve işletilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Anlaşma aynı zamanda iki ülkenin Doğu Akdeniz’deki stratejik iş birliğini güçlendirmekte ve deniz yetki alanları konusundaki ortak iradesini ortaya koymaktadır.
Türkiye açısından mesele yalnızca enerji kaynakları değildir. Deniz ulaşımı, jeopolitik hareket alanı, bölgesel nüfuz ve Doğu Akdeniz’deki hakların korunması da anlaşmanın stratejik boyutları arasındadır.

Türkiye açısından anlaşmanın en somut kazanımı nedir?
Dr. Muhammed Mazhar Şahin: Türkiye açısından en somut kazanım, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin tezlerini Libya ile imzaladığı bir anlaşmayla somutlaştırması ve Mavi Vatan yaklaşımını diplomatik zemine taşımasıdır.
Ancak bugün geldiğimiz noktada anlaşmanın siyasi anlamı da en az deniz yetki alanları kadar önemlidir. Libya Temsilciler Meclisinin 20 Ekim 2026’da anlaşmayı onaylaması, Türkiye-Libya ilişkileri açısından yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır.
Türkiye artık Libya’da yalnızca batıdaki yönetimle ilişkileri üzerinden değerlendirilebilecek bir ülke değildir. Libya’nın doğusundaki siyasi aktörlerin de anlaşmaya onay vermesi, Türkiye’nin Libya’daki diplomatik kabul alanının genişlediğini göstermektedir. Bu gelişme, Türkiye’nin Libya politikasının daha geniş bir siyasi zeminde karşılık bulması ve iki ülke arasındaki ilişkilerin kurumsallaşması açısından önemlidir.
Bunun jeopolitik anlamı açıktır: Türkiye, bir yandan Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin haklarını korurken diğer yandan Libya’nın farklı siyasi merkezleriyle ortak çıkarlar temelinde ilişkiler geliştirebilmektedir. Böylece Türkiye-Libya iş birliği, yalnızca iki taraf arasındaki bir anlaşmanın ötesine geçerek bölgesel dengeleri etkileyen stratejik bir boyut kazanmaktadır.
Sonuç olarak Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarını koruma iradesinin ve bölgesel güç olma iddiasının somut göstergelerinden biridir. Libya’nın doğusu ve batısıyla ilişkilerin gelişmesi ise bu stratejik kazanımın siyasi boyutunu güçlendirmektedir. Türkiye, denizlerdeki haklarını ve bölgesel çıkarlarını kendi coğrafyasını, millî menfaatlerini ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını esas alarak savunmaktadır. Mavi Vatan yaklaşımının temelinde de bu irade bulunmaktadır.